Süreçte medyanın rolü: Barış dilini kurmadı
- 09:07 12 Temmuz 2026
- Medya Kritik
Nazlıcan Nujin Yıldız
HABER MERKEZİ - Toplumsal krizlerde, savaş ve çatışma durumlarında, barış süreçlerinde önemli bir konumda olan medya, bu noktada sadece kaba anlamda “Bilgi vermekten” değil, bu süreçlerdeki yaklaşımıyla birlikte toplumu var olan sürece hazırlamaktan da sorumlu. Ancak ana akımın yaklaşımı, tüm etik değerlerin ve sorumlulukların görmezden gelinmesine neden oluyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihinde Kürdistan, Türkiye ve Orta Doğu’yu olumlu yönde ve derinden etkileyecek tarihi ve önemli bir çağrıda bulundu. Bu tarihi çağrının ardından PKK, 5-12 Mayıs tarihlerinde yaptığı 12'nci kongrede fesih kararı aldığını duyurdu. Fesih kararının ardından KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğünde 30 gerilla, 11 Temmuz tarihinde Silêmanî'nin Dukan ilçesinde bulunan Casene Mağarası önünde silah yakma töreni gerçekleştirdi.
Silah yakma töreninin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen devlet tarafından herhangi somut bir adım atılmadı. Bu bir yıllık süreç içerisinde PKK’nin attığı tarihi adım yalnızca bu törenle sınırlı değildi. Barışın sağlanması için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan çalışmalarına devam ederken, PKK tarihi adımlar atarken siyasette önemli çağrılarda bulunulurken ve Kürt halkı yaşadığı bütün zorluklara, baskılara, katliamlara rağmen barışta son derece ısrarcıyken devletin henüz somut adım atmaması, sürece olan yaklaşımın da sorgulanmasına neden oluyor.
Süreç için atılan adımlar ve medyanın geri adımları
Bu sorgulama en çok da medyanın süreci ele alış şekli nedeniyle gerçekleşiyor diyebiliriz. Çatışmalı dönemlerin ardından çözüm adına atılan adımların ardından başlayan barış süreçlerinde, barış gazeteciliği yapabilmek ulus devlet sisteminde pek mümkün görünmese de Türkiye özelinde ana akım tarafından bunun hiç denenmediği hakikatiyle karşı karşıyayız. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yapıldığı günden bu yana sürecin ilerleyebilmesi adına tek bir söz kurmayan ana akım, süreci ve çağrıyı sadece kazanan-kaybeden anlayışına sıkıştırdı. Ardından atılan her önemli adım, ana akım tarafından oldukça dar ve yanlış bir şekilde ele alınırken, bunun topluma olan yansımasını görmemek elbette ki mümkün değil.
Tarihi adımın atıldığı 11 Temmuz tarihinde ve ardından gelen süreçte bu önemli gelişmeler karşısında ana akımın ve ana akıma alternatif olduğunu iddia eden medyanın, gelişmelere olan bakışını yapılan haberlerde yer verdiği başlıklardan anlamak mümkün. Örnek verecek olursak:
11 Temmuz: Tarihi tören nasıl görüldü?
Yeni Akit’in, tarihi törene dair yaptığı haberlerin başlıkları şu şekildeydi: “Türkiye’nin ayağına vurulan pranga 48 yıl sonra kırılacak! Terör örgütü yarın silah bırakacak”, “Süleymaniye'de silahlara veda PKK için yolun sonu”. TRT’nin yaptığı bir haberin başlığı ise şu şekildeydi: “Terörsüz Türkiye sürecinde tarihi gün: Terör örgütü PKK silah bırakıyor”. Sözcü ise şu başlığı kullandı: “47 yıllık ihanete 30 dakikalık şov”. Sadece bu örnekler, genel anlamda medyanın bu tarihi törene olan yaklaşımını anlatmaya yeter.
Barış dilini kurmayan medya
Tarihi törenin ardından devletin somut adım atmaması halkların temel gündemi oldu. Ancak ana akım ve alternatif olduğunu iddia eden kimi haber siteleri, iktidarın sessizliğine dair bir söz kurmadı. Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürecin ilerlemesi için verdiği çaba sonucu ortaya çıkan gelişmelerin tümünde, yukarıda örnek verilen çözümsüz ve düşmanca dil yeniden üretilirken sürece ve barışa olan inancını yitirmeyen Kürt halkının talepleri ise her zamanki gibi görmezden gelindi. Adına “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” dediğimiz bu süreçte medya ne barış dilini kurabildi ne de demokratikleşme yolunda bir adım atabildi.
