Demokratik Dönüşüm Konferansı: Dönüşüm birlikte mücadeleyle gelecek
- 20:34 12 Eylül 2026
- Güncel
İZMİR - İzmir'de düzenlenen "İkinci yüzyılda cumhuriyetin ve toplumun demokratik dönüşümü" konferansında, otoriter rejimin baskısı altındaki farklı toplumsal kesimlerin bir arada mücadelesiyle demokratik dönüşümün sağlanacağı vurgulandı.
Sosyoloji Dükkanı Derneği, İzmir Barış Forumu, Gençlik Örgütleri Forumu (GOFOR) ile 27 çağrıcının düzenlediği “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin ve Toplumun Demokratik Dönüşümü” konferansı, İzmir Barosu’nda gerçekleştirildi. Sosyolog Ferhat Kentel ve Türkan Aslan Ağaç’ın açılış konuşmalarıyla başlayan konferans, 4 oturumda yapıldı.
Konferansın “1. Yüzyıldan 2. Yüzyıla Cumhuriyet’in Otoriter Sürekliliği ve 12 Eylül” başlıklı ilk oturumunda, 12 Eylül askeri darbesinin etkileri ve cumhuriyetin otoriter karakterinin demokratikleşmesi tartışıldı.
‘Ekoloji mücadelesi kamusal alan yaratıyor’
“Demokratik Dönüşümde Yerelin Gücü: Kentler, Hafıza ve Yeni Toplumsallıklar” başlıklı ikinci oturumda ilk olarak ekolojist avukat Arif Ali Cangı konuştu. Ekoloji mücadelesinin kent ve toplumsal mücadele üzerindeki etkilerine değinen Arif Ali Cangı, Bergama altın madenine karşı yürütülen mücadelenin devleti kaygılandırdığını belirterek, demokratikleşmenin aynı zamanda ekolojist olması gerektiğini söyledi.
Arif Ali Cangı, “Süreçle birlikte bölgede ekolojik yıkıma girişildiğini gördük. Barış sürecinin bu yıkımın önünü açmasına izin vermemeliyiz. Yeni dönemde hak ve hizmetlere yaklaşımda demokrasi ve eşitliğin konuşulması gerekiyor. Suyun demokrasisini konuşmak gerekiyor” dedi.
Akademisyen Hayriye Özen ise 1990’dan bu yana yüzlerce yerel ekoloji mücadelesinin yürütüldüğünü belirterek, bu mücadelelerin mevcut siyasetin ekolojik taleplere kapalılığını ortaya koyduğunu söyledi. Yerelde yürütülen mücadelelerin demokratik kapasite oluşturduğuna dikkat çeken Hayriye Özen, “Bu hareketler münferit bir projeye karşı doğuyor. Ama kısa süre içinde mücadeleye katılanlar ‘Benim geçim kaynaklarımı etkileyecek bu kararı kim verdi?’, ‘Devlet kime karşı sorumlu?’ gibi farklı sorular sormaya başlıyor. Bu sorular soruldukça demokrasinin alanına giriyorlar. Bu sorulara cevap arandığı ölçüde bu mücadeleler demokrasi mücadeleleri oluyor” ifadelerini kullandı.
Yerel halkın bilgisiz olduğu veya manipüle edildiği yönündeki yaklaşımları eleştiren Hayriye Özen, yerelde edinilen deneyim ve bilginin önemine dikkat çekti. Ekolojik yıkımın mevcut toplumsal eşitsizlikleri daha da derinleştirdiğini belirten Hayriye Özen, özellikle kadınlar ve küçük çiftçilerin bu süreçlerden daha ağır etkilendiğini söyledi.
Ekoloji mücadelelerinin yeni kamusal alanlar yarattığını ifade eden Hayriye Özen, “Böylelikle bir mücadele hafızası, eylem repertuarı oluşuyor. Belki kısa vadede bir proje durmayacak ama demokratik birikim yaratmak adına çok önemli” dedi.
‘Çoğulcu demokrasi mi, çoğunluğun demokrasisi mi?’
