Sebahat Tuncel: AKP-MHP faşizmine karşı yeni bir mücadele bayrağı dalgalanıyor

  • 09:01 12 Ocak 2019
  • Güncel
Habibe Eren 
 
ANKARA - 12 Eylül faşizmine karşı görkemli direnişin sergilendiği Diyarbakır Cezaevi’nde bu kez AKP-MHP faşizmine karşı yeni bir mücadele bayrağı dalgalandığını belirten DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, “Leyla Güven’in başlatmış olduğu direniş, 2019’un da karakterini belirlemiş oldu. Sürecin nasıl sonuçlandığını bu mücadele belirleyecektir” dedi.
 
Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde tutsak bulunan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili  Leyla Güven’in PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle 8 Kasım’da başlattığı ve 65’inci günü geride bırakan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine birçok cezaevinden gelen destek yayılarak sürdürülüyor. Tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevi eylemine giren Kürt siyasetçilerden biri de 2 yıldan fazladır Kandıra F Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel idi. Sebahat, Leylan Güven öncülüğünde başlatılan cezaevlerindeki açlık grevine ilişkin sorularımızı yanıtladı.
 
* Leyla Güven’in PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle başlatmış olduğu açlık grevi 66’ncı güne girdi. Öncelikle Leyla Güven şahsında başlatılan bu eyleme ilişkin ne söylemek istersiniz?
 
DTK Eşbaşkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’ in 7 Kasım 2018’de kamuoyuna duyurduğu süresiz-dönüşümsüz açlık grevi kararı yeni bir direniş sürecinin de başlangıcı oldu. 12 Eylül faşizmine karşı görkemli direnişin sergilendiği Amed Zindanı’nda bu kez AKP-MHP faşizmine karşı yeni bir mücadele bayrağı dalgalandı. Leyla arkadaşımızın öncülük ettiği bu mücadele cezaevleri başta olmak üzere Hewler, Süleymaniye, Strasbourg, Galler ve daha pek çok yerde yeni katılımlarla büyümektedir. Kürt halkına dayatılan zor ve zulüm politikalarına, inkar, imha ve asimilasyon politikalarına karşı nasıl bir duruş sergilenmesi gerekliliğini de göstermektedir. 
 
Leyla Güven bir milletvekili olarak bu eyleme kendisi için değil halkların, kadınların geleceği için, barış ve özgürlük için halkın gerçek temsilcisi olarak sorumluluk üstlenmiştir. Sayın Abdullah Öcalan üzerinde 20 yıldır İmralı Adası hapishanesinde sürdürülen tecrit, siyasi iktidar tarafından sistematik işkence düzenine dönüştürülmüştür. 2015 yılında Dolmabahçe Mutabakatı’nın yok sayılması, müzakere masasının devrilmesinden bu yana, Anayasal ve yasal hakların dahi gasp, devrilmesinden bugüne, ağır tecrit, mutlak tecride dönüştürülmüştür. O günden bugüne Türkiye’nin içine girdiği şiddet sarmalı hak ve özgürlüklerin kaldırılması, ekonomik, siyasi kriz Kürt sorunundaki çözümsüzlük ve tecrit politikaları ile doğrudan bağlantılıdır. Sayın Güven başlattığı eylemle bu gerçeğe dikkat çekmektedir. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü Ortadoğu halklarının barış ve güven içinde bir geleceği ancak tecrit ve izolasyon politikalarının ortadan kalkması, eşitlik, özgürlük ve demokrasinin işletilmesi ile mümkün olacaktır.
 
Yine Amed Zindanı’nda kadın öncülüğünde yeni bir mücadele süreci başlamıştır.
 
* Leyla Güven’in başlatmış olduğu eyleme karşı Türkiye cezaevlerinin birçoğundan destek geldi. Şu anda 30 cezaevinde 200’den fazla tutsak süresi- dönüşümsüz açlık grevinde. Leyla Güven’in eylemine ses olan cezaevindeki tutsakların direnişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Cezaevlerinin açlık grevine bakışı nasıl?
 
