'Kapitalizm hafıza mekanlarını yok etti'

  • 11:44 8 Aralık 2018
  • Güncel
İSTANBUL - HDK Sağlık Kurultayı'nda konuşan Eş Sözcü Gülistan Kılıç Koçyiğit, "Kentler, sadece yaşattıkları hava kirliliği, olumsuz barınma koşulları, kirli su veya diğer parametreler üzerinden insan sağlığını olumsuz etkilemiyor. En temel varoluş olan toplumsallığımıza yönelerek bizleri sağlıksız kılıyor" dedi.
 
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Sağlık Meclisi'nin düzenlediği, 8-9 Aralık tarihlerinde iki gün sürecek olan 'Kapitalizmin Kentlerine Alternatifimiz Var' temalı Kurultay'ın ilk günü başladı. HDK Toplantı Salonu'nda gerçekleşen kurultayda "Sağlık tartışmasını nasıl yürütmeliyiz?",  "Bizi sağlıksız kılan nelerdir?", "Kapitalist kentler sağlığımızı nasıl tehdit ediyor?",  "Bizim kentlerimizi hangi ilkelerle inşa etmeliyiz?" konu başlıkları ele alınacak. Kurultayda katılımcı olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, HDK eş sözcüleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Onur Hamzaoğlu yer aldı.
 
'faşizm mutlak tecrit uygulamaktadır'
 
Programın açılış konuşmasını yapan Gülistan sözlerine Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve HDP Hakkâri Milletvekili Leyla Güven'in 31'inci gününde olan açlık grevi eylemini selamlayarak başladı. Açlık greviyle verilen mücadelenin yaşanılan koşullara çok iyi bir örnek olduğunu belirten Gülistan, "İçinde yaşadığımız faşizm koşulları öyle bir faşizm ki kendi cezaevindeki bir hükümlüyü ailesi ve avukatlarıyla görüştürmeyerek 5 Nisan 2015'ten beri mutlak bir tecrit uygulamaktadır. İmralı'da uygulanan tecrit bu ülkenin çıplak resmini gözler önüne seriyor ve bunun için gerçekleştirilen eylemin de yine cezaevinde olması da resme daha yakından bakmamıza tanıklık ediyor. Cezaevini yaratan mantığa bakıldığı zaman zaten özgür düşünceyi, özgür insanı yok etmek istedikleri mekânlar olması itibariyle de bu gün işleyeceğimiz kent ve mekân tartışmasına da bir temel oluşturuyor" dedi.
 
İnsanlığın kölelik koşullarında yaşatılması için türlü yöntemler geliştiriliyor
 
Gülistan, insanlık mücadelesinin yüzyıllardır her zaman daha iyi, daha güzeli ararken bunun karşısındaki güçlerin de insanlığı kölelik koşullarında yaşatmak için türlü yöntemler geliştirdiğini ve cezaevinin de bunlardan biri olduğunu ifade etti. "Kırdan kente göç ile nüfusun artışıyla beraber başlayan iş bölümü ve o iş bölümüyle yükselen kentlere yakından bakmamız gerekiyor. Bu iş bölümü, bu üretim ilişkileri hem kentleri hem de kentteki yöneten-yönetilen ikiliğini ezen-ezilen ikiliğine de temel bir kaynak oluşturuyor" şeklinde devam eden Gülistan, bugünkü kurultayda kentlere sağlık açısından bakıp inceleyeceklerini belirtti.
 
Kapitalizm kentleri insanı insana, insanı doğaya yabancılaştırıyor
 
Yakından bakıldığında içinde yaşanılan kentlerin ne yazık ki doğal kentler olmadığını vurgulayan Gülistan, "Bu kentler kapitalizmin ihtiyaçlarına göre dizayn edilmiş ve her gün kimliğimize, emeğimize, alın terimize, geçmişimize ve toplumsallığımıza el koymaya çalışıyor. Bu kentler, bu gün için kanserleşen kentler diye tanımladığımız nüfusu milyonları aşan kentlerin her birisi insanı insana ve insanı doğaya yabancılaştırıyor. Bütün bu yabancılaşmanın sonucunda da insanın en temel varoluş gerekçesi olan toplumsallığını yok ederek bir başka boyuta taşıyor. Bu da temel sağlıksızlık gerekçelerinden birini oluşturuyor" dedi.
 
