Doğuştan gelen hak: Anadil (3) 2026-04-01 09:01:54 Dillerin özgürce konuşulabildiği bir anayasa talebi   Aycan Metin   WAN - KÛRDÎGEH öğretmeni Sevim Keskin, anadilin önemine dair değerlendirmelerde bulunarak, “Dil toplumun varlığıdır, dili olmayan toplum yok hükmündedir. Barış, toplumların bir araya gelerek, özgürlük, eşitlik ve onurlu bir sözleşmeye imza atmasıyla olur. Dillerin özgürce konuşabildiği bir anayasa olmalı” dedi.   Anadil, bir halkın kimliğini, kültürünü ve tarihsel hafızasını yaşatan en temel değerlerden biri olarak kabul ediliyor. Ancak Kürtçe başta olmak üzere birçok halkın anadili, uzun yıllardır inkâr, yasaklama ve asimilasyon politikalarının hedefi oluyor. Eğitimden kamusal alana kadar anadillerin kullanımı sınırlandırılırken, anadilin korunması, geliştirilmesi, demokratik ve toplumsal eşitlik mücadelesinin temel başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.   “Anadili, yalnızca bir iletişim aracı değil, düşünme biçimini, öğrenme süreçlerini, duygulanım dünyasını ve toplumsal aidiyet hissini belirleyen kurucu bir unsurdur. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere, anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilikle barışılması gerekmektedir.” Bu paragraf, “Barış ve Demokratik Toplum” süreci kapsamında Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” Komisyonunun raporundan.   Doğuştan gelen ve değiştirilemez haklar kapsamında yer alan anadilin salt evde konuşulan bir yaşam dili değil, kamusal alan başta olmak üzere tüm hizmet alanlarında resmileşmesi gereken temel bir hak olduğu, gelişen süreçle beraber en çok vurgulanan taleplerden. Biz de bu kapsamda anadilin kamusal alanlarda ve yaşamın her alanında neden önemli olduğu, yaşamsal olduğu ve doğuştan gelen bu hakkın tanınmamasının yarattığı sonuçlara odaklanarak bir dosya serisi hazırladık. Eğitimden sağlığa, yargıdan sanata kadar yaşamın her alanında yasal bir zemine kavuşması gereken anadilin önemini vurguladığımız dosya ile doğuştan gelen hakların tekçi ideoloji ile neden tek bir ırkın hakkı gibi görüldüğü ve tüm halkları neden kapsaması gerektiğine işaret ettik.   Dosyamızın bu bölümünde, çocuktan yetişkine Kürtçe dersler vererek Kürtçenin yaygınlaşmasına ve öğrenimine katkı sunan Kürt Kültürünü ve Dilini Geliştirme Derneği (KÛRDÎGEH) öğretmenlerinden Sevim Keskin, anadilin önemini anlattı. Yerel yönetimlere Kürtçe eleştirisi   Kürt dilinin tanınmasının önemine işaret eden Sevim Keskin, yerel yönetimlerin bu noktada önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Yerel yönetimlerin, kurum ve kuruluşların Kürt dili alanında çalışmalar yapması gerektiğinin altını çizen Sevim Keskin, “Halkımız, kendi dilini öğrenebilmesi için teşvik edilmeli. Fakat ne yazık ki şu ana kadar yerel yönetimlerin politikalarında Kürtçeye yeteri kadar yer verilmiyor. Kürtçeye yönelik çalışmalar yok. Şu ana kadar sadece belli başlı belediyelerde Kürtçeye yönelik kurslar açıldı ama bunun yetersiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Sistem zaten bizim kültürümüzü ve dilimizi yok etmeye çalışıyor. Bizler, bu konuda el ele vermeliyiz. Başta bunun öncülüğünü belediyeler yapmalı. Halkla birlikte el ele verip Kürtçeye yönelik çalışmalar yürütmelidir” ifadelerini kullandı.   ‘Yasaklayan sistemden beklememeli, kendimiz yapmalıyız’   Kürtçeye yönelik yıllardır gelişen inkâr politikalarını ele alan Sevim Keskin, sistemin yönetim şeklinin değişmesi gerektiğini belirtti. Sevim Keskin, “Sistemden bir şey beklememeliyiz çünkü sistem senin ana dilini yok ve inkâr ediyor. Sen, sistemin senin dilini geliştirmen için kurum ve kuruluşlar açacağını zannediyor musun? Zaten gerçek anlamda bir demokrasi olsaydı, bu ülkede Kürtçe eğitim dili olurdu. Eğer eğitim dili olsaydı, Kürtçe kurslarına ve atölyelere gerek kalmazdı. Sistemin yönetim şeklini artık garipsemiyorum. Sistemin eliyle yasaklanıyor. Sistem yasakladı ve yasaklayanlardan bir şey beklememeliyiz. Bizler, kendi şartlarımıza göre bir şeyleri öğrenebiliriz” dedi.   ‘Bu ülkede en büyük sorunumuz dildir’   Sevim Keskin, okul, lise ve üniversitelerde anadilde eğitimin olmadığına değinerek, Kürtçenin gittikçe yok olduğunu kaydetti. Kürtçenin bir an önce eğitimde yer alması gerektiğini aktaran Sevim Keskin, her alanda sistemin halka dayattığı dili konuşmak zorunda bırakıldıklarını aktardı. Sevim Keskin, “Bu ülkede en büyük sorunumuz dildir. Anadil önemlidir. Dilin yoksa bayrağının dalgalanması çok da önemli değildir. Ne yazık ki Kürtçe eğitim yok. Şu an okullarda, üniversitelerde öğrenciler kendi dilleriyle eğitim görmüyor. Küçük yaşlarda çocuklar okula başlarken, sistemin dayattığı dil ile eğitim görüyor. Öğrenciler, 20-25 yaşına kadar Türkçe dilinin etkisi altında kalıyor. O yüzden kendi dilimizde konuşmadıkça, dilimiz yok olur. Dilimiz, eğitimde yer almazsa tamamen yok olacak. Kürt dili dolayısıyla diğer kurum, kuruluşlarda da konuşulmuyor. Nereye gidersen git, sistemin sana dayattığı dili konuşmak zorunda kalıyorsun. Şu an için yaşadığımız en büyük sorun Kürt gençliğinin anadillerini bilmemesidir. Gençler, Türkçe dışında okuyamıyor ve yazamıyor” sözlerine yer verdi.   ‘Dilimizi konuşabileceğimiz bir anayasa inşa edilmeli’   Kürtçenin eğitim dili olmasının şart olduğunu belirten Sevim Keskin, “Kürt dili, çok büyük bir tehlike altındadır” dedi. Anayasanın, bütün dilleri kapsayacak bir şekilde oluşturulması gerektiğine değinen Sevim Keskin, “Var olan eğitim kurumlarımız ne kadar yeterli? Gençler bundan ne kadar haberdar ve ne kadar imkânları var? Dilimize sahip çıkmamız gerekiyor. Dilimizi konuşabileceğimiz bir anayasa inşa edilmeli. Ancak bu şekilde ana dilimize sahip çıkarız” diye konuştu.   ‘Anadilde eğitim ilk ailede başlar’   Sevim Keskin, Kürtçenin konuşulmasındaki en büyük sorumluluğun aileye düştüğünü söyledi. Asimilasyon politikalarının yaygınlaştığı dönemde, özellikle ailelerin bu politikalara karşı tutum sergilemesi gerektiğini kaydeden Sevim Keskin, “Cep telefonlarında, televizyonlarda ve sosyal hayatta, kurum ve kuruluşlarda Türkçeye gün boyu maruz kalıyoruz. Bundan dolayı evimizin içinde çocuklarımızla Kürtçe konuşmalıyız. Anadilde eğitim ilk ailede başlar. Ev içerisinde çocuklarımızla bir-iki saat Kürtçe konuşursak, dilin yok olmasının bir nebze de olsa önüne geçebiliriz. Eğer dilimizi konuşamazsak, dilimizden de kültürümüzden de uzaklaşırız, çocuklar ve gençler kendi dillerine karşı bir soğukluk hissederler. Bu anlamda aile çok önemli bir kavramdır. En başta da anne ve baba gelir. Biz, çocuklarımızı eğitmeliyiz. Gençler, anadilimizden uzaklaşıyor. Kürdistan’da özellikle asimilasyon politikaları olduğu için aileler biraz daha dikkat etmelidir” ifadelerini kullandı.   ‘Ülkede en çok konuşulan ikinci dil neden yasaklanıyor?’   Türkiye’de en çok konuşulan ikinci dilin Kürtçe olmasına dikkat çeken Sevim Keskin, anadili Kürtçe olan bireylerin dilini özgür bir şekilde kullanması gerektiğini dile getirdi. Sevim Keskin, “Bu ülkede en çok konuşulan ikinci bir dil neden yasaklanıyor? Bu sorun, Türkiye’nin kuruluş gününden beri böyle devam ediyor. Kürtlerin kültürü ve dili yüz yıldır yavaş yavaş yok edilmeye çalışılıyor. Biz Kürtler, bu politikaya yüz yıldır direniyoruz” diye konuştu.   ‘Dili olmayan toplum yok hükmündedir’   Komisyon raporuna da değinen Sevim Keskin, anadilin eksik bırakıldığına işaret etti. Sevim Keskin, “Dil bir toplumun varlığıdır, dili olmayan bir toplum zaten yok hükmündedir” diyerek dilin önemine vurgu yaptı. Sevim Keskin, “Bir komisyon kuruldu ve bu komisyonda rapor paylaşıldı. Kürtçenin resmi dil olmasının raporda yer almasını isterdik. Dünyada yaşayan insanların nasıl hakları varsa, kendi dilleri ile kendilerini ifade ediyorsa, bizim de o haklara sahip olmamız gerekir. Barış üzerine kurulan komisyon önemli ama dil konusu da bizim için çok önemli. Birinci önceliğimiz Kürtçenin statü sahibi olmasıdır. Elbette ki bir barıştan söz ediliyorsa, bu barış sözde kalmamalı. Barış nasıl olur? Barış, toplumların bir araya gelerek, özgürlük, eşitlik ve onurlu bir sözleşmeye imza atmasıyla olur. Sadece Kürt için demiyoruz, bunu Türkiye’de birçok halklar yaşıyor. Onların da dillerini özgürce konuşabildiği bir anayasa olmalı. Sözde kalamaz. Nasıl ki komisyonlar kuruluyor ve komisyonlarda birçok konu ele alınıyorsa, bizim için en önemli konu dil konusudur. Demokrasinin olmadığı yerde bir barış olamaz. Kısacası barış, demokrasi ve eşitlik ile olur” şeklinde konuştu.