KJK’den 8 Mart mektubu: Küresel kadın ittifakı çağrısı
- 09:47 8 Mart 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ- Kadın özgürlüğünü tüm toplumsal özgürlüklerin temeli olarak tanımlayan KJK, dünya çapında yükselen kadın direnişlerinin ortaklaştırılması, demokratik kadın ittifaklarının geliştirilmesi ve 21’inci yüzyıl kadın kurtuluş programının oluşturulması çağrısında bulundu.
Koma Jinên Kurdistan (KJK), 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında mektup yayımladı.
Mektupta şunlar belirtildi:
“8 Mart Dünya Kadınlar Günü, emeğinin hakkını arayan tüm dünya kadınlarına, bu uğurda mücadele veren insanlığa, Kürt kadınlarına kutlu olsun. 8 Mart tüm kadınların birlik ve mücadele günüdür. Kürt Kadın Özgürlük Hareketi olarak özgürlük uğruna şehit düşen tüm kadınların anısı önünde saygıyla eğiliyor, tüm baskı, şiddet, katliam uygulamalarına rağmen zindanda, dağda, sokakta, iş yerinde, tarlada, evde kısacası yaşamın her alanını özgürlük alanına çeviren kadının uyanışını, görkemli eylemlerini selamlıyoruz. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak 40 yılı aşkın bir süredir kadın kurtuluş ideolojisini derinleştirmek, kadının öz savunma gücü ve bilincini açığa çıkartmak, politik alanda kadının eşit ve özgür temsiliyetini sağlamak, yaşamın bütün alanlarında cinsiyetçiliği aşmak ve bunun üzerinden kadın kurtuluşuna ivme kazandırmak için büyük bir mücadele vermekteyiz. Bu yolda ulaştığımız sonuçları dünya kadınlarıyla paylaşmaya her zaman büyük önem ve anlam biçtik. Ve şimdi de büyük bir heyecan, coşku ve iddia düzeyi ile 21. yüzyılı kadın özgürlük çağına dönüştürmek, ikinci büyük kadın devrimini gerçekleştirmek için evrensel kadın özgürlük hareketi içindeki misyonumuzu yerine getirmeyi hedefliyoruz.
Ulus devlet çağı çöktü
Sizlerin de yakından takip ettiği üzere 2026 yılına baş döndürücü gelişmelerin hızıyla girdik. Dünya çok kutuplu-parçalanmış bir düzene doğru hızla eviriliyor. Küresel sistem parçalandı. Dünyada popülist, maçoist lider profili iktidar çıkarlarını tüm değerlerin önüne geçirmektedir. Dünyamız düşmanca rekabet ve güç ilişkileri nedeniyle yaşanılmaz hale getirildi. Kapitalizm, patriarka, iktidar ayaklarımızın altındaki zeminin çökmesine neden oluyor. Tüm bu nedenlerden ötürü haklar ve kurallara dayalı uluslararası sistem yıkılmanın eşiğine dayanmış bulunmaktadır. ABD Başkanı D. Trump tüm eylem ve sözleriyle ulus devlet tabutuna son çiviyi çakmıştır. Bugün yıkım altındaki dünyanın kurallarını despotlar, popülist kadın düşmanı liderler belirlemektedir. Maalesef günümüzde demokrasiler süregelen bu zararlı gidişatı sınırlamakta dahi etkili olamıyorlar. Bu durumda kadınlar için öncelikli soru şudur; bu süreci nasıl okumalı ve kendimizi nasıl konumlandırmalıyız? Halklar ve özelde Kadınlar cephesinden cevaplandırılması gereken temel soru budur. İddia edildiği üzere uluslararası sistemin halkların yaşamı için koruyucu, dengeleyici ve bağlayıcı bir çerçeve sunmadığı gibi kadınlar için de tüm negatif durumların nedeni ve sonucu olduğu yeterince açığa çıkmış bulunmaktadır. Ulus Devlet çağı çöktü, ulus devlet tanrılarının tüm maskeleri yaratmış oldukları çoklu kriz halleriyle düştü.
