'Çocukların haklarını esas alan politikalar hayata geçirilmeli' 2026-11-03 09:10:40   İZMİR - Okullarda yaşanan şiddetin toplumsal nedenlerine dikkat çeken felsefe öğretmeni İpek Karenfil, eğitim sistemindeki sorunların, yoksulluğun ve güvencesizliğin çocukların yaşamını doğrudan etkilediğini belirtti. “Çocuklar kendilerini güvende, değerli ve özgür hissedemiyor” diyen İpek Karenfil, şiddetin önlenmesi için güvenlikçi uygulamalar yerine çocukların haklarını esas alan politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.   Toplumsal yaşamın farklı alanlarında yaşanan şiddet, çocukların yaşamını ve gelişimini de doğrudan etkiliyor. Şiddetin görünür olduğu alanlardan biri olan okullarda yaşanan olaylar, çocukların güvenli eğitim hakkını yeniden gündeme getiriyor. Yoksulluk, eşitsizlik ve güvencesizliğin yanı sıra eğitim sistemindeki yapısal sorunlar, rekabetçi eğitim anlayışı ve çocukların sosyal gelişimini destekleyen olanakların yetersizliği de şiddetin ortaya çıktığı koşullar arasında yer alıyor.   Şiddetin toplumsal nedenlerini, eğitim sisteminin bu süreçteki rolünü ve çocukların güvenli eğitim hakkının sağlanmasında sorumlu olan kurum ve kuruluşlara dair felsefe öğretmeni İpek Karenfil ile konuştuk.   ‘Çocuklar kendilerini güvende ve özgür hissedemiyor’   Çocukların evde, okulda, sokakta ve dijital ortamlarda şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıya kaldığını söyleyen İpek Karenfil, şöyle konuştu: “Şiddeti sadece bireysel olarak görmememiz, bu şiddeti üreten toplumsal ilişkilere, çocukları korumayan toplumsal düzene ve kurumlara odaklanmamız gerekiyor. Şiddet her zaman vardı. İçinden geçtiğimiz dönemde şiddetin yayılma hızı ve biçimleri değişmiş olabilir. Ancak çocukların en çok vakit geçirdiği alanlara baktığımızda yaşananların böyle sonuçlanması çok normal.    Çocuklar bugün en çok sosyal medyada ve okulda vakit geçiriyor. Sosyal medyada şiddet sürekli üretilip normalleştiriliyor; okullarda ise çocuklar rekabetin, bireysel başarı anlayışının, değersizlik hissinin ve zorbalığın arttığı bir ortamda bulunuyor. Öğrenciler müşteri, öğretmenler emek maliyeti olarak görülüyor. Okullar çocukların öğrenip paylaştığı, dayanışmayı öğrendiği kurumlar olmaktan çıkıyor. Çocuklar kendilerini güvende, değerli ve özgür hissedemiyor. Kalabalık sınıflar, öğretmenlerin mesleklerini icra edememesi ve öğrencilerin öğrenci olamaması bu sorunları derinleştiriyor. Oysa okullar çocukların sosyal ve düşünsel yeteneklerinin gelişebileceği, karşılaştıkları sorunların konuşulup çözülebileceği ortamlar olmalı. Eğitimin bu işlevinden uzaklaştırılması, şiddetin de bir sonuç olarak karşımıza çıkmasına sebep oluyor.”   ‘Çözüm yasaklamak ve cezalandırmak değil’   Dijital ortamlarda çocukların karşı karşıya bırakıldığı şiddetin önlenmesinde dijital medya platformlarının sorumluluğuna dikkat çeken İpek Karenfil, “Çocuklar artık oradan tanışıyor, sosyalleşiyor ve bilgiye erişiyor. Çünkü ebeveynlerin çalışmak zorunda kaldığı, çocuklarla ilgilenebilecek koşulların ortadan kaldırıldığı ve okulda çocukların yeterince desteklenemediği bir düzen söz konusu. Bu nedenle çözüm çocuklara bir şeyleri yasaklamak ya da onları cezalandırmak değil; sosyal medyayı daha çocuk dostu ve şiddetten uzak bir hale nasıl getireceğimizi tartışmaktır.    