‘Kürtler için ulusal birlik yaşam damarıdır’

  • 09:02 9 Şubat 2026
  • Güncel
Elfazi Toral 
 
İSTANBUL – Rojava’ya yönelik saldırıların Lozan’la dayatılan “imha ve inkâr” siyasetinin devamı olduğunu belirten DBP yöneticisi Besra İşsever, “DAİŞ ve kalan yapılarının saldırısı sadece bir bölgeye değil; dört parça Kürdistan ve Avrupa’daki tüm Kürt halkına yöneliktir” dedi.
 
Rojava’daki öz yönetim, Lozan’la çizilen sınırların dayattığı ulus-devlet anlayışını tartışmaya açarken, yüz yıllık “yok sayma” siyasetine karşı tarihsel bir kırılma yarattı. Rojava’daki demokratik ulus modeli, kadınların ve gençlerin öncülüğünde toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı yeni bir yaşamı örmeyi sürdürüyor.  Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yöneticisi Besra İşsever, Rojava’ya yönelik gelişen saldırılar ve buna karşı gelişen toplumsal direniş ve ulusal birliğe dair değerlendirmelerde bulundu.
 
 50 yıllık mücadele 
 
Rojava’ya yönelik saldırıların, Kürt halkı için tarihsel bir öneme sahip kritik bir süreci içinde barındırdığını söyleyen Besra İşsever, Lozan Antlaşması’na işaret etti. Besra İşsever, “100 yıl önce Lozan Antlaşması ile sınırlar çizilirken Kürdistan’ın dört parçası İran, Irak, Türkiye ve Suriye arasında pay edilerek Kürt halkı tamamen eritilmeye ve yok edilmeye çalışılmıştı. Kürtler, bir asırdır bu imha ve inkâr siyasetiyle karşı karşıyadır. Ancak 11 yıl önce Suriye’de kadın öncülüğünde başlayan Rojava Devrimi, bu kadere bir yanıt niteliğindedir. DAİŞ çetelerinin ve onlardan kalan yapıların Kürt kazanımlarına yönelik saldırıları sadece bir bölgeye değil; dört parça Kürdistan ve Avrupa’daki tüm Kürt halkına karşı yapılmıştır. Bu saldırılar, ulusal birliğin ne kadar hayati olduğunu ve Kürt kazanımlarını savunmak için topyekûn bir mücadelenin gerekliliğini bir kez daha kanıtlamıştır” diye belirtti.
 
Abdullah Öcalan’ın yeni yaşam paradigması 
 
Besra İşsever, “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan, 50 yıl önce bu mücadeleye başlarken Ortadoğu’da Kürtlersiz bir yaşam olmayacağını, yeni yaşam paradigmasıyla ortaya koydu. 50 yıl önce ekilen o tohumlar bugün fidan olmuş, birer ağaca dönüşmüştür. Uluslararası güçlerin bu katliam ve saldırılara karşı sessiz kalması, Kürt halkının hem diplomasi hem de öz savunma alanında kendi birliğini sağlamasının ne kadar elzem olduğunu göstermiştir. Belki Kürtler son 100 yıldır ulusal birlik noktasında eksik kalmış olabilir; ancak geldiğimiz aşamada hem sahada hem de diplomasi masasında verilen mücadele, bu bilincin açığa çıktığını kanıtlamaktadır” dedi.
 
Kürt birliği
 
Kürtlerin ortak bir mücadele ruhuyla hareket etmesi gerektiğini belirten Besra İşsever, saldırılar sonrası sahada güçlü bir direnişin ortaya çıktığını vurguladı. Besra İşsever, “Bugün sadece Kürdistan’ın parçalarında değil; Avustralya’dan Kanada’ya, Almanya’dan İsviçre’ye kadar dünyanın her yerinde Kürtler ve dostları ayağa kalkmıştır. Milyonların alanlara çıkması, var olan anlaşmaların zeminini güçlendiren temel güçtür. Bu başarının mihenk taşı, Sayın Abdullah Öcalan’ın ilmek ilmek ördüğü fikir ve paradigmadır. Kendisi de her zaman Kürt Ulusal Birliği’nin elzem olduğunu vurgulamıştır. Hem Ortadoğu genelinde hem de kadınlar özelinde yürütülen konferans ve çalıştaylar, bu birliğin sadece siyasi değil, toplumsal bir bilinç hâline gelmesini sağlamıştır. Bu süreç özellikle kadınlar için hayati önemdedir. Kürt kadın hareketi, Ortadoğu genelinde yürüttüğü konferans ve birlik çalışmalarıyla bu bilinci derinleştirmiştir. Savaşların önce kadın bedenini hedef aldığını ve kadın üzerinden toplumu teslim almak istediğini biliyoruz. Dolayısıyla ulusal birlik; kadınların ve gençlerin bu sisteme karşı en güçlü başkaldırı damarıdır. Toplumu yok etmek isteyenler önce kadından ve gençten başlar; çünkü bu iki kesim toplumun özne yapılarıdır. Kadın hareketinin yürüttüğü diplomasi ve mücadele, artık bu bilinci kalıcı hâle getirmiştir. Bundan sonra da Kürt Ulusal Birliği’nin ve demokratik yaşamın öncülüğünü kadınlar ve gençler yapacaktır” şeklinde konuştu.
 
Mücadele ve örgütlülük vurgusu
 
QSD ile HTŞ hükümeti arasında imzalanan mutabakata dikkat çeken Besra İşsever, demokratik ulus modelini anımsattı. Besra İşsever, sözlerini şöyle sonlandırdı:  “Burada asıl belirleyici olan, demokratik ulus modelinin sahada ne kadar vücut bulacağıdır. Bizim modelimiz, ulus-devletin yarattığı krizlere karşı Kürtlerin, Arapların, Dürzilerin; tüm halkların kendi kaderini tayin ettiği ortak bir yaşam modelidir. Sayın Öcalan’ın paradigması bugün sadece Ortadoğu’da değil, tüm dünyada yankı bulmaktadır. Rojava örneği ortadadır; kapitalist moderniteye karşı demokratik modernitenin yaşam bulduğu bu model, geleceğin tek umududur. 2011’de başlayan Rojava Devrimi bir kadın devrimidir. 2026 yılına geldiğimizde hâlâ kadınların saç örgülerini kesen, kadın bedeni üzerinden korku yaymaya çalışan gerici bir zihniyetle karşı karşıyayız. Ancak Kürt kadınları ve halkı asla geri adım atmayacaktır. Biz, 50 yıllık bir mirasın ve büyük bedellerin sahibiyiz. Kadınların saç örgülerinden korkan bu zihniyete karşı sadece biz değil, tüm dünya kadınları bir tepki içindedir. Mücadelemizi, örgütlülüğümüzü ve birliğimizi her geçen gün daha da büyüterek geleceği inşa etmeye devam edeceğiz.”