‘Barış için Abdullah Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi gerekir’ 2026-11-02 09:10:09   İZMİR - Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ilerleyebilmesi için demokratik adımların atılması, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması ve eşit yurttaşlığın güvence altına alınması gerektiğini belirten DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ayrıca kadınların barışın kurucu öznesi olması yönünde çağrıda bulundu.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla başlayan süreçte, Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımların ardından gözler devletin yerine getirmesi gereken hukuki ve siyasi sorumluluklara çevrildi. Çerçeve yasa ve Meclis bünyesinde yürütülen çalışmalar tartışılırken Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci rolünün özgür koşullarda yürütülmesini sağlayacak düzenlemelerin henüz hayata geçirilmemesi, sürecin temel tartışma başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, sürecin ilerleyebilmesi için demokratikleşme adımlarının atılması ve Abdullah Öcalan’ın müzakere koşullarının sağlanması gerektiğini belirtti.   ‘Abdullah Öcalan’ın özgür koşullarda müzakere yapabilmeli’   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 27 Şubat’ta Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başlamasının ardından iki yılın geçtiğini dile getiren Yüksel Mutlu, toplumun somut bir adım atılmaması sebebiyle kaygılı olduğunu söyledi.  Toplumda inanmama halinin derinleştiğini kaydeden Yüksel Mutlu, “Eğer gerçekten Türkiye'de Kürt sorununu çözmek istiyorsanız bu süreci hızlandırmak lazım. Bazen kesintiye uğrasa da Sayın Öcalan'la bir görüşme trafiği var kuşkusuz. Bir çerçeve yasa da çıktı. Şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti'nde olmayan bir şey oldu. Biz çerçeve yasayı eksikliklerine rağmen önemli buluyoruz, kıymetli buluyoruz. Bu eksiklikler mücadele içerisinde tamamlanabilir, çözülebilir şeyler olarak görüyoruz. Şimdi alt komisyonlarda oluştu. Fakat 27 yıldır İmralı Adası'nda Sayın Öcalan Kürt halkı onu baş müzakereci olarak görüyorken katılaştırılmış bir tecrit altında. Hükümetin temsilcisi belli, devlet belli ortada. Fakat Kürt halkının Önder baş müzakereci olarak gördüğü Sayın Öcalan'ın koşulları henüz diğer tarafa denk değil. Ne olması gerekir? Onun da özgür koşullarda bu müzakereleri hem devlet yetkilileriyle hem de toplum nezdinde önemli olan şahsiyetlerle, kadınlarla, gençlerle yapabilmesi gerekiyor. Henüz bu yok. Bu bir. İkincisi henüz Türkiye barış duygusunu bile siyasallaştırabilmiş değil” dedi.   ‘Sürecin açık bir şekilde toplumla paylaşılması gerekiyor’   Ana akım medyanın milliyetçi, militarist, erkek egemen bir dil kullandığını ve kullanılan bu dilin barışın toplumsallaşmasının önünde bir engel oluşturduğunu vurgulayan Yüksel Mutlu, “Diğer yandan süreç ilerlerken diğer partilerin belediyelerine, basın yayın organlarına müdahale etmek toplumda kalıcı bir tahribat yaratıyor. İnsanlar gözaltına alınıyor. Gazeteciler tutuklanıyor. Bu demokrasi değil. Demokrasinin olabilmesi için bu koşulların ortadan kaldırılması lazım. Oluşturulacak alt komisyonlarda komisyonun başkanı olarak Sayın Abdullah Öcalan olacak. Diğer komisyonlardaki temsiliyetler ve neler olacağı konusu çok bildiğimiz bir şey değil. Dolayısıyla bu sürecin daha aleni şekilde hükümet tarafından toplumla paylaşılması gerekiyor. Henüz doğru düzgün bir hukuki çerçeve bile oluşmuş değil” diye belirtti.    ‘AİHM kararları uygulanmalı’   Hükümetin, Avrupa İnsan Hakları’nın birkaç kez aldığı kararları yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Yüksel Mutlu, “Kayyum uygulamaları devam ediyor. Bir yasayla bu değiştirebilir, kayyumları geri çekebilir. Şimdi bütün bunlar yapılmadığı takdirde toplumda hem sürece güven azalıyor hem güvenlikçi politikalara tekrar geri dönüleceği yolunda bir kaygı oluşuyor. Bu yüzden yaptığımız bütün görüşmelerde duyduğumuz cümleler şu: ‘Dikkatli olun, temkinli olun’  Halk bizi uyarıyor. Bu kaygıların son bulması için özgür iletişim koşulları, çalışma koşulları, en azından örgütlenme özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün sağlanması gerekiyor. Bunlar temel insan hakları. Özel olarak Kürtlere ya da özel olarak başkalarına istediğimiz bir şey değil. Bu toplumun bu toplumun tümüne istediğimiz şeydir. Temel insan hakları bunlar ve uygulamak zorunda. