Tarsus Cezaevi'nde çıplak arama işkencesi devam ediyor!

  • 09:13 20 Mart 2018
  • Güncel
MERSİN - Tarsus Cezaevi'nde bulunan Pınar Demir isimli tutsak, 13 kadının süngerli oda işkencesine maruz bırakıldığını anlatarak, açlık grevinin ardından talepler kabul edilmesine rağmen yeni cezaevi müdürünün çıplak arama dayatmasında bulunduğu söyledi. 
 
Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan Pınar Demir, yolladığı mektup aracılığıyla yaşadıkları hak ihlallerini anlattı. 3 Mart'ta çıplak aramaya direnen 13 kadının süngerli odaya alınıp işkenceye maruz bırakıldığını hatırlatan Pınar, açlık grevini sonlandırdıklarında taleplerin kabul edildiğini ancak cezaevi müdürünün değişmesiyle birlikte saldırıların tekrar başladığını kaydetti. 
 
Pınar, 13 kadının gardiyanlar tarafından saldırıya maruz bırakıldığı anları şöyle anlattı: 
 
"Arkadaşlarımız gardiyanlar tarafından zorla yerde sürüklenerek hücrelere ve süngerli odalara kapatıldı. İçlerinde yüksek tansiyon, kalp ve Hepatit B hastalığı olan arkadaşlarımız da vardı. Bu arkadaşlarımızın sürekli doktor gözetiminde olmaları gerekirken şu anda ne durumda olduklarını dahi bilmiyoruz. Arkadaşlarımızın protesto şekillerinde cezaevini tehlikeye düşürecek, işleyişini sekteye uğratacak bir durum olmadığı halde arkadaşlarımız zorla, resmen kaçırılmıştır." 
 
'Yeni müdür çıplak arama konusunda ısrarcı davranıyor'
 
Asıl suçlu olanların kendilerine çıplak aramayı dayatanlar olduğunu vurgulayan Pınar, "Daha önce defalarca bu konu hakkında kurum müdürleriyle konuştuk. Yine bu tür hak ihlallerine karşı 40 günden fazla açlık grevinde bulunduk. O süreçte yeni kurum müdürü bizzat çıplak aramanın artık yapılmayacağını belirtmesine rağmen; bir ayı aşkın süredir yeni kurum birinci müdürü çıplak arama işkencesini devam ettirmekte ısrarcı davranıyor" dedi. 
Haftada bir yapılması gereken telefon görüşmesi hakkının da ellerinden alındığını söyleyen Pınar, mektubun devamında şunları kaydetti:
 
'Provokasyon mu amaçlanıyor?'
 
"İletişim cezası olmamasına rağmen keyfi bir şekilde görüşlerimiz engelleniyor. Ailelerimize, avukatlarımıza ulaşamıyor, yaşadığımız hak ihlallerini aktaramıyoruz. Bu cezaevinde ne yapılamaya çalışılıyor. Amaç provokasyon yaratmak mı? Ne tesadüftür ki önceki kurum müdürü 90'lı yıllarda Diyarbakır Cezaevi'nde 10 arkadaşımızın katledilmesinde yer alırken, şimdi ki kurum birinci müdürü "Hayata dönüş" operasyonunda cezaevlerinde görev alan bir müdür. İnsanların katliamlarında sicillerine işlenen süreçlerde yer alan bu müdürler bilinçli bir şekilde mi buraya atanıyor? Provokasyon yaratarak yeni katliamlara mı imza atılma isteniyor? Fiziksel olarak dört duvar arasında olan biz tutsaklara her gün yeni bir uygulama dayatılıyor.
 
'İşkenceye ve saldırılara karşı iradesiz değiliz'
 
Bir gün 'tek tip elbisesi genelgesi var' diyorlar, bir başka gün 'aşağıda hazır ol düzeniyle ayakta sayım vereceksiniz' deniyor. Bütün etkinlikler ve sosyal faaliyetler kaldırılıyor. Tam bir tecrit yaşatılıyor. Ne aynı cezaevinde bir ötedeki arkadaşlarımızı bu tür faaliyetlerde görebiliyoruz ne de sürekli tutulan tutanaklardan kaynaklı ailelerimizi görebiliyoruz. Bizler tarafımıza verilen haksız cezaları infaz ediyor olabiliriz; ancak her gün her saat işkenceye açık iradesizler değiliz. Siyasi kimliğimizden dolayı her yerde ve bu cezaevinde saldırılara maruz kalıyoruz. Bizlere koğuş kapısından adım attığımız gibi potansiyel saldırı nesnesi muamelesi yapılıyor. Ne hastanede, ne koridorda, ne de koğuşlarda can güvenliğimiz kalmamıştır. Yapılan hak ihlallerine karşı gösterdiğimiz en ufak bir tepkide sürüklenerek süngerli odalara kapatılıyoruz, darp ediliyoruz. Bizler bu uygulamaları asla kabul etmeyeceğiz. 
 
'Çıplak aramayı kabul etmiyoruz'
 
Ahlaki ve hukuki olmayan çıplak aramaları kabul etmiyoruz. Kamuoyundan da bu konuda duyarlılık bekliyoruz. Ayrıca bu hak ihlalleri ile bağlantılı bir şekilde Özgürlükçü Demokrasi gazetesini düzenli olarak takip edemiyoruz."