Sosyal medyada akran zorbalığının, şiddet dilinin ve şiddet görüntülerinin sürekli karşılarına çıkması, çocuklarda şiddetin normalleşmesine sebep oluyor. Bu nedenle çocukların sosyal medyada karşılaştıkları içeriklerin denetlenmesi önemli; ancak bir çocuğun şiddet videosu izlemesinden şiddet üreteceği sonucuna varmamalıyız. Aynı zamanda sosyal medya platformlarının nasıl çalıştığını tartışmak zorundayız. Discord ve Telegram gibi platformlardaki bazı gruplarda çocukların şiddete yönlendirildiği, şiddet eylemi gerçekleştirdiklerinde daha görünür ve değerli olacaklarını düşündükleri bir ortam yaratılıyor. Hepimiz değersizlik hissinin altında ezilirken çocuklar bunu daha ağır yaşıyor. Önemsenmek ve görülmek istiyorlar ama çoğu zaman görülmüyorlar. Çocuğun bir birey olarak görülmediği, toplumdan dışlandığı ve karar mekanizmalarına dahil edilmediği ortamlarda çocuklar kendilerini daha değersiz hissediyor ve görünür olmak için şiddet üretebiliyor” sözlerini kullandı.    ‘Sistem gözünü çocuğa da dikiyor’   Ekonomik eşitsizliklerin çocukların yaşamı ve gelişimi üzerindeki etkilerine işaret eden İpek Karenfil, şiddetin ortaya çıktığı toplumsal koşulların da sorgulanması gerektiğini dile getirdi. İpek Karenfil, “Yaşadığımız şiddet ortamının ekonomik krizle doğrudan bağlantısı var. Bu, yoksulların ya da yoksulluk içinde yaşayan çocukların şiddet ürettiği anlamına gelmiyor. Ancak yoksulluğun, güvencesizliğin ve eşitsizliğin derinleştiği her yerde şiddet ortamına daha da yaklaşıyoruz. Çocuğun çocukluğunu yaşayabileceği, ebeveynin ebeveynlik yapabileceği ve öğretmenin öğretmenlik yapabileceği bir ortam ortadan kaldırılmış durumda. Öğretmen mobbinge uğruyor, mesleğini yapamıyor ve geçim baskısının altında eziliyor. Ebeveynlerin günleri çocuklarını doyurabilmek üzerine kurulu. Herkes çalışmak zorunda kalıyor ama buna rağmen geçinemiyor. Böylece çocuklar yalnızca okula ve sosyal medyaya itilmiş oluyor.   Oysa çocuğun sadece okula gitmeye, ödevlerini yapmaya ve sorumluluklarını yerine getirmeye değil; oyun oynamaya, sosyalleşmeye ve yeteneklerini geliştirebileceği farklı çevrelerde bulunmaya da ihtiyacı var. Bugün hangi çocuk kreşe gidebiliyor, sosyal etkinliklere ücretsiz ulaşabiliyor, mahallesindeki parklarda güvenle oyun oynayabiliyor? Hangi çocuk kendisine vakit ayırabilen bir ebeveynle birlikte olabiliyor? Mahalleniz güvenli değilse başka bir semte taşınmanız, okulunuz iyi değilse özel okula gitmeniz, sosyal etkinliklere ulaşamıyorsanız annelerin işi bırakıp çocuklara bakması öneriliyor. Bugün yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlik çocukların da gündeminde. Öğrencilerimiz, ‘Okuyorum ama bir şey olmayacağını biliyorum. Markete gittiğimde istediğimi alamıyorum. Bugün okumak bana bir şey getirmeyecek’ diyor. Çocukları da ucuz işçi olarak değerlendirmek, mümkünse okumalarını ve gelişmelerini engellemek isteyen bir sistemle karşı karşıyayız. Ebeveynler ve toplum ucuz emek gücüne dönüştürülürken sistem gözünü çocuğa da dikiyor” ifadelerini kullandı.    ‘Şiddetin sorumluluğu sadece  bireylere yüklenemez’   Şiddetin toplumsal nedenleriyle mücadele edilmesi gerekirken okullarda güvenlikçi uygulamaların öne çıkarıldığını belirten İpek Karenfil, bu yaklaşımın çocukların güvenli eğitim hakkını sağlamada yetersiz kaldığını ifade etti. İpek Karenfil,  şunları dile getirdi: “Buna karşılık okulların önünde polislerin ve güvenlik görevlilerinin beklemesi, X-ray cihazlarının kurulması ve çocukların çantalarının aranması gibi önlemler öne çıkarılıyor. Çocuklar en çok vakit geçirdikleri okullara girerken silahlarla, güvenlik kontrolleriyle ve güvensizlik hissiyle karşılaşıyor. Bunlar sorunun kendisini çözmeyecek; çocukları korumaktan çok şiddet ortamının yeniden beslenmesine sebep olacak. Yoksulluğu çözdün mü? Mafyalaşma ve çeteleşmeye karşı ne yaptın? Çocukların sosyal etkinliklere ulaşabileceği alanlar, öğretmenlerin mesleklerini hakkıyla icra edebileceği koşullar ve çocuklar için güvenli okullar yaratabildin mi?   