Bu yıl Newroz sadece kutlanmadı, tarih yeniden ayağa kalktı 2026-03-23 09:06:10      Dilan Babat   HABER MERKEZİ- Bu yılki Newroz;  yağmur altında bekleyenlerin sabrı, meşalelerle yürüyenlerin kararlılığı, meydanlarda yükselen özgürlük talebi ve yaşamını yitirenlerin unutulmamış hafızasıyla; geçmişi bugüne, bugünü de yarına bağlayan büyük bir kolektif söz!   Bu yıl Newroz’u ilk defa sahadan değil, Haber Merkezi’nden takip ettim. Bir alanın tozunu yutmadan, kalabalığın içine karışmadan, halayın ritmini ayaklarımda hissetmeden Newroz’u izlemek bambaşka bir deneyimdi. Bir meydanın içine girmeden, onun sıcaklığına, sesine, nefesine karışmadan Newroz’u anlamanın eksik kalacağını düşünürdüm hep. Ama bu yıl ekran karşısında geçen saatler bana başka bir şeyi gösterdi: Bazı anlar vardır, fiziksel mesafeyi aşar; bazı duygular vardır, bulunduğun yerden bağımsız olarak seni içine çeker. Sabahın erken saatlerinden itibaren ekranlara yansıyan görüntüler, bir meydanın yalnızca fiziksel olarak değil, ruh olarak da nasıl kurulduğunu gösteriyordu. Alanda değildik belki ama o heyecan, o bekleyiş, o toplu nefes alma hali televizyon ekranlarının ardından da taşarak geliyordu. Newroz, yalnızca gidilen bir alan değil; hissedilen, çağıran ve insanı içine çeken kolektif bir hafıza olarak kendini hissettirdi.   Qendîl Newrozu    Bu yıl Kürdistan’ın dört bir yanından Qendîl’e kadar uzanan o büyük hat, yalnızca bir kutlama hattı değildi. Bu hat, bir halkın kendi hafızasını yeniden kurduğu, kendi sözünü yeniden söylediği, kendi varlığını bir kez daha görünür kıldığı bir hatta dönüştü. Her alanın ayrı bir rengi, ayrı bir sesi, ayrı bir ritmi vardı ama hepsinin ortaklaştığı şey aynıydı; ısrar, hafıza ve irade. Sarı, kırmızı, yeşil renklerle dolan meydanlar; ulusal kıyafetler, sloganlar, halaylar ve marşlarla yalnızca bir bayramı değil, tarihsel bir sürekliliği taşıyordu. Bu süreklilik, yıllardır bastırılmak istenen bir halkın hafızasının, bütün baskılara rağmen kendisini yeniden üretme gücünden besleniyordu.   Qendîl’de yağmura rağmen süren bekleyiş, bu yılın hafızaya kazınan en güçlü görüntülerinden biriydi. Yağmurun altında bekleyen kalabalık, yalnızca bir mesajı duymayı beklemiyordu; aynı zamanda tarihsel bir bağın, siyasal bir sözün, manevi bir buluşmanın da bekleyişini yaşıyordu. O görüntülerde ıslanan sadece giysiler değildi; sanki yılların özlemi, direnci ve bağlılığı da yağmurun altında daha görünür hale geliyordu. Halkın, yağışa rağmen alanı terk etmemesi sıradan bir kararlılık olarak okunamaz. Bu, bir aidiyetin, bir bağlılığın ve bir iradenin görünür haliydi. Çünkü bazı bekleyişler yalnızca zamana karşı değil, tarihe karşı da yapılır. Qendîl’de yağmur altında Abdullah Öcalan’ın mesajını bekleyen insanlar, bir liderin sözünün bekleyişi heyecanı içerisindeydi. O anlarda yağmur, bekleyişi dağıtan değil, tersine onun anlamını derinleştiren bir öğeye dönüştü. Sanki doğa da o bekleyişin tanığı olmuştu.   Mesaj net: Abdullah Öcalan’ı aralarında görmek    Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesajın alanlara ulaşması, bu yılın en güçlü kırılma anlarından biriydi. O mesaj yalnızca okunan birkaç paragraf değil, meydanlarda yankı bulan tarihsel bir çağrının devamıydı. Kelimelerin ötesinde bir karşılığı vardı; çünkü o mesaj, yalnızca politik içeriğiyle değil, ulaştığı zeminle de anlam kazanıyordu. Alanlarda toplanan milyonlar için bu mesaj, bir halkın kendi geleceğine ilişkin iradesini tazeleyen bir eşikti. Bu nedenle mesaj okunduğunda ortaya çıkan dikkat, sessizlik, yoğunlaşma ve ardından gelen sloganlar; yalnızca bir hitabı dinleme hali değil, kolektif bir aidiyetin ve ortak duygunun açığa