İş bölümü üzerinden büyüyen kapitalim kentlerinin temel bir mantığının daha olduğunu kaydeden Gülistan, "Aynı zamanda kentler, iktidarın, tahakkümün ve sömürünün mekânlarıdır. Bir zamanlar kır daha güçlüyken zamanla bu iş bölümüyle kentler büyüdü. Kentte yaşayan bütün toplumsal kesimler, bütün inançları, farklılıkları yok ederek kendisini yeni bir biçimde daha homojen bir kimlikte yaşatmayı da düşünüyor" diye konuştu.
 
'Bizi acizleştirmek ve yok etmek istiyorlar'
 
Her bireyin büyüyen kentlerde yalnızlaştığının altını çizen Gülistan herkesin toplumsallığından, inançlarından, köklerinden, kültüründen yalıtıldığını da ekledi. Bütün bu yalnızlaşma ve yalıtmanın sonucunda da herkesin sistemin karşısında acizleştiğini de söyleyen Gülistan, "Bizi acizleştirmek ve yok etmek istiyorlar. Kapitalizmin çeşitli dönemlerde kente dair farklı yaklaşımları oldu. Bir dönem kentler, ucuz iş gücü olsun diye kentin çeperlerinde çok yüksek oranlı nüfus birikirken oralar varoşlar, gidilmemesi gereken yerlerken, gece kondu mahalleriyken kentlerin büyümesiyle beraber buralar şehir merkezlerinde kaldı" değerlendirmelerinde bulundu.
 
Gülistan, "Kapitalizm, gün geldi gece kondu mekânlarına şehrin varoşlarını da yeniden el koyarak, yeniden oralardaki yoksulları sürerek, onların emeğine ve onların birikimlerine el koyarak kendini yeniden üretmenin araçlarını oluşturdu Bunlara Dolapdere, Kadifekale, Tarlabaşı gibi çarpıcı örnekleri verilebilir" diye konuştu. 
 
'Sur'un kent savaşlarından sonra yıkılmak istenmesi'
 
Kapitalizmin aynı zamanda hafıza mekânlarını da yok ettiğini kaydeden Gülistan, "Örneğin Hasankeyf'in baraj altında bırakılması tam da buna bir örnektir. Sur'un kent savaşlarından sonra yıkılmak istenmesi ve 7 bin yıllık insanlık tarihinin Toki evleriyle takas edilmesi ve bütün bunun dünyanın gözü önünde yapılması da nasıl bir bakış açısıyla kentlere ve kentlerdeki mekânlara ve hafıza alanlarına yaklaşıldığını da göstermektedir" sözlerine yer verdi.
 
'Sağlık tanımına siyasal iyilik halini de ekleyebilir miyiz?'
 
İnsan-insan çelişkisi ve insan-doğa çelişkisinin bu gün en fazla üzerinde durulması gereken konu olduğunu vurgulayan Gülistan, "Bu çelişkilerin her biri gündelik hayatımızın içerisinde yeniden ve yeniden üretiliyor. Herkes fark ederek veya etmeyerek bu ilişkinin birer dişlisi, bu çarkın birer dişlisi haline geliyor. Kentler, sadece yaşattıkları hava kirliliği, olumsuz barınma koşulları, kirli su veya diğer parametreler üzerinden insan sağlığını olumsuz etkilemiyor. En temel varoluş olan toplumsallığımıza yönelerek bizleri sağlıksız kılıyor" şeklinde konuştu.
 
Dünya Sağlık Örgütü'nün sağlık tanımının 'Sağlık bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik halidir' olduğunu hatırlatan Gülistan, "Bugün bizler bunu tartışmaya açacağız. Bütün bu tanımlama yeterli midir, yoksa sağlıklı olmak için farklı parametreler farklı iyilik halleri de gerekli midir konularını ele alacağız. Hatta bir siyasal iyilik halini de ekleyebilir miyiz konusunu da tartışmaya açacağız" dedi.
 
Açılış konuşmasının ardından kurultay basına kapalı bir şekilde devam ediyor.