Adalar’dan sürgün edilen atlar nerede? 2026-10-31 09:05:43   Rojin Abay   İSTANBUL - Adalar’dan sürgün edilen atların akıbetinin açıklanmasını isteyen hayvan hakları savunucuları, Daday’a gönderilen atların bir çiftlikte satışa çıkarıldığını öne sürerek İBB ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na kayıtları kamuoyuyla paylaşma çağrısı yaptı.   İstanbul’un Adalar ilçesinde, 19 Aralık 2019’da ruam hastalığı iddiasıyla başlatılan karantina süreci ve faytonların kaldırılmasının ardından çok sayıda at yaşamını yitirdi. Adada kalan atlar ise Eylül 2026’da farklı illere sürgün edildi. Hayvan hakları savunucuları ve Adalar’da yaşayan yurttaşlar, atların akıbetinin açıklanması ve sürecin şeffaf yürütülmesi talebiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Tarım ve Orman Bakanlığı ile diğer yetkili kurumlara çağrılarını yineliyor. Aktivistler, Kastamonu’nun Daday ilçesine gönderilen atların bir kısmının, Daday Belediye Meclisi’nin AKP’li üyesi Barış Bıyıklı’nın çiftliğinde satışa çıkarıldığını öne sürdü. Atların bir bölümünün ise zabıta hizmetlerine tahsis edildiği öğrenildi.   Adaların Atları Platformu’ndan aktivistler Zekiye Kürkçüoğlu ve Zeynep Alpar ile Ada Gönüllüleri Derneği’ne gönüllü hukuki danışmanlık yapan Dr. İrem Berksoy, atların durumunu ve süreçte yaşananları değerlendirdi.   ‘Fayton yasağı politik bir karardı, ruam bahane edildi’   2019 yılında Adalar genelinde yaklaşık bin 800 atın bulunduğunu söyleyen Zekiye Kürkçüoğlu, fayton yasağının ruam hastalığından ziyade iktidar ve yerel yönetimdeki siyasetçilerin ortaklaşa aldığı politik bir karar olduğunu ifade etti. Atların yaşadığı sorunlara ilişkin yıllardır yetkili kurumlara sundukları çözüm önerilerinin yok sayıldığını belirten Zekiye Kürkçüoğlu, ruam hastalığının yasağı meşrulaştırmak için gerekçe gösterildiğini dile getirerek şunları söyledi: “Fayton yasağı gelince atlarla ilgili gerçeklerle baş başa kaldık. Yaşanan sorunları da çözüm yollarını da biliyorduk. Paneller, çalıştaylar düzenlendi, iyileştirme için çok konuşuldu ama maalesef sonumuz iyi olmadı. 2019 yılının aralık ayında ruam bahanesiyle bu karar alındı. Oysa Heybeliada ve Burgazada’daki atlarda hiçbir şekilde ruam vakasına rastlanmamıştı. Buna rağmen yasak hepsine toptan uygulandı. Recep Tayyip Erdoğan’ın İBB Başkanı oluşundan 2019’da Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesine kadar geçen 25 yılda hem iktidar hem de yerel yönetimler isteseler bu konuyu çözebilir, atların refahını sağlayabilirlerdi. Kamuoyuna ‘Devlet arazi verecek, atların bakımı mükemmel olacak’ vaatleriyle reklam yapıldı ama biz gerçeği biliyorduk. Yasağın tek gerekçesi ruamdı fakat atlara adeta uydurma cezalar kesildi. Faytonculara değil, olan yine hayvanlara oldu.”     