çıkışıydı. Bu yıl en çok görünür olan duygulardan biri de halkın Abdullah Öcalan’ı yalnızca bir mesajla değil, bizzat kendi aralarında görmek istemesiydi. Meydanlara taşan talep buydu: Sözünü uzaktan duymak değil, kendisini özgür koşullarda halkıyla buluşurken görmek. Bu istek, yalnızca duygusal bir özlem değil; aynı zamanda siyasal ve tarihsel bir talep olarak öne çıktı. Çünkü halk, barışı kuracak iradenin, demokratik çözümün önünü açacak öznenin ve yeni dönemin inşasında belirleyici olacak düşüncenin sahibini kendi içinde, kendi meydanında, kendi sesiyle görmek istiyor. Bu yüzden alanlarda yükselen sloganlar, taşınan pankartlar ve konuşmalarda dile gelen ortak vurgu, yalnızca bir bağlılık ifadesi değildi; aynı zamanda çok açık bir toplumsal talebin ifadesiydi. Halk, artık yalnızca mesaj bekleyen değil; yüz yüze bir buluşmanın, fiziki özgürlüğün ve doğrudan temasın imkanını isteyen bir noktada duruyor. Bu da Newroz’un bu yıl yalnızca coşkuyla değil, çok net bir politik yönelimle kurulduğunu gösteriyor.   Amed Newrozu’na Abdullah Öcalan’ın mesajının ardından damgasını verenlerden biri de İmralı Sekreteryası’ndan Çetin Arkaş’ın yaptığı konuşma ve özellikle şu sözler, günün en çarpıcı eşiklerinden birine dönüştü: “Biliyoruz buradasınız” ve “Size bu meydandan söz veriyoruz: Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar; bunlara müsaade etmeyeceğiz!” Bu sözler yalnızca bir konuşmanın parçası olarak kalmadı; meydanın ortak hafızasına, ortak öfkesine ve ortak kararlılığına dönüştü. Çünkü bu cümlelerde sadece bir sadakat değil, aynı zamanda tarihsel değerlere sahip çıkma iradesi vardı. Bir halkın on yıllardır bedellerle yarattığı mücadele mirasının, kişisel hesaplara, dar çıkar ilişkilerine ya da fırsatçılığa teslim edilmeyeceği açıkça ilan ediliyordu. Bu nedenle bu sözler, meydanda yankılanıp kaybolan cümleler olmadı. Kolektif hafızada yer eden, önümüzdeki döneme dair siyasal tutumu da işaret eden bir beyana dönüştü.   Gece Newrozlarının verdiği mesaj    Newroz’un yalnızca gündüzle sınırlı kalmayan ruhu ise akşam saatlerinde meşaleli yürüyüşlerde yeniden görünür hale geldi. Belki de bu yılın en etkileyici görüntülerinden biri buydu. Gündüz meydanlarda kurulan kolektif enerji, akşamla birlikte meşalelerin alevinde yeni bir dile kavuştu. Gençlerin ve kadınların öncülüğünde gerçekleşen yürüyüşler, günün coşkusunu geceye taşıdı ama aslında bundan fazlasını yaptı. O yürüyüşler, Newroz’un yalnızca bir kutlama değil, tarihsel sürekliliği olan bir hafıza ve direniş biçimi olduğunu da yeniden hatırlattı.   Meşalelerin tarihi alanlarda yükselmesi bu yüzden çok özel bir anlam taşıyordu. Ateş, sadece karanlığı delen bir ışık değildi; hafızayı taşıyan, zamanı birbirine bağlayan, geçmişten bugüne uzanan kesintisiz bir mücadele çizgisini görünür kılan bir simgeye dönüştü. Tarihi taşların, surların, kadim mekanların önünde yükselen her meşale, bugünü aydınlatmıyor, aynı zamanda geçmişin tanıklığını da bugüne çağırıyordu. Bu yürüyüşlerde ateşin taşıdığı anlam, basit bir ritüelin çok ötesindeydi. O alevlerde hem Kawa’nın isyanı vardı hem de bugünün özgürlük arayışı. Hem tarih vardı hem güncel siyasal mücadele. Tam da bu nedenle Abdullah Öcalan’ın “Tarih günümüzde gizli ve biz tarihin başlangıcında saklıyız” sözü, bu yılki meşaleli yürüyüşlerde çok daha derin bir karşılık buldu. Çünkü gerçekten de o görüntülerde tarih, geçmişte kalmış bir anı değil; bugünün içinde canlı, hareketli ve yön verici bir güç olarak görünüyordu.   