AP’de Rojava gündemi: Karar tasarısı ve yaptırım talebi

  • 09:01 9 Şubat 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA- Avrupa Parlamentosu’nda bu hafta oylanacak Rojava karar tasarısı öncesi konuşan Ilaria Salis, Kürt kimliğinin ve özyönetimin anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirterek, demokratik modelin küresel emperyalizme karşı bir direniş, istikrar ve barış garantisi olduğunu söyledi.
 
6 Ocak’ta HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin Halep’e yönelik başlattığı saldırlar, Rojava’ya yöneldi. Bu saldırılarla hem Kürtlere soykırım yapılmak istendi, hem de özellikle kadın devrimini ortadan kaldırılmak istendi. Her geçen gün büyüyen direnişin ardından 30 Ocak’ta QSD ve HTŞ arasında entegrasyon ve anlaşma imzalandı. Fakat anlaşmaya rağmen Kobanê’de kuşatma sürüyor. Buna ilişkin ise uluslararası alanda da eylemsellik ve diplomatik çalışmalar da devam ediyor. 
 
Avrupa Parlamentosu  Sol Grup’tan Yeşiller ve Sol İttifakı (Alleanza Verdi ve Sinistra)  parlamenteri Ilaria Salis, Rojava’daki durumu ve Kobanê kuşatmasını ve Avrupa Parlamentosu’nda bu konuda yapacakları çalışmalardan söz ederek değerlendirmelerde bulundu.   
 
Rojava neden hedefte? 
 
Rojava üzerinden yoğunlaşan saldırıların birçok nedeni olduğunu söyleyen Ilaria Salis, bölgenin kadın özgürlükçü, çoğulcu ve eşitlikçi yapısının bir hedef hâline geldiğini söyledi. Ilaria Salis, “Şu ana kadar Suriye'nin kuzeydoğusundaki özerk yönetimde somut bir gerçeklik hâline gelen siyasi model, birçok bölgesel ve otoriter aktörü, Türkiye gibi ülkeleri ya da Suriye Geçiş Hükümeti gibi cihatçı hükümetleri korkutuyor. Çünkü bu modelin kendisi, konfederalizm ile ulus devlet modelinin ötesine geçiyor. Elbette saldırıya uğramasının ilk nedeni de bu. Bölgedeki devletlerin, özellikle Suriye'nin ama aynı zamanda Türkiye'nin de bu modeli saldırıya uğratmasının diğer iki nedeni var: Kadınların güçlendirilmesi ve uygulamaya konulan sosyal adalet. Bakın, bu model sadece bölge için değil, bence tüm dünya için örnektir. Avrupa’nın da bu modeli olumlu bir örnek olarak alması gerektiğini düşünüyorum. Bir diğeri ise çoğulculuk fikri. Çoğulculuk; farklı dinlere, dillere, kültürlere sahip halkların barışçıl ve demokratik bir ortamda yaşamasına imkân sağlıyor. Bu yüzden buna sadece bölgesel değil, daha geniş bir perspektiften bakılması gerektiğini düşünüyorum. Bence bu saldırının nedeni budur” diye belirtti.
 
‘AP’de bu hafta Rojava gündemini tartışacağız’
 
Özellikle bölgede bu demokratik öneriyi oluşturmada Kürtlerin rolü düşünüldüğünde, uluslararası toplumun bu konuyu görmezden gelmesinin büyük bir utanç kaynağı olduğunu ifade eden Ilaria Salis, “Avrupa Parlamentosu'nda bu konuda yaptığım çalışmaları ve şu ana kadar elde ettiğimiz sonuçları paylaşmak istiyorum. Bu hafta salı günü, Suriye'nin kuzeydoğusundaki durum hakkında genel kurulda bir gündem olacak. Perşembe günü ise gerçekleşen saldırıların ardından bir karar oylaması yapacağız. Bir karara gideceğiz ancak tabii ki bu kararın nihai sonucunu görmek zorundayız. Elbette karar, parlamentodaki farklı siyasi gruplar arasında müzakere edilecektir. Bu gündemi şahsen ben üstleneceğim, müzakerelere katılacağım” dedi.
 