Gezegenimizi tarumar eden bu sömürgeci savaşlar durmadı
20.yy sonlarında iki kutuplu dünya düzeninin çökmesi ile birlikte Yeni Dünya Düzeni arayışı başladı. Yugoslavya savaşı, Irak savaşı, Arap baharı ile başlayan isyan ve savaşlar, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-Gazze savaşı, dört sömürgeci devlet tarafından bölünmüş tüm Kürdistan parçalarında süregelen savaşlar 1990’lardan beri yoğunluk ve derinlik kazanmıştır. Gezegenimizi tarumar eden bu sömürgeci savaşlar durmadı, egemen güçler eliyle sistematik bir şekilde sürdürülmektedir. Yürütülen savaşlar var olan sorunları çözmekten ziyade sorunları daha fazla derinleştirmiş, eski dünyaya ait ne varsa yerle bir etmiştir. Gramsci’nin dediği gibi ‘eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor şimdi canavarların zamanı’. Son günlerde herkes bu gerçekliği ifade ediyor. İnsanlık artık güçlünün hüküm sürdüğü bir çağda yaşamaktadır. Ulus Devlet toplumu vatandaşlık bağı üzerinden iktidara bağlarken komünalitesine en büyük darbeyi vurmuştur. Bir toplumu ayakta tutan ne varsa ekonomi, ekoloji, sağlık, yerleşim, eğitim ve öz savunma gibi örgütlenme alanları devlet tarafından ele geçirilmiştir. Halklar ve topluluklar savunmasız bırakılmıştır. Halkın savunmasından sorumlu olması gereken güçler ya saldırgan olarak başkalarının topraklarına, zenginliklerine el koymak için harekete geçirilmekte ya da saldıran karşı cepheye sürülmektedir.
Gezegenimiz uzun zamandır SOS veriyor
Gezegenimiz uzun zamandan beri SOS vermesine rağmen daha fazla zenginlik için Ekolojik kırımlar üretilmekte, soykırımlar, toplu sürgünler yaşatılmaktadır. Neden gezegenimiz bunca sömürü karşısında ölmek üzere olurken devletler gerekli anlaşmalara yanaşmamakta, şirketlere neden gerekli sınırlandırmalar getirilmemekte? Var olan sorunlarımıza çözüm bulması gereken bilim ve teknik iktidar odaklarının elinde ciddi bir silaha dönüşmekte ve insanlığa karşı kullanılmaktadır. Neden gıdamız ve içtiğimiz su zehirlenmekte, neden buna bağlı olarak gelişen hastalıklar engellenmemekte? Tüm soruların yanıtı çok yalın; birileri daha fazla kâr yapsın diye. Yoksulluk, eşitsizlik, toplumsal baskı, otoriterleşme, çevre krizi, kirlilik, çeşitlilik kaybı, teknolojinin kontrolsüz kullanımı gibi sorunlar kapitalist sistemin rekabet alanlarını güvenceye kavuşturmak uğruna verdiği savaşların sonucudur.
Devletlerin halkların hizmetinde olduğu yanılgısından kurtulma zamanı
Artık devletlerin halkların hizmetinde olduğu yanılgısından kurtulma zamanı. Ulus-Devletler kapitalist sistemin (sermayedarların ve dar iktidar odaklarının) temel dayanağıdır. Kendi iktidarını ayakta tutmak için halka, işçiye, işsize, orduya, ham maddeye, göçmene, aileye, tekniğe, sömürü üreten ideolojilere (milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik ve bilimcilik) ihtiyaçları vardır. Hiçbir halk, özellikle iktidar dışı güçler ulus-devletlerin kendisini temsil ettiğini söyleyemez. Halklar iktidar altında ezildiklerini, sömürüldüklerini, bastırıldıklarını biliyor ama devletsiz yaşanayamayacağı yanılgısından kaynaklı tüm bu hak gasplarını tolere ediyor.
