Kurdish Affairs: Barış hukuki güvenceye kavuşturulmalı 2026-10-05 21:53:18   HABER MERKEZİ - Londra’da düzenlenen Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’nın ardından sonuç ve önerilerini açıklayan Centre for Kurdish Affairs, kalıcı barış için hukuki güvencelerin oluşturulması, kadınların karar mekanizmalarına eşit katılımı ve toplumun sürecin öznesi olması gerektiğini vurguladı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın müzakere sürecine doğrudan katılımının önemine dikkat çekildi.   Centre for Kurdish Affairs, 29-30 Eylül tarihlerinde Londra’da düzenlenen Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’nın (Peace and Democratic Integration Conference) ardından konferans tartışmalarından çıkardığı sonuçları ve bundan sonraki döneme ilişkin önerilerini açıkladı.   İki gün süren konferansta Kürt siyasi ve sivil toplum temsilcileri ile dünyanın farklı bölgelerindeki barış süreçlerinde yer alan isimler, akademisyenler, siyasetçiler ve uzmanlar bir araya geldi. Konferansta Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümünden uluslararası barış deneyimlerine, hukuki güvencelerden yerel demokrasiye, kadınların rolünden Suriye ve bölgesel gelişmelere kadar çok sayıda başlık tartışıldı.   Centre for Kurdish Affairs, yayımladığı metnin konferansa katılan bütün konuşmacıların imzaladığı ortak bir deklarasyon olmadığını, konferans boyunca yürütülen tartışmalardan hareketle kurumun ulaştığı sonuç ve önerileri içerdiğini belirtti.   Kalıcı barış için demokratik siyaset vurgusu   Metinde öne çıkan başlıklardan biri, silahlı çatışmanın sona ermesi ile kalıcı barış arasındaki ayrım oldu.   Silahlı şiddetin sona ermesinin tarihsel bir fırsat yaratabileceğine dikkat çekilen metinde, bunun tek başına barış anlamına gelmeyeceği belirtildi. Çatışmayı ortaya çıkaran ve sürmesine neden olan siyasi, hukuki, toplumsal, kültürel ve ekonomik sorunların çözülmesi gerektiği vurgulandı.   Kalıcı barış için demokratik siyasetin güçlendirilmesi, güvenilir hukuki güvencelerin oluşturulması, kurumsal reformların gerçekleştirilmesi ve toplumun sürece anlamlı biçimde katılması gerektiğine dikkat çekildi.   Abdullah Öcalan’ın müzakere sürecindeki rolüne vurgu   Metinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın olası müzakere sürecindeki rolüne de yer verildi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın konferansa İmralı’dan gönderdiği mesaj hatırlatılarak, mesajın barışçıl ve demokratik çözüm arayışlarına ilişkin tartışmalara katkı sunduğu belirtildi.   Centre for Kurdish Affairs, ilgili aktörler tarafından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a atfedilen role ve Kürt hareketinin önemli kesimleriyle iletişim kurabilme kapasitesine dikkat çekti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın anlamlı bir müzakere sürecine etkili ve doğrudan diyalog kurmasına olanak sağlayacak koşullarda katılabilmesinin önemli olduğu vurgulandı.   Güvenilir bir müzakere sürecinin, sorumluluk üstlenen aktörlerin ilgili taraflarla doğrudan iletişim, istişare ve görüşme gerçekleştirebilmelerini gerektirdiği kaydedildi.   Entegrasyon için eşitlik ve güvence vurgusu   Konferansın ana kavramlarından biri olan “demokratik entegrasyon” da metinde ele alındı.   Demokratik entegrasyonun farklı kimliklerin asimilasyonu veya tarihsel olarak dışlanmış toplulukların mevcut siyasi düzene eşitsiz koşullarda eklemlenmesi anlamına gelmediği belirtildi.   Farklı kimliklerin hukuki ve siyasi güvenceler altında ortak siyasi yaşamın kurucu unsurları haline gelmesinin önemine dikkat çekildi. Kürtlerin kimliklerini, dillerini ve kültürlerini koruyup geliştirebildikleri, siyasi iradelerini demokratik kurumlar aracılığıyla ortaya koyabildikleri bir sistemin gerekliliği vurgulandı.   Silahsızlanmayla birlikte siyasetin alanı genişlemeli   Silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçişin yalnızca teknik bir silahsızlanma meselesi olmadığına dikkat çekilen metinde, sürecin açık ve güvenilir hukuki mekanizmalarla desteklenmesi gerektiği kaydedildi.   