Akbelen ve İkizköy’den seslendiler: Bu bir yaşam ve varoluş mücadelesi
- 09:03 12 Nisan 2026
- Ekoloji
Beritan Tunç
MUĞLA - Akbelen Ormanı ve İkizköy’de acele kamulaştırma kararına karşı direnen kadınlar, “Bu sadece toprak değil, yaşamımız. Rızamız olmadan alınan her karar gasptır” diyerek mücadeleyi büyütüyor. Yılların emeğiyle kurdukları yaşamın yok edilmesine karşı çıkan kadınlar, hem doğalarını hem geleceklerini savunduklarını vurguluyor.
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi’nde yıllardır süren doğa ve yaşam mücadelesi, acele kamulaştırma kararlarıyla birlikte yeni bir aşamaya geçti. Akbelen Ormanı çevresinde yürütülen ağaç kesimleri ve kamulaştırma uygulamaları ve son iki haftadır devam eden keşif faaliyetleri, köylülerin rızası olmadan sürdürülürken, kadınlar bu süreci “yaşam alanlarına yönelik sistematik bir saldırı” olarak tanımlıyor.
Köyde kadınların öncülüğünde süren direniş, sadece ekolojik değil; aynı zamanda bir yaşam, emek ve varoluş mücadelesi olarak büyüyor. İkizköy Mahalle Muhtarı Necla Işık ve köy sakini Şengül Üstün, yaşadıkları süreci ve verdikleri mücadeleyi JINNEWS’e anlattı.
‘Bu topraklar alın terimiz, vermeyiz’
Yılların emeğiyle kurdukları yaşamdan vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Şengül Üstün, direnişte ısrarcı olduklarını dile getirdi. Miras değil, tamamen kendi emekleriyle edindikleri toprakları savunduklarını belirten Şengül Üstün, “Hamile hâlimle ben o zeytinleri suladım. Şimdi tam meyvesini yiyeceğim zaman devlet bakıyor, elimden almaya çalışıyor. Ne gelecek elimize? Biz vermek istemiyoruz, tarlalarımıza haberimiz olmadan el koyuluyor. Biz rıza göstermiyoruz. Ben bu toprakları kızıma miras bırakmak istiyorum. Bize danışsınlar; danışmadan tarlalarımıza hemen giriyorlar. Bize bir haber versinler. Vermek istemiyoruz. Annemden babamdan kalan bir şeyim yok, alnımın teriyle aldım. Tam yiyeceğim zaman zeytinlerimi yok ediyorlar, kamyonlarla söküp götürüyorlar. Elimize üç kuruş para verip geçiyorlar, biz ne yaparız o parayla? Vermek istemiyoruz. Sesimizi duyurmak için Ankara’lara kadar gittik. Kocam bana, 'Bu tarlaları diktim, emek verdim ama meyvesini göremedim' dedi, sonra öldü gitti. 'Hepsi birer birer elimizden gidecek' derdi. Ben nereye giderim” diye sordu.
‘Esra Işık’ın yanındayız’
Rızaları dışında yürütülen kamulaştırma sürecine karşı net bir tutum aldıklarını dile getiren Şengül Üstün, köylülerin hiçbir şekilde topraklarını vermek istemediğinin altını çiziyor. Topraklarını savundukları için tutuklanan Esra Işık’ın mücadelesini sürdüreceklerini ifade eden Şengül Üstün, “Tarlalara haber verilmeden girilmesi, zeytin ağaçlarının sökülmesi ve dayatılan bedellerin kabul edilmemesi, köydeki direnişi daha da büyütüyor. Tarlamı gördüğümde, tarlamın içinden geçtiğimde heybem dolu dönüyorum buradan. Bakırlarımı, kaplarımı her şeyle dolduruyorum. Taze fasulye ekiyorum, sarımsak dikiyorum, zeytinimi yapıyorum; küplerim hep dolu. Necla'nın kızı Esra niye hapse girdi? Bu yerleri koruyalım derken gitti. Esra'yı çıkarsınlar! Biz Esra'nın arkasındayız. 'Bizim tarlalarımızı, evlerimizi koruyun' dediği için şu an orada. Onun için biz buralardayız, bir yere gitmiyoruz” sözlerini kullandı.