Kadınlar olarak bizim bir devletimiz yok
Kadınlar olarak bizim bir devletimiz yok, işçiler olarak bizim bir devletimiz yok, göçmenler olarak bizim bir devletimiz yok, yerli haklar olarak bizim bir devletimiz yok. Devletimiz yok derken bizi temsil eden, bizim çıkarlarımızı koruyan, bizim iyiliğimizi önceleyen bir devlet hiçbir zaman olmadı ve olmayacak. Dünya çapında kadınlar hala her alanda eşitlik mücadelesi vermek zorunda. Çünkü yaşamın tüm alanlarında kadınlar hala erkek şiddetine sistematik olarak maruz bırakılmakta. Hala kadınlar horlanmakta, aşağılanmakta, nesnelleştirilmektedir. Bu düzeni dünya nüfusunun yarısına rağmen kim ve nasıl ayakta tutuyor. Neden bir ülkede yaşayan insanların itirazına rağmen devlet başkanları (Afganistan’da Taliban, Suriye’de Colani gibi), dış güçlerin desteği ile zorla iktidara getirilmekte ve neden halkın desteğini ve onayını alan öncüler veya güçler öldürülmekte, kaçırılmakta, kriminalize edilmekte, tutuklanmakta? Çünkü iktidarın çıkarları esas alınmakta, hakların iradesi değil.
İktidarlar bunu nasıl yaptı?
Halklar kendisinin olmayan savaşlara sürüklenmiş, başkalarının çıkar mücadelesinin aracı haline getirilmiştir. Nasıl oluyor da halklar kendilerinin belirlemedikleri politikalar için en ağır bedeli ödüyor. Şimdiye kadar halkların haklı taleplerini devlet aracı ile garanti altına alma yanılgısı kendi öz dayanaklarımızdan bizi yoksun bıraktığı gibi başkalarının iktidarını ayakta tutmamıza da neden oldu. Peki iktidarlar bunu nasıl yaptı? Salt kaba kuvvetle değil, kuşkusuz bu da hiç eksik olmadı. Devletin askeri, polisi, yasası, medyası hep itaat etmeyen toplumsal kesimlere karşı özelde de kadınlara karşı yürürlükte oldu. Ancak daha önemlisi iktidar ideolojisi olan milliyetçilik, dincilik, bilimcilik ve cinsiyetçilik yoluyla halkları, toplumları bu sisteme dahil etti. Bu zihniyetten kaynaklı şimdiye kadar yürütülen tüm özgürlük ve eşitlik mücadeleleri karşıtına benzeşmekten kendini kurtarmadığı gibi karşıtını da güçlendirdi. 19 ve 20. yy. ulusal kurtuluş mücadeleleri ve sınıf mücadeleleri aynı akıbeti yaşadı. Bu sistem karşısında kendi alternatif modernitesini yaratamayan tüm mücadele odakları aynı akıbeti yaşamaktan kurtulamazlar.
Tecavüzcü olan kapitalist sistemin kendisidir
Erkek egemenliği ve bu temelde oluşmuş iktidarlaşma, sınıflaşma, militarizm ve dincileşme olguları biz kadınları binlerce yıldır vurmakta, katletmekte, sömürmekte. Baskı ve sömürüyü sistematik hale sokan ataerkil uygarlık bugün vahşet halini andıran gerçeklikler ile sarsılmaktadır. Günlerdir tüm insanlığın ve kadınların hayretler içerisinde izlediği Jeffrey Epstein suç dosyaları erkek egemen sistemin itirafı olmuştur. Güçlülerin, milyarderlerin tecavüzcü olmasının ifşa edilmesi sistemdeki bir aksaklık veya münferit bir olay olarak okunamaz. Asıl tecavüzcü olan ataerkil kodlarla form kazanmış olan kapitalist sistemin kendisidir.