Bitmeyen medya 'terörü'
Törenin birinci yılında da yaklaşım değişmedi. Cumhuriyet Gazetesi birinci yıldönümünde yapılan açıklamayı servis ederken şu başlığı kullandı: “Silah yakma törenin birinci yıl dönümünde terör örgütü PKK’den 'süreç' mesajı: 'İktidar çabalarımıza karşılık vermemiştir'”. Halk TV ise yine aynı yaklaşımla bu başlığı verdi: “Terör örgütü PKK’dan silah yakma yıldönümünde süreç açıklaması.”
Açıklama neden görülmedi?
İktidara yakın medya ise törenin birinci yılını doldurmasını da birinci yıldönümüne dair yapılan önemli açıklamayı da görmedi. Bunun nedeni, atılan adımların ardından devletin atmadığı “Somut adımların” sıkça gündemde tutulması oldu denebilir. Bu konuda herhangi bir sorumluluk almayan ve “Adım atma gereksinimi” duymayan devletin itibarını korumak yandaş medyaya düştü. Cumhuriyet Gazetesi ve Halk TV’nin verdiği haberlerdeki dil ise yine barış dilinden uzaktı. Ancak dikkat çeken nokta, iktidarın genel anlamda eleştirisini yapma görevini üstlenen sözde alternatif medyanın, söz konusu Kürt halkı ve Kürt özgürlük mücadelesi olduğunda yandaş medyayla nasıl yan yana saf tuttuğu oldu.
Hareket Yönetimi’nden açıklama
Son süreçte sürece dair en önemli gündemlerden biri de "Çerçeve Yasa". Tarihi törenin yıldönümünde açıklama yapan Hareket Yönetimi de şunları söyledi: “Son zamanlarda Rêber Apo’nun önerdiği "Kök Yasa"nın çıkıp çıkmayacağı tartışılmaktadır. Rêber Apo’nun makul önerilerine bir karşılık verilmediği gibi Özgürlük Hareketimiz de bu konuda bilgilendirilmemiştir. Çıkması öngörülen yasanın birinci dereceden muhatabı Rêber Apo ve Hareketimizken, tek taraflı yasa taslaklarından söz edilmesi soruna ve sürece ciddi yaklaşılmadığını göstermektedir. En önemlisi de öngörülen yasanın sadece silah bırakmaya dayandırılması ise yüz yıllık bir sorunun doğru ele alınmadığının ifadesi olmaktadır.
Böyle bir yasa ilk önce Rêber Apo ve Özgürlük Hareketimizin öncü kadrolarının konumunu belirleme ve Kürt sorununun çözümünün yolunu döşeme yasası olması gerekirken Önderliğimizin dışında tutulacağının söylenmesi barış ve demokratik toplum sürecini sabote etme anlamına gelir. Halkımız da Özgürlük Hareketimiz de Rêber Apo’nun özgür yaşar ve çalışır durumda olmadığı bir yaklaşımı kabul etmeyeceğini defalarca ortaya koymuştur. Bu süreçte en başta da bu gerçekliğin bilinmesi gerekir.”
Medya çerçeve yasayı nasıl ele aldı?
Hareket Yönetimi’nin de açıklamasında yer verdiği gibi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından önerilen kök çerçeve yasa hakkında yazılıp çizilenler, durumu tek taraflı ele aldı. Tek taraflı yasa taslakları, konu hakkındaki tartışmalar, çerçeve yasanın yalnızca “silah bırakmaya” dayandırılması, 27 Şubat’ta yapılan çağrının ardından yaşanan gelişmelere dair yazılanlardan ne farklı ne de bağımsız. Kürt halkının, Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tüm bu tartışmaların dışında tutulması gerçekçi bir yaklaşım sunmuyor. Haliyle medyanın dili de bu yaklaşıma göre ilerliyor. Ancak bu çözüm getirmiyor.