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları uygulanmalı. Ama en temeli şudur ki Türkiye bir ulus devlet zihniyeti ile yönetiliyor. Ulus devlet zihniyeti demek dünyanın her yerinde de böyle Türkiye'de de böyle. Tekçilik demek ötekini reddetmek demek tek bir millet yaratma çabası bu ülkeye uymuyor. Bu coğrafyaya uymuyor. Yüzyılın sonunda ortaya çıkan tablo bu” ifadelerine yer verdi.   ‘Abdullah Öcalan’ın koşulları bir an önce düzeltilmeli’   Demokratikleşmenin yolunun barıştan geçtiğine dikkat çeken Yüksel Mutlu,  barışmanın savaştan daha zor olduğunu dile getirdi. Barışı topluma anlatabilmenin, mahalleye, sokağa, insana, kadına, herkese anlatabilmenin zorluğundan söz eden Yüksel Mutlu, “50 yıllık milliyetçi militarist politikalarla beslenmiş bir toplum gerçeğiyle de karşı karşıyayız. Karşılıklı ön yargılar oluşmuş durumda. Bu ön yargıları nasıl ortadan kaldıracağız? Peki yerellerde bu kardeşlik hukukunu nasıl oluşturacağız? Eşitlikle oluşturacağız. Şu anda bir eşitlik olmadığına göre bu süreci ilerletmenin yolu hepimizin ortak mücadelesinden geçer. Toplum demokrasi istiyorsa hangi anlayıştan olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun buna el vermeli ve destek olmalı. Bunun için emek vermezse bu gerçekleşmez. Bu nedenle eşitlik namına Sayın Öcalan'ın koşullarının bir an önce düzeltilmesi, genişletilmesi ve topluma da iletilmesi gerekiyor” dedi.     ‘Tek çare bir arada durmak ve mücadele etmek’   Yakın süreçte Suriye'deki savaşta Arap Alevileri’nin katledildiğini günlerce dünya kamuoyunun, Avrupa Birliği ülkeleri ve Birleşmiş Milletler’in yalnızca izlediğine değinen Yüksel Mutlu, devletlerin kendi çıkarları için zor aygıtı görevi üstlendiğini belirtti. Yüksel Mutlu, “Kürt sorunu şu anda sadece Türkiye'nin sorunu da değildir. Hem Ortadoğu sorunu hem de evrensel bir sorun haline gelmiştir. Peki, nasıl bu hale geldi? Kürt halkının mücadelesi sayesinde bu noktaya geldi. O nedenle çerçeve yasa bu işin tek başına reçetesi değil, ilacı da değil. Bunun reçetesi ve ilacı toplumlarda. Mesele eşit yurttaş olmaktan geçiyor. Nasıl eşit yurttaş olacağız? İşte aleviler kendi Cemevlerini, kendi bütçeleriyle açmışlar buralarda örgütlenmişler. Kendi cenaze erkanlarını yürütüyorlar, kurslarını yapıyorlar, bir araya geliyorlar. Bir toplum kendini böyle yaşatıyor. Devletsiz bir toplum, devletten kaynak almadan. Çünkü kıymetli olan, doğru olan bu. Şimdi Aleviler henüz anayasada eşit yurttaş değiller. Henüz Cemevleri resmi statüde değil. Alevilik kabul edilmiş değil. Diyor ki benim Alevim olursan iyi Alevisin, değilsen kötü Alevisin. Kürt İçin de böyle yapıyor. Eğer bana oy veriyorsan, bana bağlıysan, biat ediyorsan iyi Kürtsün. Değilsen ölü Kürtsün. Böyle yürümez. Ama sonunda yüzyılın sonunda geldiğimiz nokta şu değil mi? Ne Kürtler yok oldu, ortadan kalktı, ne de Aleviler, ne de diğerleri. Çünkü insanlık tarihi aynı zamanda bir direniş tarihidir. Bu direniş tarihini kimler yazıyor? Yoksullar, emekçiler, kadınlar, ötekiler yazıyor. O devlet gider, öbürü gelir. Ama ezilenlerin bir tarihi var ve bir hafızası var. Mesela siz biz bir Dêrsim’li hangi partiye oy verirse versin, kim olursa olsun bir Dêrsimliye Dêrsim katliamını unutturamazsınız. O bir hafızadır. O artık orada duruyor. Hafızanızda, beyninizde, yüreğinizde o katliam olarak kalıyor. Bir Koçgiri'yi unutturamazsınız. Bir Roboski'yi unutturamazsınız bu insanlara. Maraş'ta yapılanı unutturamazsınız. Dolayısıyla tek çare var bir arada durmak ve mücadele etmek” diye konuştu.   ‘Kadınlar barışın öznesi ve hakikatidir’   Kadınların katledilmediği, doğaya bu kadar müdahalenin olmadığı, ezenin ezilenin olmadığı, eşit, özgür bir hayat istediklerini ifade eden Yüksel Mutlu, “Kadınlar bu toplumun Kürt'ü, Türk'ü, Alevisi, Laz'ı, Çerkez’i. Yani bu ülkede yaşayan tüm farklı kesimlerin kadınları toplumun ötekinin ötekisidir. Bu şiddeti en ağır şekilde yaşayanlardır. Bu dünyada da böyle, Türkiye'de de böyle. Savaşın ilk mağdurları kadınlar ve çocuklardır. Bu son 25 yıllık AKP iktidarı bu kadar kadın düşmanı politikalar üretirken, her gün şiddet çeşitlenirken, her gün en az 6 kadın katledilirken, kadınlar gittikçe yoksullaşırken, savaş zamanlarında en çok işten çıkarılanlar, güvencesiz, sigortasız, merdiven altında çalışan kadınlar olduğu sürece bu ülkede barıştan söz edebilir miyiz? Onun için kadınlar barışın öznesi ve hakikatidir. Kadınsız bir barışın olması mümkün değil” dedi.