Sosyalizmin motor gücü kadınlardır
Evet değerli kız kardeşler, tam da ‘Ya özgürlük ya barbarlık’ denilen andayız! Kadın özgürlüğü bütün özgürlüklerin temelidir önermesi salt teorik bir önerme değil, tüm toplumsal özgürlüklerin temelidir. Kadın köleliği ve feminisid de bütün köleliklerin ve iktidar savaşlarının temelidir. İktidarların yarattığı tüm kötülüklerden, barbarlık olarak nitelendirilen feminisid uygulamalarından kurtulmanın yegana yolu kadın özgürlüğünden geçer. Ataerkil sistemin yarattığı hak gaspı, irade gaspı, emek gaspı bunca derin olmasaydı ifşa edilen Epstein dosyaları sonrasında başta kadınlar olmak üzere tüm insanlık kıyameti kopartırdı. Mesele olağanüstü bir skandal olmanın çok ötesindedir. Bir kez daha görüyoruz ki erkek egemen güç ağlarıyla iç içe geçen sermaye ilişkileri hukuk alanını da erkeğin özel alanı kılmıştır. Erkek egemen güç ağları faili koruyor, mağdurların beyanlarını değersizleştirip görünmez kılmıştır. Şiddet ataerkil tüm sistemlerde yapısal bir olgudur. Bugün ‘J. Epstein’in şeytanlaştırılması o canavarlığı mümkün kılan erkeklik ve güç ilişkilerinin gizlenmesine yol açabilir. Kadınlar olarak bu denli büyük bir barbarlığa yol açan sistemi sorgulamakla işe başlamalıyız. J. Epstein dosyası örgütlü erkek kötülüğünün resmidir. Yamyamlık, barbarlık, avcılık denilen tarihsel gerçeklik tamda Epstein’in oluşturduğu suç şebekesinde dile gelmiştir. Yaşanan erkek egemen sistemin istisnai bir örneği değil. Epstein suç adası kapitalist düzenin ta kendisidir Erkek egemen sistemin sermeye ve güçle buluşmasının ne menem bir kötülük yarattığının örneklerini anlık olarak dünyanın her yerinde görüyor ve yaşıyoruz. İstismarı mümkün kılan erkeklik düzenini hedef almadan, değiştirmeden yaşar ve yaklaşırsak her ifşa gündem olur belki ama sistem olduğu yer de kalır.
Kadın özgürlüğü radikal mücadeleyi göze almaktır
Kadın özgürlüğü çok büyük, çok radikal mücadeleyi göze almaktır. Değerlendirdiğimiz bu konulardan ötürü kadınlar olarak iktidara ait her şeyden zihniyetinden, kültüründen, yaşam biçiminden, araçlarından kendimizi arındırmalıyız. Aksi halde canavarlaşan bu sistemin kurbanı olmaktan kendimizi kurtaramayız. Artık başkalarının mücadelesini değil, kendi mücadelemizi geliştirmeliyiz. Bunun için hem kendimizi, toplumumuzu, topraklarımızı (yaşam alanımızı), doğamızı, emeğimizi geliştirip koruyabileceğimiz kendi Paradigmamızı, kurumlarımızı, alternatif sistemimizi, kültürümüzü oluşturmalıyız. Tüm iktidarların panzehri olan alternatif yaşamın boy vermesi için de verilen mücadeleye öncülük yapmalıyız.
Çünkü; Kapitalist sistem kadının sömürüsü üzerinden temelleniyor –bu nedenle kadın sömürüsü sistemin en önemli dayanağı olma özelliğini taşıyor. Sistemin bu en önemli dayanağını yok etmek için alternatif mücadelelere öncülük yapmalıyız. Çünkü; kadın mücadelesi en uzun ve en evrensel olandır. Evrensel anlamı önde olan kadın politikleşmesi insan hakları, toplum ve kültürel hakları, doğa ve çevre sorunlarına duyarlılık, çocuk hakları, sağlık ve eğitim sorunlarında derinliğine açılım ve radikal çözümler sunacaktır.
Çünkü sosyalizmin de motor gücü kadındır. Kadın konusu sınıf ve ulus gerçekliğinden daha önemlidir. Hem tarihi hem de sosyal bakımdan kapsamlıdır. Sınıfsallık ve ulusallık adına yapılan politikacılıktan daha değerlidir, kapsamlıdır. Bunun için kadının bu konuda en alttaki ve tümüyle toplumdan dıştalanmış sınıf olduğu gerçeğinin görülmesi ve aşılması temelinde komünalist mücadelenin de hak ettiği başarıyı sağlayacağına inanıyor ve diyoruz Demokratik Sosyalizmin inşasının öncüsü de kadındır! Kadın özgürlüğü sınavını başarıyla geçmeyen bir sosyalist mücadelenin de hak ettiği sonucu yaratamayacağı anlaşılmıştır.Yaşamı tüm canlılar için zorlaştıran barbar ataerkil sistem uygulamaları karşısında Kadın barış ve demokrasiyi en çok gündeme getirmesi gereken bir güç olarak öne çıkmalıdır. Akan kanı durduracak olan, erkek aklının yarattığı tüm barbarlıkları frenleyecek olan biz kadınlarız. Kadınlar her yerde barış ve demokrasinin militanlığını yapmalı, aksi halde erkek aklının hoyratça yürüttüğü savaşlarda hiçbirimiz için sığınabileceğimiz sakin huzurlu limanlar kalmayacaktır.