Silahlı yapılardan ayrılanların sivil, toplumsal ve demokratik siyasi yaşama yasal ve barışçıl biçimde katılabilmelerinin önünün açılması gerektiği belirtildi.   Silahların kapladığı alan daralırken demokratik siyasetin alanının genişlemesi gerektiği vurgulandı. Silahlı mücadeleden uzaklaşmanın siyasi taleplerden, kimlikten, dilden, kültürden veya demokratik örgütlenme hakkından vazgeçilmesi anlamına gelmemesi gerektiği ifade edildi.   Barış sürecine hukuki güvence çağrısı   Uluslararası barış süreçlerinden çıkarılan temel derslerden birinin, sürecin yalnızca hükümetlerin siyasi iradesine bırakılamayacağı olduğu kaydedildi.   Hükümetlerin ve siyasi koşulların değişebileceğine dikkat çekilerek, üzerinde uzlaşılan düzenlemelerin hukuk ve demokratik kurumlarla güvence altına alınmasının kalıcı barış açısından önem taşıdığı belirtildi.   Siyasi temsil, yetki paylaşımı, yerel yönetimler, denetim mekanizmaları, dil ve kültür hakları ile demokratik katılımın hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiği vurgulandı.   'Yerel demokrasi demokratik çözümün parçası'   Kuzey İrlanda başta olmak üzere konferansta tartışılan uluslararası deneyimlerin Kürt sorununa doğrudan kopyalanabilecek modeller olmadığı belirtildi.   Ancak merkez ile yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımı, toplumların kendilerini ilgilendiren kararlara katılımı, mali kaynakların paylaşılması ve dilsel-kültürel hakların korunması konusunda bu deneyimlerden dersler çıkarılabileceğine dikkat çekildi.   Yerel demokrasi, merkez-yerel ilişkileri, mali ve idari yetkiler, demokratik temsil ve yerel yönetimlerin hukuki güvencelerinin gelecekteki demokratik çözüm tartışmalarının asli başlıkları arasında bulunması gerektiği kaydedildi.   'Hakikat ve adalet çalışmaları ertelenmemeli'   Geçmişle yüzleşme ve geçiş dönemi adaleti de açıklanan sonuç ve öneriler arasında yer aldı.   Kayıplar, faili çözülememiş cinayetler, zorla yerinden edilmeler, köy boşaltmaları, işkence iddiaları, gözaltı ve cezaevi deneyimleri ile çatışmanın toplum üzerinde bıraktığı sonuçların araştırılması ve belgelenmesi gerektiği belirtildi.   Hakikat ve adalet çalışmalarının nihai bir barış anlaşması imzalanıncaya kadar ertelenmemesi gerektiği vurgulandı.   Arşivlere erişim, mağdur ve tanıkların dinlenmesi, kayıpların araştırılması, geçmişte yaşanan ihlallerin belgelenmesi ve toplumsal hafızanın korunmasına yönelik çalışmaların bugünden başlatılabileceği kaydedildi.   Kadınlara eşit ve etkili katılım çağrısı   Metinde kadınların barış sürecindeki rolüne de geniş yer verildi.   Kadınların süreçteki yerinin sembolik temsil veya danışmanlıkla sınırlandırılmaması gerektiği belirtildi. Kadınların, barışın koşulları belirlendikten sonra sürece davet edilen katılımcılar değil, başından itibaren barış gündemini, kurumlarını ve gelecekteki demokratik düzeni şekillendiren aktörler olması gerektiği vurgulandı.   Kadınların karar mekanizmalarına eşit ve etkili katılımının güvence altına alınması ve kadınların oluşturduğu siyasi ve toplumsal kurumların demokratik barışın bir parçası olarak tanınması gerektiği belirtildi.   Barış sürecine toplumsal katılım vurgusu   Kalıcı barışın yalnızca çatışmanın doğrudan tarafları arasında yapılacak bir anlaşmayla kurulamayacağı belirtilerek, toplumsal katılımın önemine dikkat çekildi.   Kadınların, gençlerin, çatışmadan etkilenenlerin, yerel toplulukların, farklı etnik, kültürel ve inanç gruplarının, sivil toplumun, diasporanın ve siyasi aktörlerin sürecin farklı aşamalarına anlamlı biçimde katılması gerektiği kaydedildi.   Katılımın yalnızca görüş almaktan ibaret bırakılmaması; uygulama, izleme ve demokratik karar alma mekanizmalarını da kapsaması gerektiği vurgulandı.   Suriye'nin geleceği   Kürt sorununun bölgesel boyutuna da geniş yer verilen metinde, Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerin farklı siyasi, hukuki ve kurumsal koşullarda yaşadığına dikkat çekildi. Bu nedenle bir ülkede geliştirilen çözüm modelinin diğerine doğrudan uygulanamayacağı belirtilirken, bölgesel gelişmelerin birbirini etkilediği kaydedildi.   