SSÇ Komisyonu'nda çözüm değil ceza artırımına giden bulgular çıktı

  • 16:23 9 Haziran 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA-  Suça Sürüklenen Çocuklarla ilgili Meclis bünyesinde kurulan komisyonda, dernek, kurum ve saha araştırmaları raporlarına rağmen suça sürüklenme nedenlerini ortadan kaldırmak yerine çocuklara verilen ceza oranlarını artırmak ve ceza yaşını düşürmek sonucu çıktı. 
 
19 Kasım 2025 yılında hakkında adli işlem yapılan çocukların sayısındaki artıştan dolayı "Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin İncelenerek Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi Araştırma Komisyonu" adında bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun çalışmaları Mart 2026’ya kadar uzatılmıştı. Komisyon çalışmalarını tamamladıktan sonra faaliyetine son verdi ardından ise taslak raporunu yayınladı. 
 
Edindiğimiz taslak raporun başlangıç bölümlerinde çocuk adalet sisteminin temel ilkeleri olarak çocuğun üstün yararı, rehabilitasyon, onarıcı adalet ve çocuk hakları vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi standartları ve çocuk dostu adalet ilkelerine geniş yer veriliyor. Ancak öneriler bölümüne gelindiğinde sorunun nedenleri ortadan kaldıracak yapısal düzenlemeler yerine çocuklara yönelik daha sert cezaların gündeme gelmesi dikkat çekiyor. Özellikle çocukların daha ağır yaptırımlarla karşılaşması, infaz sisteminin sertleştirilmesi ve ceza yaşının yeniden değerlendirilerek düşürülmesi  yönündeki görüşler raporun başlangıç bölümünde sıralanan hak temelli yaklaşımıyla çelişen başlıklar arasında yer alıyor.
 
Ceza yaşının düşürülmesi önerisi
 
Cezaların artırılması, infaz rejiminin ağırlaştırılması, tekrar suça sürüklenen çocuklara daha sert yaptırımlar uygulanması raporda getirilen öneriler arasında.   Komisyonda çocuk hakları örgütleri, dernekler ve psikologların dinlendiği komisyon toplantılarına bakıldığında; ceza yaşının düşürülmesi ve cezaların arttırılmasına yönelik “çözüm üretmeyeceği” yönünde bir karşı duruş varken, iktidar kurumlarının katıldığı toplantılarda ise cezalarla suça sürüklenmenin önlenebileceği önerileri getirilmişti. Çocuk örgütleri ise buna karşı durmuştu. 
 
Taslak raporda bu değerlendirmelerden ziyade iktidar sözcüleri ve kurumlarının değerlendirmelerine çokça yer verilerek, çocukların cezai sorumluluk yaşının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunan görüşler öne çıktı. Özellikle 15-16 yaş grubuna ilişkin ceza sorumluluğu sınırlarının yeniden ele alınması ve çocukların yetişkin gibi yargılanması gerektiği yönündeki değerlendirmeler yer aldı. Buna karşın raporun uluslararası hukuk bölümünde çocuk adalet sisteminin cezalandırma değil koruma ve rehabilitasyon odaklı olması gerektiği vurgulanırken giriş ile çelişen bir sonuç bölümü kurulmuş. 
 
Çocukları yetişkin gibi yargılamak istiyorlar
 
Cezaların artırılması, infaz rejiminin ağırlaştırılması, ilk suçtan itibaren güçlü yaptırımlar uygulanması, çocukların daha sıkı cezaevi koşullarına tabi tutulması ve cezaevlerinin rehabilitasyon merkezleri yerine daha sert uygulamaların olacağı kurumlar haline getirilmesi önerileri sıralanıyor. Raporda ayrıca mevcut sistemde çocuklar için "cezasızlık algısı" bulunduğu iddia edilerek, bunun giderilmesi gerektiği savunuluyor. 
 
Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 31. maddesinde yer alan çocuklara ilişkin ceza indirimlerinin daraltılmasını önerilerek, buna göre 15-18 yaş grubundaki çocuklar için:
 
“*Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda mevcut 18-24 yıl aralığındaki cezanın üst sınırı 24 yıldan 27 yıla çıkarılması
 
* ‘Kasten öldürme’ gibi müebbet gerektiren suçlarda mevcut 12-15 yıl aralığı 15-18 yıl olarak yükseltilmesi
 
*Süreli hapis cezalarında mevcut 12 yıllık üst sınırın 15 yıla çıkarılması önerileri getirildi.”
 