Bunları yapmadan yalnızca sonuçlara odaklanmak, çocukları yeniden güvensiz bir ortama sıkıştırıyor. Siyasette sürekli düşmanlaştırıcı ve aşağılayıcı bir dil kurulması da şiddeti besliyor. Farklılıkları aşağılayan, azınlıkları hor gören ve farklı görüşleri ikincilleştiren siyaset, çocuklara ve topluma şu anlayışı aktarıyor: Güçlü olabilmek için ezmek, sözünü dinletebilmek için şiddet göstermek, kabul görebilmek için egemen olmak gerekiyor. Bu nedenle düşmanlık ve aşağılama biçimlerini üreten siyasetçilerin, bakanlıkların, belediyelerin ve diğer kurumların sorumluluğu var. Bu yapıların yeniden dönüştürüldüğü bir düzene ihtiyacımız var.”   ‘Okullarda güvenli ortamların sağlanması hakkımızdır’   Çocukların güvenli eğitim hakkının sağlanması için kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan İpek Karenfil,  “Çocuk dostu politikalar üretmeyen, bireysel silahlanmanın artmasına ve şiddet ortamına müdahale etmeyen, mafyaların ve çetelerin yaşam alanlarında güçlenmesine göz yuman, şiddeti önlemek ve doğru şekilde cezalandırmak için gerekenleri yapmayan devlet kurumları da sorumludur. Bunun karşısında sorumluları teşhir ettiğimiz ve toplumu bu konuda bilinçlendirdiğimiz bir düzene ihtiyacımız var. Öncelikle çocukları ve kendimizi koruyabilmek için bu konuları daha fazla konuşmaya, haklarımızı öğrenmeye ve bilince çıkarmaya ihtiyacımız var. Okullarda güvenli ortamların sağlanması bir yükümlülük olduğu kadar hakkımızdır.    Öğretmenlerin angarya işlere ve bakıcılığa zorlandığı değil, eğitim ve öğretim sürecinin öznesi olduğu bir düzen gerekiyor. Haklarımız farklı politikalarla gasp ediliyor; bunları yeniden kazanmaya ve kurumların sorumluluklarını yerine getirmesini sağlamaya ihtiyacımız var. Devlet ve kurumlar suçlu arayan ya da birini hedef gösteren değil, kamusal hizmetleri düzenleyen ve sorumluluklarını yerine getiren yapılar olmalı. Kamusal hizmetlere dönmek gerekiyor. Çocukların kreşlere ve sosyal etkinlik alanlarına erişmesi, herkesin sağlığa, ulaşıma ve diğer kamusal hizmetlere ulaşabilmesi temel haklarımızdır. Bu hizmetlerden mahrum bırakılmak ve bunlara erişimin zorlaşması, şiddet ortamını, değersizleşmeyi ve yoksullaşmayı derinleştiriyor” sözlerine yer verdi.    Mücadele çağrısı   Çocukların güvenli ve eşit koşullarda eğitim görmesi için öğretmenlerin, ebeveynlerin ve kurumların ortak sorumluluğu üzerinde duran İpek Karenfil, birlikte mücadele çağrısında bulundu. İpek Karenfil, son olarak şunları söyledi: “Okullarda daha fazla rehber öğretmen bulunması, çocukların sosyal ve düşünsel gelişimlerine katkı sunacak alanların çoğaltılması ve eğitimin çocukların lehine yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Öğretmenlerin ve ebeveynlerin güvenceli yaşadığı, çocukların güvenli ve güvenceli koşullarda büyüyebildiği bir ortama ihtiyacımız var. Bugün çocukları korumak istiyorsak sorumluluğun hepimize ait olduğunu hatırlatmak isterim. Ne tek başına öğretmenler ne ebeveynler ne de çocuklar şiddeti ortadan kaldırabilir. Güvenceli bir yaşam, eğitim hakkı ve çocuk hakları için eğitimin yeniden düzenlenmesi, yoksulluğu, güvencesizliği ve şiddeti üreten bu düzene karşı birlikte mücadele edilmesi gerekiyor. Herkesi birlikte mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum.”