Tecritten sürgüne: Atların akıbeti bilinmiyor   Yasağın ardından atların tutulduğu ahırları “açık cezaevi” olarak nitelendiren Zekiye Kürkçüoğlu, karantina adı altında Adalar’da katliam yaşandığını kaydetti. Zekiye Kürkçüoğlu, “14 bloğa bin 200’ün üzerinde atı sığdırdılar. Hayvanlar ancak 15 günde bir havalandırmaya çıkabiliyordu; adeta F tipi cezaevlerinden daha ağır bir tecrit uygulandı. O dönemde 700’ün üzerinde at öldü. Gece silah sesleriyle vurularak öldürülen atlar, ahırların yanı başındaki çukurlara kepçelerle gömüldü. Ardından İBB, Kastamonu, Adana, Aydın, Sivas gibi illere 860 atı tırlarla sevk etti. ‘Atları takip edeceğiz’ vaatleri koca bir yalan çıktı. Mikroçip numaralarını sorduğumuz hiçbir resmî başvurumuza ne İBB ne de Tarım Bakanlığı yanıt verdi. Kamu bütçesiyle satın alınan atlar bedelsiz olarak üçüncü şahıslara teslim edildi, ardından piyasada satılarak ticarete konu edildi. Bugün sürgüne gönderilen o atların kaçının yaşadığı dahi meçhul” sözlerini kullandı.     ‘Sürgün edilen atlar satılıyor’   İBB’nin gerçekleştirdiği kitlesel sahiplendirme ve nakil süreçlerinin arkasında kamu zararı, denetimsizlik ve rant ağı bulunduğunu dile getiren Zekiye Kürkçüoğlu, atların sürgün edilmesinin Adalar’ın ekolojik dokusuna zarar verdiğini ve ulaşım krizine yol açtığını belirtti. Zekiye Kürkçüoğlu, “İstanbul halkının vergileriyle satın alınan atlar, bedelsiz olarak üçüncü kişilere peşkeş çekildi. Kamu eliyle bedava dağıtılan bu atlar bugün piyasada minimum 50 bin liradan satılıyor. Açıkça büyük bir kamu zararı ve denetimsizlik var. Atların sürgün edilmesiyle Adalar’ın ‘yavaş şehir’ dokusu bozuldu, yerini kontrolsüz elektrikli araç kazaları ve can kayıpları aldı. Tek talebimiz nettir: Sürgüne gönderilen tüm atların mikroçip numaraları ve kayıtlı oldukları kişiler derhal şeffaf şekilde açıklanmalıdır” dedi.   ‘Sorumlular yargı önünde hesap vermeli’   Sürecin başından bu yana yürütülen politikaların hesabının yurttaşlara verilmesi gerektiğini ifade eden Zekiye Kürkçüoğlu, İBB ile Tarım ve Orman Bakanlığı’na şu çağrıda bulundu: “Adalar’da yaşanan bu yıkımın, şeffaf olmayan nakillerin ve yok edilen binlerce atın sorumluları yargı önünde hesap vermelidir. Tarım ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilerini kötüye kullanmayı durdurmalı, sürgün edilen atların durumunu ve akıbetini gösteren tüm resmî kayıtları duraksız kamuoyuyla paylaşmalıdır. Hayvanların yaşam hakkını gasp eden, kamu bütçesini zarara uğratan ve Adalar’ın ekolojik dokusunu tahrip eden bu politikalara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.”   ‘Atlar ruamdan değil, hapsedildikleri için öldüler’   Adalar’da yaşayan aktivist Zeynep Alpar da atların hapsedilmesiyle başlayan süreci yakından takip ettiğini belirterek hayvanların maruz kaldığı tecrit ve sürgünün hak ihlali olduğunu vurguladı. İnsanların ve hayvanların özgürlüklerinin kısıtlanması arasındaki benzerliğe dikkat çeken Zeynep Alpar, şunları söyledi: “İnsanlar için işlemese de adı kalmış olsa bile bir yargı sistemi var. Ama atlarda yargısız bir hapsetme ve sürgün cezası var. Dışarıdan insan müdahaleleriyle katledildiklerine 6 yıldır tanık oluyoruz. 