‘Kadın Adalet Hafıza Nöbeti’nde Rojda Odabaşı adalet istedi 2026-10-27 14:01:41   AMED - Amed Şiddetle Mücadele Ağı tarafından her salı gerçekleştirilen “Kadın Adalet Hafıza Nöbeti”ne katılan Rojda Odabaşı adalet çağrısında bulundu.   Amed Şiddetle Mücadele Ağı tarafından kadın katliamlarına karşı başlatılan “Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti” 4’üncü haftasında da Diyarbakır Adliyesi önünde devam etti. Nöbette, “Kadınlar adalet ve hafıza nöbeti tutuyor” pankartı ile katledilen kadınların fotoğrafları taşındı. Evinde komşusu tarafından ateşli silahla katledilme girişiminde bulunulan Rojda Odabaşı’nın yanı sıra siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcilerinin de katıldığı nöbette sık sık, “Jin, jiyan, azadî”, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Bijî tekoşina jinan” ve “Koruma, aklama, yargıla” sloganları atıldı.   ‘Unutmadık’   Bu haftaki açıklamayı Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Aycan Diril okudu. Bir ölüm, bütün deliller toplanmadan intihar veya kaza olarak kabul edildiğinde şüphenin giderilmiş olmadığını dile getiren Aycan Diril, hakikatin karanlıkta, sorumluların ise cezasız bırakıldığına dikkat çekti. Aycan Diril, “Biz hakikatin karanlıkta bırakılmaması ve hiç kimsenin unutulmaması için buradayız. Nöbetin dördüncü haftasında, 18–26 Ekim tarihleri arasında Türkiye’nin farklı kentlerinde yaşamını yitiren ve bilgilerine ulaşabildiklerimiz kadınların hikâyelerini ortak hafızada buluşturduk. Önceki tarihlerde katledilen, hukuki süreçleri ve adalet mücadeleleri devam eden kadınları da unutmadık” dedi.   ‘Rojda yalnız değildir’   Ayrıca Amed’de kendi evinde ateşli silahla saldırıya uğrayan Rojda Odabaşı’nın durumuna işaret eden Aycan Diril, failin tahliye edilmesinin, kadınların hayatta kalmasının maruz bırakıldıkları şiddeti önemsizleştiren bir gerekçeye dönüştürüldüğünü kaydetti. Aycan Diril, “Rojda’nın can güvenliğinin derhâl sağlanmasını, tahliye kararına karşı etkili bir hukuki inceleme yürütülmesini ve saldırının öldürme kastı dâhil bütün yönleriyle değerlendirilmesini talep ediyoruz. Bu sürecin takipçisiyiz. Rojda yalnız değildir” şeklinde konuştu.   Konuşmaların ardından katledilen kadınların hikayesi okundu   Melek Altınboğa   Melek Altınboğa 30 yaşındaydı. Bir çocuk annesiydi. Konya’nın Akören ilçesinde yaşayan Melek, 18 Ekim akşamı evli olduğu Murat Altınboğa tarafından av tüfeğiyle katledildi. Fail, Melek’i öldürdükten sonra aynı silahla kendisini yaraladı ve hastaneye kaldırıldı. 4 ay önce evlendiği erkek tarafından öldürülen Melek’in katledilmesini ‘evde çıkan tartışmanın’ sonucu gibi anlatan dili reddediyoruz. Erkek şiddetini tartışma, kıskançlık veya aile içi anlaşmazlık sözleriyle örten bu dil; aileyi kutsarken kadınların bağımsız yaşamını, boşanma ve nafaka haklarını hedef alan politikalarla aynı zeminden besleniyor. Kadınları şiddet ilişkilerinin içinde tutan bu düzen karşısında Melek’in adını ve özgür yaşam hakkını savunacağız.   