Bu yürüyüşlerde gençlerin ve kadınların ön safta olması ayrıca dikkat çekiciydi. Bu yalnızca kitlesel bir katılım değil, aynı zamanda geleceğin kimler tarafından taşındığını da gösteren bir tabloydu. Meşaleleri taşıyan eller, yalnızca bir gece yürüyüşüne katılan insanların elleri değildi; onlar aynı zamanda hafızayı, öfkeyi, umudu ve geleceği taşıyan ellerdi. Kadınların ve gençlerin bu ağırlığı, Newroz’un geleceğini de işaret ediyordu. Çünkü bugün özgürlük mücadelesinin ritmini kuran temel toplumsal dinamiklerin onlar olduğu bir kez daha açık biçimde görüldü.   Bu yılki Newroz’un bir başka belirleyici yönü de, özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin unutulmamış olmasıydı. Alanlarda taşınan fotoğraflar, anılan isimler, konuşmalarda kurulan cümleler ve sloganlara sinen hafıza, bize bir kez daha şunu hatırlattı: Bu meydanlar yalnızca yaşayanların değil, bu mücadele uğruna yaşamını yitirenlerin de meydanıdır. Her halayın içinde onların izi vardı, her sloganın içinde onların sesi, her meşalenin alevinde onların hatırası. Newroz alanları, bu yönüyle sadece bugünün sevincini değil, geçmişin acısını ve bedelini de taşıyordu. Bu nedenle kutlamalardaki coşku hiçbir zaman yüzeysel değildi; onun derininde büyük bir hafıza, büyük bir kayıp ve büyük bir sahiplenme vardı.   Ahlaki politik tutum    Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin unutulmaması, bu halkın en temel ahlaki ve politik damarlarından birini oluşturuyor. Çünkü bu mücadele, yalnızca bugün kurulan sloganlardan ibaret değil; yıllar boyunca ödenen ağır bedellerin, zindanların, sürgünlerin, dağların, meydanların ve direnişlerin toplamından oluşuyor. Bu yüzden Newroz alanlarında anılan her isim, aslında geleceğe taşınan bir söz anlamına geliyor. Unutmamak, burada yalnızca duygusal bir hatırlama biçimi değil; politik bir sahiplenme, tarihsel bir sadakat ve mücadeleyi süreklileştiren temel bir duruştur. Bu nedenle bu yılki Newroz’da hissedilen şeylerden biri de, yaşayanlarla yaşamını yitirenler arasındaki o görünmez ama güçlü bağdı.   Haber Merkezi’nden izlemek, bana bu yıl Newroz’un başka bir yönünü daha gösterdi: Bazen bir alanın içinde olmak kadar, ona dışarıdan bakmak da bazı şeyleri daha görünür kılıyor. Ekrana yansıyan her görüntüde bir halkın yalnızca kutlama yapmadığını; kendi tarihini, kendi sözünü ve kendi iddiasını yeniden kurduğunu görmek mümkündü. Newroz’un gerçek gücü de burada açığa çıkıyordu zaten. Bu güç, yalnızca kalabalığın büyüklüğünde değil; o kalabalığın taşıdığı anlamda saklıydı. O anlam ise bu yıl her zamankinden daha netti; hafıza silinmemişti, irade dağılmamıştı, talep geri çekilmemişti.   Bu nedenle bu yılki Newroz, bir kez daha gösterdi ki mesele yalnızca bir bayramı kutlamak değil. Mesele, hafızayı diri tutmak, ortak sözü büyütmek, tarih ile bugün arasındaki bağı koparmamak ve geleceğe dair iradeyi görünür kılmak. Kürdistan’ın her yanından Qendîl’e, meydanlardan tarihi alanlara, gündüzden geceye uzanan bu büyük akış; Kürt halkının, kadınların ve gençlerin yalnızca bugüne değil, yarına da söz söylediğini gösterdi. Aynı zamanda bu sözün yalnızca umutla değil, bedellerin hafızasıyla, kayıpların ağırlığıyla ve özgürlük talebinin açıklığıyla kurulduğunu da ortaya koydu.   Ve belki de bu yıl Newroz’u sahadan değil, ekran başından izlemek şunu hissettirdi: Bazı duygular mesafe tanımıyor. Bazı meydanlar, insan içinde olmasa da insanın içine kuruluyor. Bazı bekleyişler yalnızca bir güne değil, bir tarihe ait oluyor. Ve bazı sözler, yalnızca o anı değil, bir halkın geleceğini de kuruyor. Bu yılki Newroz tam da böyleydi: yağmur altında bekleyenlerin sabrı, meşalelerle yürüyenlerin kararlılığı, meydanlarda yükselen özgürlük talebi ve yaşamını yitirenlerin unutulmamış hafızasıyla; geçmişi bugüne, bugünü de yarına bağlayan büyük bir kolektif söz.