19 Aralık 2019’da ‘ruam hastalığı’ iddiasıyla, sonuçları hiç paylaşılmadan 100’den fazla at Adalar İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından öldürüldü. Ardından İstanbul Valiliği 3 aylık bir karantina koydu ve bu usulsüz karantina uzatıldı. Hayvanlar karantinada ruamdan değil, hareketsiz bırakıldıkları, hapsedildikleri için öldüler. O dönem pandemi vardı ve ‘Atları faytondan kurtardık’ büyüsü yaratıldı. Konuyu fayton tartışmasına bağlamadan, tamamen hak odaklı konuşmamız gerekiyor. Hakların başında da yaşam hakkı gelir; önce yaşatmak zorundasınız. Bir taraf ‘Fayton yoksa at ölsün’ diyordu, diğer taraf ise ‘Fayton olmasın da yüzlerce at ölüyorsa bu verilebilecek bir bedeldir’ kafasındaydı. Amacınız ne olursa olsun atların ölmesi gerekmiyordu.”   ‘İBB’nin “Bilgimiz yok” dediği atlar satışa çıkarıldı’ iddiası   At ahırlarının bulunduğu alanlar İBB’ye tahsisli olmasına rağmen gerekli altyapının yapılmadığını belirten Zeynep Alpar, atların ahırsız bırakıldığını ve sahiplerinin onları satmaya mecbur edildiğini dile getirdi. Eylül 2026’da yaşanan sevk sürecini ve Adalar’daki dönüşümü şu sözlerle aktardı: “Büyükada 800’den fazla atı barındırabilecek bir yerdi. Atları buradan çıkarıp yerine otobüsler, dolmuşlar koydular. Adalar özel bir koruma alanı. Buraya motorlu araç getirilmesiyle alanı hızlandırmak, rantı ve pahalılığı artırmak amaçlandı. İBB, 6 yıldır adada baktığı kalan atları da sevk etti. 2026’nın eylül ayında İBB, bakmakta olduğu atlardan 50’den fazlasını bedavaya Daday Belediyesi’ne gönderdi. Daday Belediye Meclisi’nin AKP’li üyesi Barış Bıyıklı, ‘Barış At Çiftliği’ adı altında bu atları alıp en az 50 bin lira fiyatla satıyor. Zabıta atı yapılan 22’ye kadar atı da önce Tuzla’ya götürdüler. Tırlarla sevk sırasında daha önce iki at ölmüştü. Sorduğumuzda İBB Veteriner Hizmetleri Şube Müdürlüğü, ‘Bilgimiz yoktur’ yanıtı verdi. ‘Baskı altındayız’ diyeceklerine kamuoyuna dürüstçe açıklama yapabilirlerdi.”     ‘Atlar Adalar’ın ekolojik dengesinin bir parçası’   Atların Adalar ekosistemi ve güvenliği açısından hayati bir işlev üstlendiğini söyleyen Zeynep Alpar, kurumların ortak sorumluluk alması gerektiğini vurgulayarak, “Atın doğası gereği dolaşarak otlaması gerekir. Atlar ormanda otladığında çalıların yükselmesini engeller, bitki örtüsünü kontrol altında tutar. Bu da orman yangını riskini ciddi şekilde azaltır. Uzmanlar, Adalar’ın yangın açısından çok hassas olduğunu, Büyükada’da çıkacak bir yangında adanın 4 saatte, Heybeliada’da ise 2 saatte tamamen yanabileceğini ve binlerce insanın tahliye edilemeyeceğini söylüyor. Atlar çıkarıldıktan sonra Heybeliada’da iki kez yangın çıktı. Atlar bu ekosistemin parçasıdır. Ayrıca atlar terapötik etkileri olan canlılardır; yurt dışında şiddet gören, travma yaşayan kadınlar ve çocuklar için atlı terapi yöntemleri kullanılıyor. Kadına yönelik şiddetle mücadelede atların iyileştirici gücünden faydalanılabilir. Talebimiz nettir: Daday’a gönderilen atların kimlerde olduğu derhal açıklanmalı, Tuzla’daki ve sürgündeki atlar Adalar’a geri getirilmelidir. İBB, Tarım Bakanlığı, Valilik ve Orman Bölge Müdürlüğü topu birbirine atmayı bırakmalı, atların Adalar’da yaşaması için gereken koşulları derhal sağlamalıdır" dedi.    ‘Atlar, çip numaraları gizlenerek bağışlandı’   Ada Gönüllüleri Derneği bünyesinde hayvan hakları ihlallerine karşı gönüllü hukuki danışmanlık yapan Dr. İrem Berksoy ise İBB’nin satın aldığı atların bağışlanma ve sevk süreçlerindeki hukuki ihlallere dikkat çekerek şunları söyledi: “İBB, satın aldığı atları Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki isteklilere bağışladı. Adaların Atları Platformu’nun ‘atların, bağışlanan kurumlarda görevli kişiler ya da onların tanıdıkları tarafından satılarak haksız kazanç konusu edileceği’ ve ‘fazla para etmeyecek atların sonunun kasap reyonu olacağı’ uyarılarına kulak kapatıldı. Sivil toplumun atların akıbetini takip imkânı, çip numaraları gizlenerek ortadan kaldırıldı. Bağışlanan toplam 860 attan 99’u resmî olarak ‘kayıp’ statüsündedir ve bu durumu Hatay Dörtyol ilçe belediye başkanının istifası takip etmiştir. Kalan atların da ‘kaybedilmiş’ olup olmadığına ilişkin bilgi yoktur.”   ‘İBB dezenformasyonla zaman kazandı, hukuka aykırı taşıma yapıldı’   Eylül 2026’daki sevk sürecinde idari yargıya başvurmalarının dezenformasyonla engellendiğini belirten İrem Berksoy, “Eylül 2026 başında Büyükada ahırlarındaki 89 attan 22’si Tuzla’ya sevk edildi. Kalan atların Daday’a sevk edildiğini Belediye Meclisi toplantısında öğrendik. Sevki durdurmak amacıyla 9 Eylül sabahı İBB Koordinatörlüğü önünde toplandık. Yetkililer, İBB Veteriner İşleri Şube Müdürlüğü ile görüşüp ‘Bugün sevk yapılmayacak’ bilgisini verdi. Derhal Av. Onur Murat Şen’in yardımıyla idari yargıya yürütmenin durdurulması talebiyle başvuru hazırlığı başlattık. Ancak bilginin verilmesinin üzerinden yarım saat geçmeden tırların ahırlara girdiği haberi geldi. Olay yerine vardığımızda atların zorla tek bölmeli tırlara istiflendiğini gördük. ‘Yurt İçinde Canlı Hayvan Nakilleri Hakkında Yönetmelik’ gereğince Ro-Ro gemisine bindirilecek araçlarda her hayvana ayrı bölme kuralı vardır. Bu kuralı yetkililere göstermemize rağmen hukuka aykırı nakil durdurulmadı. Kararın uygulanmasıyla yürütmeyi durdurma başvurumuz konusuz bırakıldı” sözlerini kullandı.     ‘Adalar’da 8 at ve 1 tay kaldı’   İBB’nin atların kaldığı arazileri de usulsüz kullandığını belirten İrem Berksoy, suç duyuruları ve soruşturma başvurularına ilişkin şu bilgileri verdi: “Kalan atların yaşadığı arazi Orman’ın ve Millî Emlak’ın yetkisindedir. İBB’nin 2015’te sona ermiş kullanım iznini yeniletmesi gerekmekteydi ancak İBB gerekli başvuruda bulunmadı; alan atlar için ‘de facto’ olarak kullanıldı. Buna rağmen İBB, atlar için izin verilen bu arazinin bir bölümünü İETT minibüslerine (azmanbüs) tahsis etti. Yaşanan usulsüzlükler üzerine Ada Gönüllüleri Derneği, Hayvanları Koruma Kanunu’na aykırılıktan suç duyurusunda bulundu ve soruşturma süreci devam ediyor. Ayrıca yalan bilgi aktarımı nedeniyle İBB yöneticileri hakkında disiplin soruşturması başvurusu yapıldı. Bugün itibarıyla İBB’nin bağışladığı atlar Daday’da bir meclis üyesinin at çiftliğinde satıştayken adamızda İBB mülkiyetinde yalnızca 8 at ve 1 tay kalmıştır. Yaşamdan kopartılan atlarımızın anısına saygı ve hayatta olanlar için mücadeleye devam edeceğiz.”