‘Bu mücadele yaşam mücadelesi’
İkizköy Mahalle Muhtarı Necla Işık ise yıllardır süren mücadelenin geldiği noktayı “sözün bittiği yer” olarak tanımlarken, köylülerin maruz bırakıldığı politikaların telafisi olmayan bir yıkım yarattığının altını çizdi. Buna rağmen köyde geri adım atma yönünde bir eğilim olmadığını, aksine direnişin daha da kararlı bir şekilde sürdüğünü kaydeden Necla Işık, “Yıllardır verdiğimiz bir mücadele gerçeği var, üstünde basılı olduğumuz bu toprak bize ata mirası, dedemin yeri burası. Ben şu evde doğdum büyüdüm, çocukluğum gençliğim bu topraklarda geçti. Bu mücadele ekmek gibi, su gibi yaşam mücadelesi dedik. Köyde kiminle konuşursanız konuşun bu işe rızası yok. Bu köylülerin rızası alınmadan, dayatmayla, diretme ile yapılan bir iş ki köylüler zaten talebini dile getirdi. İtiraz dilekçelerini verdi, iptal davalarını açtı Danıştay'da, Anayasa Mahkemesi'nde. Ama bir şeyler oldu bittiye getirilmeye çalışılıyor. Bir şeyler üzerimizde olan tapularımızda zorla el konuluyor ve şu an bedel tespiti için keşifler devam ediyor. Hiç kimseye muhatap olunmadan, hiç kimseye bilgilendirme yapılmadan, muhtar olarak bana, davacı olan vatandaşa hiçbir şey yapılmadan, anlatılmadan, dinlenmeden karar alınıyor” dedi.
‘Geri adım atmayacağız’
Toprağın ve zeytinliklerin yalnızca ekonomik bir değer olarak görülmesine karşı çıkan Necla Işık, köylüler açısından bu alanların yaşamın kendisi olduğunu dile getiriyor. Ağaçların sayılarla ifade edilmesine karşı çıkan Necla Işık, “Kızımın da dediği gibi; 10 ağaç, 20 ağaç ya da 500 ağaç. Onlar için sadece bir ağaç ama bizim burası ömrümüz. Bu ağacın altında ne anılarımız var. Bu toprağın altında ve üstünde ne anılarımız var. O yüzden gittiği yere kadar gideceğiz dedik. Şirketin bize teklif ettiği paralara tamah etmedik, satmadık. Onurumuzu satmadık, haysiyetimizi satmadık. Bize sadece köyümüz lazım, toprağımız lazım dedik. Türkiye'nin neresine gidersek gidelim gözümüz burada. Yani bizi saraya da koysalar, bizi taş duvara da koysalar hiç fark etmez. Yurt toprağını savunurken benim evladımı aldılar ve şu an 10 gündür tutuklu. Anasından ayrı, ailesinden ayrı, köylülerinden ayrı. Güçlü duruyoruz, güçlü durmaya çalışıyoruz ama gerçekten çok büyük bir psikolojik savaş var burada. Hakikaten toprağımız için, vatanımız için bu kadar olacağını, bu kadar baskı yapılacağını inanın biz bile hayal edemezdik, düşünemezdik. Gittiği yere kadar gideceğiz. Geri adım atmayacağız. Sözümüzün sonuna kadar arkasındayız” ifadelerini kullandı.
‘Kızım toprağını savunduğu için şuan tutuklu’
Tapulu alanlara yönelik müdahalelerin arttığını, keşif ve bedel tespiti süreçlerinin köylüler muhatap alınmadan yürütüldüğüne vurgu yapan Necla Işık, bu durumun hem hukuksuzluk hem de yok sayma politikası olduğuna dikkat çekti. Necla Işık, “Yani bugün jandarmalarla gelip sayım yapıyorlar, bir ay sonra ya da daha kısa bir süre sonra yine o aynı jandarmalarla, bizim evladımız dediğimiz askerlerle gelip bizi evlerimizden söküp atacaklar belli ki. Bizim burada ineklerimiz var, koyunlarımız var, keçimiz var, tavuğumuz, kedimiz, köpeğimiz. Yani bu kadar canlıyı, bu kadar hayvanı, bu kadar toprağı, toprağın üstündeki yaşayanı mağdur etmenin adı enerji mi gerçekten? Enerji mi olması lazım? Yani devletimiz köylülerimizi görsün. Bu yasayı geçirenler, bu yasayı onaylayanlar, hepimizin ölüm fermanını imzalayanlardan, bu şirketi savunan muhtarlara da, bu şirketin arkasında duran bütün kurumlara da hiçbirine hakkımız helal değil, haramdır. Biz burada üretmeye çalışıyoruz, biz burada yaşamak istiyoruz. Kimsenin zerre kadar malında da gözümüz yok, zerre kadar parasında da gözüm yok. Sadece bizim olana sahip çıkmaya çalışıyoruz. Konunun özü bu. Bu bir yurt savunması, bu bir vatan savunması, bu bir toprak savunması. Benim kızım toprağını savunduğu için şu an tutuklu. İnanılır gibi değil. Aklın, vicdanın kesinlikle kabul etmeyeceği, etmeyeceği bir şey. Umarım bu yanlıştan dönülür” diye konuştu.