Tehlike büyük
Erkek egemen anlayışa, sisteme başkaldırmak kuşkusuz büyük bedeller gerektiriyor, bunun için muazzam bir örgütlülük, derinliğine bir mücadele ve öz savunma çabalarına ihtiyaç vardır. Yine görüldüğü üzere tüm krizli bölgelerde, otoriter rejimlerin yıkılması süreçlerinde kitlesel eylemlerin en radikal dinamiği kadınlar olmuştur. Ama müzakere masalarında hakları, varlığı, sesi, kazanımları görmezden gelinende yine kadınlar olmuştur. Bulunduğumuz her yerde kadın statüsünü stratejik bir mesele olarak gündeme taşımalıyız. Kazansak hep birlikte, kaybedersek de hep birlikte kaybederiz duyarlılığı ile dünyanın her tarafında yükselen kadın direnişine, itirazına kulak vermeli, dayanışmayı iktidarların ördüğü tüm sınırları aşacak düzeye vardırmalıyız. Kız kardeşlerimizin acısını, sevincini, başarısını, kazanımlarını kendi mirasımız olarak görmeli ve sahiplenmeliyiz. Tarihin bu şafak vaktinde evrensel düzeyde örgütlenip küresel ölçekte cinsiyetçi, ataerkil, kapitalist dünya sistemine karşı kadının özgür ve eşit sistemini inşa etmemiz elzemdir. Bunun için demokratik kadın ittifakları geliştirmeliyiz. 21. yüzyıl koşul, özellik ve ihtiyaçlarına uygun mücadele yol, yöntem ve perspektifler geliştirmeliyiz. Esasen hep birlikte 21. yüzyıl kadın kurtuluş programını oluşturmalıyız. Dünya ölçeğinde kadına yönelik saldırıların bu denli artması da doğrudan bu kriz durumu ve ataerkil kapitalist dünya sistemi ile kadın özgürlüğü arasındaki ilişki ile bağlantılıdır. Asya’daki toplu tecavüzlerle ABD’deki cinsel şiddet arasındaki bağı görmeliyiz. Latin Amerika’da kırım boyutuna ulaşan kadın cinayetleri ile Afrika ve Ortadoğu’da din maskeli çetelerin kadın ve kız çocuklarını kaçırıp köleleştirmesini bütünlüklü ele almalıyız. Faşist-kadın düşmanı rejimlerin yükselişi ile mücadeleyle kazanılan kadın hak gasplarını birlikte değerlendirmeliyiz. Ve şunu çok iyi görmeliyiz ki ataerkil sistemin dünya ölçeğinde yürüttüğü bu savaş, yükselen kadın özgürlük arayışı ve mücadelesini boğmayı amaçlıyor. Çünkü erkek egemenlikli sistem belki de uygarlık tarihinin hiçbir aşamasında bu kadar zorlanmamış, temeli hiç bu kadar sarsılmamıştı. Ve kadınlar açısından özgürlüğünü sağlama şartları hiç bu kadar olgunlaşmamıştı. Tarihin ikinci büyük kadın devrimini gerçekleştirme olanakları bu kadar büyümemişti. Bu yüzden tarihsel bir süreçten geçmekteyiz. Büyük fırsatlar söz konusu ancak tehlike de büyüktür.
Selam olsun Rozalardan Saralara uzanan direniş sembollerimize
Kürt kadınları olarak 116. yılında Dünya Kadınlar Günü’nü bu yoğunlukla karşılıyoruz. Bu kısa mektupla sürece dair fikir ve temennilerimizi değerli kız kardeşlerimiz ve kadın yapılarıyla paylaşmak istedik. Bu vesile ile hepinizin 116. Dünya Kadınlar Gününüzü kutluyoruz. Ortak kadın mücadelesinin gücü ve ışığı ile egemenlik ve patriarkanın yarattığı karanlığı yaşamlarımızdan söküp her günü 8 Mart yapma sözümüzü yeniliyoruz. Selam olsun Rozalardan Saralara uzanan direniş sembollerimize!"