Cezaevleri, siyasi ve toplumsal mücadelenin her döneminde, toplumsal ve siyasal sorunların tıkanması ve çözümsüzlüğün derinleşmesi sürecinde sorumluluk üstlenmiş, mücadelenin önemli bir merkezi olmuştur. 12 Eylül faşist darbesine karşı cezaevleri direnişi, özellikle Amed zindanı direnişi büyük bedeller karşılığında insan iradesinin neler yapabileceğini göstermiştir. Zindanlardaki devrimciler şahsında halka dayatılan zulme, köleliğe onursuzluğa karşı verilen kahramanca direniş, insan onurunu korumakla birlikte faşizmi yenilgiye uğratmıştır. Zindanlardaki direniş dalga dalga dışarı da yayılarak hem içeride hem dışarıda halkların eşitlik ve özgürlük bayrağı dalgalandırılmıştır. Zindanlardaki kadın direnişi mücadelesi de bir o kadar görkemlidir. Amed Zindanı’nda Sakine Cansız ve arkadaşlarının direnişi, erkek egemen faşist düzenin temsilcilerinin yüzüne tükürerek kadının cesareti ve kırılmaz iradesinin temsilini bugün zindandaki kadınlar sürdürmektedir. Bugün bir kez daha kadınlara, halklara, inançlara doğaya karşı erkek ulus devletin uyguladığı zor politikaları, savaş şiddet politikalarına karşı yine Amed Zindanı’nda kadın öncülüğünde yeni bir mücadele süreci başlamıştır. Amed’de başlayıp Türkiye’deki tüm zindanlara yayılan bu direniş süreci de faşizmi yenilgiye uğratacaktır.
 
* Her kaos sürecinde ya da savaş sürecinin tekrar canlandırılmak istendiği süreçlerde tecrit ağırlaştırılıyor. Var olan bu kriz sürecini nasıl okumak gerekiyor?
 
Tecrit politikası sadece Kürt halkını etkilememektedir aksine tüm Türkiye halklarını etkilemektedir. Sayın Öcalan ile devlet yetkililerinin, HDP’li vekil arkadaşlarımızın da içinde olduğu heyetin görüşmeleri sürdürdüğü 2013-2015 yılları arasında Türkiye’de yaşanan süreç, demokrasi ve özgürlükler konusunda yaşanan gelişmeler, toplumun yüzde 70-80’inin desteğini almış ve halklar, kültürler, inançlar arası eşitlik ve banışın mümkün olabileceği konusunda büyük bir inanç gelişmişti. Siyasi iktidar, yaşanan bu sürecin halklara kazandırdığını ancak bu durumun kendilerinin çıkarına uygun olmadığına karar vererek, süreci sonlandırıp ‘çöktürme planını’ devreye koydu ve Türkiye’yi bir karanlığa sürükledi. Kapitalist modernist sistemin krizi Türkiye’de Kemalizm’in kriziyle daha da derinleşmiştir. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Kürtler ve dindar kesim dışarıda bırakılmış, bu gerçek anlamda demokrasinin yerleşmesine engel olmuş ve Cumhuriyet imha ve asimilasyon üzerinde şekillendirmiştir. Bu durum da sürekli krizli bir yönetim gerçeğini açığa çıkarmıştır.
 
2002 yılında iktidara gelen AKP, çeşitli cemaatlerle kurduğu koalisyonla dini grupların iktidara gelmesini ve bürokraside güçlenmesine neden olmuştur. AKP- FETÖ 12 yıl sonunda çıkar çatışması nedeniyle birbirine karşıt konuma gelmiştir. 12 yıl ülkeyi birlikte yöneten AKP-FETÖ, 12 yıl sonunda çıkar çatışması nedeniyle birbirine karşıt konuma gelmiş ve başarısız bir darbe girişimi ile Türkiye’deki siyasi krizi, yönetim krizini daha da derinleşmiştir. Sayın Öcalan ile yapılan tüm görüşmelerde bu konular olası riskler ve çözüm yolları tartışılmış, Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümünün  Türkiye’deki siyasi, ekonomik krizi de büyük ölçüde çözeceği o dönem kamuoyu ile de paylaşılmıştır. Ancak yukarıda da ifade ettiğim gibi siyasi iktidar bunun yerine çözümsüzlük siyasetini esas almış Cumhuriyet’in içine girdiği yapısal krizden çıkış yolu olarak tekçi ve otoriter, faşist bir yönelim içine girmiştir. Bu süreci de Kürt karşıtlığı üzerinden şekillendirmiştir. Dikkat ederseniz o günden bugüne hem iç siyasette (belediyelere kayyım atanması, halk iradesinin gaspı, parti eşbaşkanları, milletvekili, belediye eşbaşkanları ve parti yönetici ve üyelerinin rehin alınması) hem de uluslararası siyasette, Suriye, Irak ve İran'a yönelik politikasını Kürt karşıtlığı üzerinde kurmuştur. Bu politika 31 Mart 2019 seçimlerine kadar ve hatta o dönemki siyasi koşullara göre daha sonrada devam etmesi çok güçlü bir olasılık.
 
AKP’nin muhalefeti hukuk eliyle baskı altına alması, seçilmişlerin cezaevlerinde rehin olarak tutulması, demokratik muhalefetten ne kadar korktuğunun en somut göstergesidir.
 
* Leyla Güven, açlık grevlerinde kritik bir aşama olan 60 günü geride bıraktı. Avukatlarının verdiği bilgilere göre sağlık durumu giderek kötüleşiyor. Halk tarafından seçilmiş bir vekilin bedenini açlığa yatırması ve durumunun giderek ağırlaşmasına karşın iktidar cephesinden bir adım atılmadı. Buna ilişkin ne söylemek istersiniz?
 