‘Anlaşmanın takibi için gözlemci komisyon kurulması ilk husus’
 
“Parlamentoda ilk ana odağımız bölgedeki insani yardım ve sürecin izlenmesiyle ilgili” diyen Ilaria Salis, AP’de ele alacakları başlıklardan şöyle bahsetti: “Dolayısıyla Kobanê dâhil olmak üzere, Suriye içindeki ve sınır ötesindeki tüm bölgelerde insani yardım koridorlarının açılması gerektiğini belirtiyoruz. Bu koridorların amacı, insani yardımı ulaştırma ve izleme ile sınırlı olmamalı. Koridorlar asla geçici olmamalı ve askeri bir baskı altında olmamalıdır. Ayrıca ateşkesin ve anlaşmalara uyulup uyulmadığının izlenmesi için uluslararası bir gözlemci komisyonu kurulması gerektiğini de bu karara dâhil etmek istiyoruz. Çünkü normalde durumun böyle olmadığını biliyoruz ve sivilleri korumak istiyoruz. Bu, karara dâhil etmek istediğimiz ilk önemli husustur.
 
Diplomatik baskı ve saldırılara karışmış olanlara yaptırımlar
 
Buradan, yani Avrupa'dan yapabileceğimizi düşündüğümüz ikinci şey ise karar metnine şunu dâhil etmektir: AB ve Avrupa devletlerinin, saldırılara karışan devletler olan Suriye hükümeti ve Türkiye üzerinde diplomatik baskı başlatması ve uygulaması. Bunun amacı, bu ülkeleri diplomatik olarak izole etmek ve Avrupa devletleri için Suriye ile siyasi ortaklığın, temelde insan haklarına, demokrasiye ve çoğulcu hükümet sistemine saygı gösterilmesine bağlı olarak ilerleyeceği mesajını vermektir. Ayrıca Kürt halkı ve bölgede demokratik bir şekilde yaşamak isteyen diğer tüm halklar için, genel yaptırımlar yerine, insan hakları ihlallerinden ve diğer saldırılardan sorumlu olan kişi ya da kuruluşlara yönelik çok hedefli yaptırımlar uygulanmasını amaçlıyoruz. Bununla birlikte, şu anda El-Şara ile siyasi iş birliği içinde olan devletlere, bu vekâlet ilişkisini derhal sonlandırmaları çağrısında bulunacağız.”
 
‘Kürt kimliğinin, dilinin ve yönetimin garantörleri olmalıdır’
 
“Bu yüzden ikinci olarak, şu anda saldırı düzenleyenlere devletlerin siyasi baskı uygulaması gerekiyor” diyen Ilaria Salis, “Bölgede istikrar ve özyönetim için önemli olduğunu düşündüğümüz ilk şey, anayasal hakların ve demokratik özerk yönetimin garanti altına alınmasıdır. Bu, Kürt kimliğinin, dilinin, eğitiminin ve özyönetiminin tanınması anlamına gelir ve bunun siyasi garantörleri olmalıdır. Bu, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Demokratik Özerk Yönetimin uluslararası siyasi anlamda tanınması gerektiği anlamına gelir. İşte bizim görüşlerimiz bunlar olacak. Ancak müzakereler sırasında bunun nasıl ilerleyeceğini göreceğiz. Bu talepleri sol grup adına savunacağım ve müzakere etmeye çalışacağız. Bu siyasi baskıyı uygulamak ve bu uygulamaya karşı çıkan kuruluşlar, devletler ve hükümetlerle siyasi ve ekonomik düzeyde iş birliğini reddetmeliyiz. Örneğin, Ursula von der Leyen saldırılar devam ederken, 9 Ocak’ta Suriye hükümetini ziyaret etti. Rojava’ya yönelik saldırılar birkaç gün önce başlamıştı. Sadece ziyaret etmekle kalmadı, aynı zamanda Suriye'deki geçiş sürecini finanse etmek için para sözü de verdi. Bu nedenle yapabileceğimiz şey, bu tür iş birliklerini durdurmak ve şu anda Kürtlere saldırmayı sürdüren devletlere baskı uygulamaktır” sözlerini kullandı. 
 