TCK 233'te değişiklik ve aileye de hapis cezası önerisi
 
Rapordaki en dikkat çekici yasal değişikliklerden bir tanesi de TCK’nin 233'üncü maddesine ilişkin. Mevcut düzenlemede "Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali" suçu şikâyete bağlı olarak düzenlenirken, rapor bu hükmün şikâyete bağlı olmaktan çıkarılmasını öneriyor.  Ayrıca çocuğun kasten öldürme (TCK 81-82), neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (TCK 87), kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (TCK 109), nitelikli yağma (TCK 149) veya uyuşturucu madde imal ve ticareti (TCK 188) suçlarını işlemesi halinde ebeveynler hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngören yeni bir düzenleme yapılması gerektiği belirtiliyor. Bu öneri, ceza hukukunun kişisel sorumluluk ilkesinin sınırları bakımından tartışmalı bulunabilecek düzenlemeler arasında. 
 
Mevcut komisyon dinlemeleri esas alınarak rapor boyunca çocukların suça sürüklenmesinin temel nedenleri arasında yoksulluk, eğitimden kopuş, aile içi sorunlar ve sosyal dışlanma gibi yapısal faktörler sıralanırken, buna rağmen öneriler kısmında zorunlu ebeveynlik eğitimleri, riskli ailelerin sürekli izlenmesi ve ebeveynlerin cezai sorumluluğunun artırılması gibi tedbirler öne çıkıyor.
 
Güvenlik perspektifli yaklaşım
 
Raporda Emniyet ve Jandarma faaliyetlerine ayrılan bölüm oldukça geniş. Okul çevresi denetimleri, risk analizleri, eş zamanlı denetimler, güvenlikle ablukaya alma ve çeşitli kolluk projeleri ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Yine raporun  önleme politikalarını sosyal hizmetlerden çok güvenlik ekseninde ele aldığı görülüyor.
 
MESEM uygulamasını güçlendirme önerisi
 
Raporda Mesleki Eğitim Merkezleri'nin (MESEM) çocukların okuldan kopmasını önleyen alternatif bir eğitim modeli olarak övülerek sistemin güçlendirilmesi öneriliyor. Ancak son yıllarda MESEM'lerde ortaya çıkan çocuk işçiliği, çocuk işçi cinayetleri, cinsel saldırı ve denetimsizlik gündemde. Komisyonun kendi yürüttüğü odak grup çalışmalarında da MESEM'lerin koruyucu mekanizma olarak sınırları, denetim eksiklikleri ve çocukların çeşitli risklerle karşı karşıya kalabildiği tespit edilirken, sonuç bölümünde sistemin yapısal olarak sorgulanması yerine güçlendirilmesinin önerilmesi çelişkisi ortaya çıktı.
 
‘Suça Sürüklenen Çocuk’ kavramının kaldırılması talebi 
 
Rapor, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 3'üncü maddesinde yer alan "Suça Sürüklenen Çocuk" kavramının kaldırılarak yerine "Adli Süreçteki Çocuk" ifadesinin kullanılmasını öneriyor. Komisyon, bu değişikliği çocuğun işlediği iddia edilen fiil üzerinden değil, içinde bulunduğu süreç üzerinden tanımlanması gerektiği gerekçesiyle savunuyor. Ancak çocuk hakları alanında uzun yıllardır kullanılan "suça sürüklenen çocuk" kavram, çocuğun suçun tek başına faili olmadığına; yoksulluk, ihmal, aile içi şiddet, eğitimden kopuş, istismar ve toplumsal eşitsizlikler gibi nedenlerle suçla karşı karşıya bırakıldığına işaret ediyor. Başka bir ifadeyle kavram, sorumluluğu yalnızca çocuğa değil onu bu noktaya getiren politikalar ve toplumsal koşullara da yöneltiyor. Bu nedenle kavramın "adli süreçteki çocuk" olarak değiştirilmesi, çocuğu artık sosyal ve ekonomik koşulların mağduru olarak değil, öncelikle adalet sisteminin konusu haline gelen bir birey olarak yetişkin gibi tanımlıyor. Böylece çocuğu suça sürükleyen yapısal nedenler geri plana itilirken, adli süreç ve yargısal süreç ceza artırımlarıyla birleşerek ön plana çıkıyor. Değişecek kavramla birlikte, çocuk meselesinin sosyal politika alanından çıkarılarak daha fazla adalet ve güvenlik politikaları ekseninde ele alınmasının bir parçası olması hedeflenmekte. 
 
Suçu önleyici değil, suç sonrasına odaklanıldı
 
Rapora bakıldığında, çocukların suça sürüklenmesini yapısal politikalar ve sosyal nedenlerle açıklayan metin, çözüm önerilerinde sosyal politikaların üretilmesi, suçun işlenmesinin önünü alacak çözüm önerilerinden ziyade suç işlendikten sonraki sürece odaklanarak; ceza hukuku ve güvenlik politikalarına yaslanıyor.