Mevcut bu siyasi tabloya bakınca Hükümet’in demokratik siyasi alandaki baskılamalarının süreceği görülüyor. Böylesi bir durumla Leyla Güven arkadaşımızın başlatmış olduğu açlık grevine ‘kör, sağır, dilsiz’ kalmaları şaşırtıcı değildir. Burada önemli olan demokratik kamuoyunun, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve adalet talep edenlerin bu süreçte Leyla arkadaşımız başta olmak üzere açlık grevi direnişçilerinin talebini görünür kılması ve sahiplenmesidir. Leyla Güven, çok uzun yıllar demokratik siyaset alanında görev yapmış ve kadın özgürlük mücadelesini yürütmüş. 2004 yılında Adana Küçükdikili Belediye Başkanı olarak kadın özgürlük mücadelesinin deneyimleri ile yerel demokrasiyi geliştirdi. 2009 yerel seçimlerinde Viranşehir Belediye başkanı iken 2009 siyasi soykırım operasyonlarında tutuklanıp 5 yıl cezaevinde kaldı. 7 Haziran seçimlerinde Urfa Milletvekili seçildi. DTK Eşbaşkanı olarak yaptığı siyasi çalışmalar ile Efrîn işgaline ilişkin yaptığı açıklamalar nedeniyle tutuklu olduğu dönemde yani 24 Haziran seçimlerinde de Hakkari Milletvekili seçildi. Milletvekili dokunulmazlığı olduğu halde halen cezaevinde olması kabul edilemez. Bu halk iradesine yönelik bir saldırıdır aynı zamanda. Hakkarili yurttaşların iradesinin gaspıdır. AKP’nin muhalefeti hukuk eliyle baskı altına alması, seçilmişlerin cezaevlerinde rehin olarak tutulması, demokratik muhalefetten ne kadar korktuğunun en somut göstergesidir. Türkiye halklarına toplumsal, siyasal, ekonomik ve ekolojik sorunları kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi için tek gerçekçi çözüm üreten, yeni bir yaşam için radikal demokrasi çizgisi için mücadele eden ve milyonlarca insanın umudu haline gelen HDK/HDP, DTK/DBP’dir. Özgür bir yaşam umudunu büyütmek ve yaşamı kurmak için nerede olursak olalım mücadele devam ediyor. Leyla Güven arkadaşımızın parlamento kürsüsü gasp edilmiş,  özgürlüğü elinde alınmış olsa da kadınlara, halklara öncülük etmenin en onurlu direngen yolunu gösterdi. Bu direniş tecridi kıracak, kadınların ve halkların özgürlüğü için yeni bir yol açacaktır.
 
* Leyla Güven yeni bir yıla direniş ile başladı. Ve bu direniş dalga dalga yayıldı. Son olarak bu süreci ne belirleyecektir?
 
 Bu direniş Sayın Leyla Güven'in 2018’in 8 Kasım’ında  başlatmış olduğu direniş, 2019’un da karakterini  belirlemiş oldu. Bu yıl kadınlar açısından, Kürt halkı açısından, demokrasi ve özgürlük güçleri açısından, faşizme karşı direnişin ve mücadelenin yükseltileceği bir yıl olacaktır. Sürecin nasıl sonuçlandığını bu mücadele belirleyecektir. Zindan direnişi etrafında kenetlenmek, örgütlülüğümüzü güçlendirerek yaşamın her alanında direnişi geliştirmek tecridin kırılmasına, barış demokrasi ve özgürlükler için yeni bir yol açılmasını sağlayacaktır. O nedenle kadınlar başta olmak üzere eşit, özgür barış içinde bir yaşamı savunanlar, güvenli bir gelecek kurmak isteyen herkesin faşizme karşı birleşmekten başka seçenekleri yoktur. Bugün kadın dayanışmasının, halklar arası dayanışmanın hiç olmadığı kadar güçlenmesi gereken bir süreçtir. Türkiye’yi kocaman bir hapishaneye çeviren, halklar kültürler,  inançlar arasına duvarlar örerek birbirinden tecrit eden, özgürlükleri, adaleti ortadan kaldıran düzen İmralı’da kurulmuş ve tüm Türkiye’ye yayılmıştır. Türkiye’nin asıl gündemi bana göre budur. Özgürlüğü olmayanın demokrasisi olabilir mi? Egemenler bizim başarabilme umudumuzu kırmak istiyorlar, bizlerde direnişle, dayanışmayla zulmün kalelerini yıkacak, tecridi kıracak, haklarımızı özgürlüğe taşıyacağız.  Bu inançla tüm dostları, yoldaşları sevgiyle selamlıyorum.