‘Bu devrim tüm kadınların devrimi’
 
Bölgede hayata geçirilmiş olan modelin hedef alınması yerine, demokratik konfederalizm sisteminin daha da yaygınlaştırılması gerektiğine vurgu yapan Ilaria Salis, “Sadece Suriye'de değil, sınır ötesindeki diğer alanlarda da bu siyasi sistemi uluslararası düzeyde tanınır hâle getirmeliyiz. Bence bölgedeki insanlar bu hedefe ulaşmak için en iyi stratejiyi bulabilirler. Dışarıdan yapabileceğimiz şey ise bu hedefe ulaşmaya engel olan devletlere diplomatik baskı uygulamak için uluslararası topluma baskı yapmaktır. Örneğin, kadınların güçlendirilmesi sadece cinsiyet eşitliğiyle ilgili değil; bundan çok daha fazlasıdır. Çünkü bu bölgede kadınlar, siyasi kararların alınmasında ve orduda önemli roller ve pozisyonlar üstleniyor. Bu alışılmadık bir durumdur; sadece bu bölge için değil, tüm dünya için. Bu harika bir şey ve savunulması gerekiyor. Tabii ki bu devrim, tüm kadınların devrimidir. Dünyadaki kadınların desteği de bununla ilgilidir çünkü bu model bizim için bir örnek teşkil ediyor. Bence çoğulcu model korunmalı ve savunulmalıdır. Bunun sadece Orta Doğu için değil, çok daha geniş bir anlamı olduğunu biliyoruz” şeklinde konuştu.  
 
‘Bölgede barış ve demokratik gelişimin garantisi’
 
“Ama küresel düzeyde işlerin nasıl geliştiğine bakarsak; giderek daha fazla savaşın yaşandığı, Avrupa'da yeniden silahlanmanın başladığı, savaş karşıtı modellere engel olunduğu, ırkçı aşırı sağın Avrupa'da ve ABD'de giderek güçlendiği bir ortamdayız” diyen Ilaria Salis, “Bu çoğulculuğa dayanan; farklı dillere, dinlere, kültürlere sahip halkların yan yana yaşamasını esas alan model, sadece Orta Doğu'da savunulmamalı, başka yerlerde de izlenmesi gereken bir model olmalıdır. Çünkü bu modelle dünya kesinlikle daha iyi bir yer olur. Bana göre konfederalizm sistemi, bölgede barış ve demokratik gelişimin garantisi olabilir. Ancak sorun şu ki, dünya demokratik yönde ilerlemiyor. Otoriter yönlere doğru savruluyor ve bu sadece Orta Doğu'da değil, Avrupa'da ve ABD'de de böyle. Genel tablo bu. Bu yüzden bu modeli savunmalıyız; çünkü barışın garantisidir” ifadelerini kullandı.  
 
‘Korunması gereken bir devrimdir’
 
Modelin sağlanmasıyla barışın anca garantilenebileceğini dile getiren Ilaria Salis, “Ulus devlet modelinin ötesine geçebileceğimizin garantisi de bu yolla sağlanabilir. Aksi hâlde, emperyalizme yol açan etki alanlarının artması riski ortaya çıkar.Birlikte hareket etmek, emperyalizme karşı direnmeyi de güçlendirir. Emperyalizm; ABD'den Rusya'ya kadar dünyada giderek güçlenen bir olgudur. Oysa demokratik konfederasyonlar fikri, günümüz dünyasında gerçek bir alternatiftir. Günümüz dünyası giderek savaşa ve emperyalizme sürükleniyor. Bu yüzden bu, korunması gereken bir devrimdir ve bizim için olması gereken bir devrimdir. Her gün bunun için mücadele etmeliyiz; ama aynı zamanda dünyanın farklı yerlerinde de bunu yapmalıyız” şeklinde konuştu.