'Susuz, topraksız yaşam olmaz'
Toprağını savunanlara yönelik baskının giderek arttığını belirten Necla Işık, bu sürecin yalnızca bir kamulaştırma değil, aynı zamanda bir sindirme politikası olarak işletildiğini söyledi. Şu an en büyük taleplerinin yürütmeyi durdurmak olduğunu aktaran Necla Işık, “Yürütmeyi durdurma gelsin ki en azından bizim mahkemelerimiz bitmeden bir şeyler oldu bittiye getirilmeden, tarlalarımıza kepçeler vurulmadan, ki gideceksiniz biliyorum Akbelen'in hâlini göreceksiniz, bir de döneceksiniz bizim cennetimizi göreceksiniz. Orası cehennem, burası cennet. Biz bu cennetimizi paraya değişmek istemiyoruz. Bizim çünkü annelerimiz hep şunu söylüyor; biz göreceğimizi gördük, yaşayacağımızı yaşadık, bizim çocuklarımıza burayı bırakmak istiyoruz diye. Biz de o şeyle geldik buraya yani gelecek nesillerin, doğmamış çocuklarımızın, torunlarımızın da hakkı var bu topraklarda diyerek bu toprakları savunmaya çalışıyoruz. İşte geldiğimiz nokta gördün, insanlara psikolojik baskı, ister saydır ister saydırtma diyor yani. Zarara uğrayacaksın diyor. Biz ne kadar daha zarara uğrayabiliriz ki? Bizim her şeyimiz elimizden gidiyor. Bize trilyonca para verseler ne olur? Biz başka yerde yaşayamayız diyor işte Şengül Yenge. Elim boş geliyorum tarlamdan ama diyor bütün her şeyimi dolduruyorum ve evime götürüyorum diyor. Biz pazara muhtaç değiliz, biz Milas'a muhtaç değiliz ama Milas köylere muhtaç. Milas'ta yaşayanlar, Muğla'da yaşayanlar, o şehirde yaşayanlar köyde çiftçilerin, üreticilerin, köylülerin ürettiklerine muhtaç. Susuz yaşam olmaz, topraksız yaşam olmaz, gıdasız yaşam olmaz. Enerji başka şekilde illaki üretilir, var önümüzde örnekleri” diye kaydetti.
‘Bu mücadele gelecek için’
Köylülerin kendi kendine yeten üretim biçimine dikkat çeken Necla Işık, kırsalın yalnızca kendisi için değil, kentler için de yaşamsal önemde olduğunu hatırlattı. Mücadelenin yalnızca bugüne değil, gelecek kuşaklara yönelik olduğunu, tüm baskılara rağmen geri adım atmayacaklarını vurgulayan Necla Işık, son olarak şunları söyledi: “Biz şu an savaşta ve seferberlikteymişiz gibi topraklarımıza zorla gasp ediliyor, alınıyor. Ve benim çocuğum oradaki heyeti şirket heyeti zannederek gidiyoruz biz zaten. Bize bilgi verilmediği için, kaçak göçek yapıldığı için bir şeyler, orada mahkeme heyeti olduğunu bilmiyoruz, biz şirket yapıyor bunu zannediyoruz. Yani sanki benim yavrum kamu personeline hakaret etmiş, sanki taşlamış, sanki iş görevini yaptırmamış gibi bir tutanakla kızım şu an tutuklu. Haksız yere, hukuksuz yere gerçekten altını bir kez daha çiziyorum. O yüzden biz kızımla orada dimdik duruyor, selamını yolluyor, kısa kısa mektuplar yolluyor. Avukat aradı az önce, çok güzel duruyor, çok güçlü duruyor, kesinlikle hiçbir şeyden pişmanlığı yok ki pişman olacak bir şey yapmadığını biliyor. Haklılığın verdiği şeyle, duruşla çok güzel duruyor kızınız, biz de sonuna kadar arkasındayız İzmir Barosu olarak dediler. Biz de onun arkasındayız, biz de Esra'mızın arkasındayız, er ya da geç çıkacak, er ya da geç bu hatadan dönülecek.”