Suriye’nin gelecekteki siyasi ve idari yapılanmasının bütün toplulukların hak ve özgürlüklerini, demokratik temsili, yerel kurumları, kadınların katılımını ve kazanımlarını, dilsel ve kültürel güvenceleri dikkate alması gerektiği vurgulandı.   Centre for Kurdish Affairs, İngiltere hükümetine Suriye’deki entegrasyon sürecine ilişkin sürekli temas ve yapıcı destek mekanizmaları oluşturması çağrısı yaptı.   YPJ ve Suriye’deki diğer ilgili güçlerin ülkenin gelişmekte olan kurumsal yapısı içerisindeki yasal ve sürdürülebilir güvenlik düzenlemelerine ilişkin kapsayıcı diyaloğun desteklenmesi istendi.   Bu süreçte kadınların elde ettiği hakların, anlamlı katılımın ve kurumsal kazanımların korunması gerektiği özellikle vurgulandı.   'Bağımsız gözlem heyeti Türkiye’deki süreci izlesin'   Metindeki en somut önerilerden biri, İngiltere merkezli bağımsız bir gözlem heyetinin Türkiye’ye gönderilmesi oldu.   İlgili makamlar ve taraflarla istişare içerisinde oluşturulması önerilen heyetin, Türkiye’deki gelişmeleri izlemesi, taraflar ve sivil toplumla görüşmeler yapması, güven artırıcı önlemlere ve diyaloğa katkıda bulunması öngörülüyor.   Kuzey İrlanda ve Sri Lanka dahil farklı uluslararası deneyimlerden yararlanılarak, tarafların kabul etmesi halinde diyaloğu ve barış sürecinin uygulanmasını destekleyecek bağımsız gözlem ve kolaylaştırıcılık mekanizmalarının oluşturulması da önerildi.   Türkiye ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin gözlem raporları hazırlanması ve bunların geniş bir aktör yelpazesiyle görüşmeler yapılarak şeffaf biçimde oluşturulması da planlanan çalışmalar arasında yer aldı.   'Sosyal ve ekonomik eşitsizlikler de ele alınmalı'   Centre for Kurdish Affairs, demokratik barışın yalnızca anayasal, siyasi veya güvenlik alanındaki değişikliklerle sağlanamayacağını vurguladı.   Bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi, kamu kaynaklarına adil erişim, ekonomik fırsat eşitliği, güçlü yerel kurumlar ve çatışmanın ortaya çıkardığı sosyal ve ekonomik sonuçların ele alınmasının sürecin bir parçası olması gerektiği belirtildi.   'Uluslararası deneyimler doğrudan model değil'   Kuzey İrlanda, Kolombiya, Güney Afrika ve Bask deneyimlerinin yanı sıra Avrupa’daki özerklik, yetki paylaşımı ve yerinden yönetim modellerinin önemli dersler sunduğu ancak hiçbirinin Kürt sorununa olduğu gibi uygulanamayacağı kaydedildi.   Uluslararası deneyimlerden yararlanmanın amacının hazır bir modeli ithal etmek değil, farklı seçenekleri tartışmak ve geçmiş barış süreçlerinin hem başarılarından hem de sorunlarından ders çıkarmak olduğu belirtildi.   2027’de yeni konferans planlanıyor   Centre for Kurdish Affairs, Londra’daki konferansla başlatılan çalışmanın devam edeceğini açıkladı.   Türkiye ve Suriye’ye ilişkin hazırlanacak gözlem raporlarının değerlendirilmesi, Londra Konferansı sonrasında yaşanan gelişmelerin ele alınması ve sonraki adımların tartışılması amacıyla 2027 yılında bir takip konferansı düzenlenmesi planlanıyor.   Bunun yanı sıra politika önerilerinin yer alacağı raporlar, akademik çalışmalar, çok dilli konferans tutanakları, panel kayıtları ve kısa bir belgesel hazırlanması hedefleniyor.   ‘Barışın inşasında toplumun söz hakkı olmalı’   Açıklanan sonuç ve önerilerin merkezinde, silahlı çatışmanın yerini hangi demokratik, hukuki ve kurumsal mekanizmaların alacağı sorusu yer aldı.   Centre for Kurdish Affairs, tek bir kurumun, aktörün veya uluslararası modelin bu soruya tek başına cevap veremeyeceğini vurguladı. Silahların kapladığı alanın hukuk, demokratik siyaset, yerel demokrasi, hak ve özgürlükler, hakikat ve adalet ile örgütlü toplumsal katılımla doldurulması gerektiğine dikkat çekildi.   Barışın yalnızca çatışmanın sona ermesi değil, insanların kimliklerinden, dillerinden, kültürlerinden ve siyasi iradelerinden vazgeçmek zorunda kalmadan birlikte yaşayabilecekleri demokratik bir düzenin kurulması anlamına geldiği vurgulandı.   Metinde toplumsal barış yaklaşımının merkezine şu ilkenin yerleştirildiği belirtildi:   “Toplum savaşın sonuçlarını taşıyorsa, barışın inşasında da anlamlı bir söz hakkına sahip olmalıdır.”