Remziye Damar   Remziye Damar, 61 yaşındaydı. Mardin’in Kızıltepe ilçesindeki evinde 20 Ekim tarihinde şüpheli biçimde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Haberlerde Remziye’nin ‘intihara sürüklendiği’ iddiasına yer veriliyor ve soruşturma başlatıldığı belirtiliyor. Remziye’nin ölümünün daha soruşturmanın başında ‘intihar’ sözcüğüyle çevrelenmesini kabul etmiyoruz. Bu niteleme, devletin araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; cinayet ve intihara sürüklenme ihtimallerinin, Remziye’nin yaşamındaki olası baskı ve şiddet ilişkileriyle birlikte araştırılmasını gerektirir. Bütün kuşkular giderilmeden dosyanın kapatılmasına izin vermeyeceğiz. Remziye’nin adalet talebini de, mücadelemizi de dayanışma ile büyüteceğiz.   Aliye Aker   Aliye Aker, 27 yaşındaydı. Osmaniye’nin Bahçe ilçesinde evli olduğu Salih Aker tarafından 21 Ekim tarihinde ateşli silahla katledildi. Aliye’nin 20 gün önce evlendiği fail Salih Aker, Aliye’yi öldürdükten sonra aynı silahla kendi yaşamına son verdi. Aliye’nin katledilmesinin ardından failin kendi yaşamına son vermesi, hakikatin araştırılması gereğini ortadan kaldırmaz. ‘Öldürdü, ardından intihar etti’ cümlesi bir soruşturma sonucu değildir. Fail artık yargılanamayacak olsa da devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünden doğan idari, cezai ve siyasi sorumluluk devam etmektedir. Aliye’nin adını, adalet talebinde bulunan kadınların ortak hafızasında taşıyoruz.   Sevda Dinler   Sevda Dinler, 22 yaşındaydı. Sağlık meslek yüksekokulu mezunuydu ve KPSS’ye hazırlanıyordu. Adana’nın Kozan ilçesindeki Dağılcak Mesire Alanı’nda, 21 ekimde Gamber Fidan tarafından av tüfeğiyle katledildi. Fail olay yerinden kaçmaya çalışırken yakalandı. Bazı haberlerde Sevda’nın failin ilişki teklifini reddettiği, tehdit ettiği, ve bu nedenle hakkında uzaklaştırma kararı alındığı bildirildi. Gamber Fidan, Sevda’yı takip ederek öldürdü ve tutuklandı. Sevda, kendi yaşamı ve ilişkileri hakkında karar verme hakkını kullandığı için hedef alındı. Kadınların “hayır” deme hakkını erkeklerin sahiplik iddiasına tabi kılan bu düzen, erkek şiddetini üretiyor ve besliyor. Kadın cinayetleri öngörülemez olaylar değildir. Şiddetin geçmişi, tehditler, ısrarlı takip, silaha erişim ve koruma başvuruları çoğu kez cinayeti önceden haber vermektedir. Bir kadın korunmak için devlete başvurmuş ve ardından öldürülmüşse ortada salt bireysel suç değil, devletin bilinen ve gerçek bir riske rağmen yaşamı koruyamamasından doğan bir yaşam hakkı ihlali vardır. Sevda’nın kaybettiği güven içinde yaşama hakkının hesabını soracağız.   Perihan Akbulut   Perihan Akbulut 61 yaşındaydı. Beş çocuk annesi Perihan Akbulut, 22 Ekim tarihinde Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eşi Hasan Akbulut tarafından sokak ortasında öldürüldü. Bazı haberlerde failin daha önce Perihan’ı tehdit ettiği ve silahla yakalandığı da ileri sürülüyor. Hasan Akbulut, polis takibi sırasında intihar girişiminde bulundu ve hastanede öldü. Perihan, uzaklaştırma kararı bulunduğu halde öldürülmüşse kadınları yaşatmak için kurulmuş mekanizmalar işlemiyor; işlemeyen her mekanizma erkek şiddetine yeni bir hareket alanı açıyor demektir.  Şiddet ilişkisinden çıkmaya çalışan kadınları korumayan iktidar, hayatta kalıp boşanabilselerdi talep edebilecekleri ortalama 1.179 liralık yoksulluk nafakasını dahi hedef alıyor. Barınma, gelir ve bakım güvencesi sağlamayan bu politikalar kadınları şiddet gördükleri eve mahkûm ediyor. Perihan için adalet istiyoruz.   Özge Penbegül   İzmir’de katledilen Özge Penbegül’ün hikayesi şöyle: “Özge Penbegül 26 yaşındaydı. İzmir Barosuna kayıtlı avukattı. 22 Ekim’de İzmir’in Menemen ilçesindeki evinde, nişanlısı Aykut Erol tarafından ateşli silahla katledildi. Failin Hakkâri’de polis olarak görev yaptığı ve saldırının ardından aynı silahla kendi yaşamına son verdiği bildirildi. Faillerin ölmesi, kaçması veya cezalandırılması devletin sorumluluğunu sona erdirmez. Biz yalnızca tetiği çeken eli değil, o eli güçlendiren cezasızlık düzenini ve koruma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kurumları da işaret ediyoruz. Özge’yi katleden şiddet, kamu gücü ve silaha erişimle birleşmiş erkek şiddetidir. Üniforma, erkeği şiddet faili olmaktan çıkarmadığı gibi kamu görevlisi sıfatı devletin sorumluluğunu ağırlaştırır. Kamu gücünü ve silah kullanma yetkisini elinde bulunduran erkeklerin aile içindeki şiddet riskini görmezden gelen, üniformayı denetimden ve hesap vermekten koruyan düzen bu cinayetin siyasal bağlamıdır.  Özge’nin yasını, öfkemizle birlikte direniş hafızamıza taşıyoruz.   Aisulu Bekmakhanova   Aisulu Bekmakhanova 26 yaşında, Kazakistan vatandaşıydı. Eylül ayında turist vizesiyle Türkiye’ye geldiği belirtilen Aisulu, Kamuoyuna yansıyan haberlerde İstanbul Şişli’de kaldığı dairenin 6. Katındaki balkondan, yan binanın çatısına geçtiği ve buradan düşerek hayatını kaybettiği belirtildi. Aisulu’nun ölümü şüphelidir. Bir kadının yüksekten düşerek yaşamını yitirdiği her olayda “kaza” anlatısı soruşturmanın başlangıç varsayımına dönüştürülemez. Aisulu’nun başka ülke vatandaşı bir kadın olması soruşturmayı görünmezleştiren bir etkene dönüşmemeli; ölümünün ardındaki koşullar açığa çıkarılmalıdır. Aisulu’nun ölümü, bize bir şeyi daha hatırlatıyor: İstanbul Sözleşmesi, şiddet karşısındaki güvenceyi kadınların ikamet statüsünden bağımsız olarak düzenliyor; ikamet, iltica, sınır dışı ve geri gönderme yasağını korumanın parçası olarak ele alıyordu. Türkiye’nin bu bütünlüklü güvenceden çekilmesi, yabancı kadınların korunmasını ve adalete erişimini daha kırılgan hâle getirdi. Bugün Aisulu’nun adını anarken kadınların dünyanın her yerinde güven içinde ve özgürce var olma hakkını da savunuyoruz.   ‘Adalet istiyorum’   Okunan hikayelerin ardından konuşan Rojda Odabaşı ise  başına gelen olayı anlatarak intikam değil adalet istediğini belirtti. Rojda Odabaşı, basın mensuplarının ve kadın örgütlerinin kendisine destek vermesi çağrısında bulundu.   ‘Kadınlar her hafta burada olmalı’   Son olarak konuşan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak da, “Ne yazık ki yaşamdan koparılan kadınların hikayeleri anlatıldı. Rojda arkadaşımız söz aldı ve son derece cesur ve açıklıkla ifade etti adalet istemini. Rojda hem kendisi için hem de diğer kadınlar için adalet istedi. Burada bulunan kadın yapısının yani Amed’deki kadın örgütlerimizin çağrısı çok açık; bende buradan Amedli kadınlara sesleniyorum. Kadınlar her hafta salı günü burada faillerden hesap sormayan sorumlu kurumun önüne gelsin” dedi.   Nöbet yapılan bir dakikalık sessizlik eylemiyle sona erdi.