İzmir Kent Konseyleri Başkanı Özgür Topaç da demokrasinin yalnızca seçim sonuçları üzerinden ele alınamayacağını söyledi. Karar alma süreçlerine halkın katılımının önemine işaret eden Özgür Topaç, “Demokrasiyi çoğulcu mu, çoğunluğun demokrasisi olarak mı algılıyoruz? Çoğunluğun demokrasisinde hukuki ve kurumsal baskılar her şeyi tek tipleştiriyor. Oysa bizim istediğimiz demokrasi bu değildi. Farklı insanlar da fikirlerini ifade edebilsin, eleştiriler saygıyla karşılansın istiyorduk” dşye belirtti. Kent hakkının katılımcılık ve kapsayıcılığı içerdiğini belirten Özgür Topaç, yerel demokrasinin geliştirilmesi için ortak karar alma mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini söyledi.
İzmir’in tarihine dikkat çekti
Mimar-Yazar Talat Ulusoy ise İzmir’in tarihsel hafızasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kentte dil yasağının 1926’da Yahudiler üzerinden başladığını belirten Talat Ulusoy, İzmir yangını ve sonrasında yaşananlara dikkat çekerek, yangında yaşamını yitiren Hristiyanlar ile enkaz kaldırma çalışmalarında yaşamını yitiren işçilerin anısının kent hafızasında görünür hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.
Gençler demokratik dönüşümü tartıştı
“İkinci Yüzyılın Özneleri: Gençlik, Demokrasi ve Yeni Yaşam Arayışları” başlıklı üçüncü oturumda konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İzmir Şubesi Yöneticisi Nehir Bilece, gençlerin yalnızca geleceğin taşıyıcıları değil, bugünün de özneleri olduğunu söyledi.
Gençlerin gelecek kaygısı, ekonomik sorunlar, kimlik ve siyasal katılım gibi birçok sorunla karşı karşıya olduğunu belirten Nehir Bilece, “Demokrasi gençlerin düşüncesini korkmadan söyleyebilmesi, Kürt gencinin kimliğini saklamak zorunda hissetmemesi, iradesine saygı gösterilmesidir. Bunların karşısında kimsenin daha az yurttaş sayılmamasıdır” dedi. Kürt gençlerinin göç ve büyük kentlerde yaşanan ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını ifade eden Nehir Bilece, gençlerin gelecek beklentisinin bu koşullar dikkate alınarak tartışılması gerektiğinin altını çizdi.
‘Gençler eşit yurttaşlık istiyor’
Gençlik Örgütleri Forumu Genel Koordinatörü Hasan Oğuzhan ise gençlerin dışında bırakıldığı bir barış sürecini desteklemediklerini söyledi. Gençlerin sürece dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Hasan Oğuzhan, yaptıkları araştırmanın sonuçlarını paylaşarak, gençlerin yüzde 80’inin kendisini Türkiye’ye ait hissettiğini, yüzde 70’inin ise toplumsal barışın mümkün olduğuna inandığını aktardı. Hasan Oğuzhan, şöyle konuştu: “Türkiye’nin en büyük derdinin milli güvenlik olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 1,8. Gençler meseleyi eşit yurttaşlık olarak ele alıyor.”
19 Mart eylemleri araştırması
Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nden Jiyan Andiç de 19 Mart sonrası Saraçhane’deki eylemlere katılan gençlerle yaptığı araştırmanın sonuçlarını paylaştı. Gençlerin anlatılarında Gezi eylemlerinin önemli bir referans noktası olduğunu belirten Jiyan Andiç, devlet şiddetinin tarihsel sürekliliğinin gençlerin anlatılarında yeterince görünür olmadığını söyledi. Jiyan Andiç, “Katılımcılar Kürtlere yönelik baskılardan habersiz değildi fakat bunu bugünle birlikte bir bütün olarak düşünmüyordu. Geçmişle bağı kopuk olan bir mağduriyet dili gerçeği görünmez kılabilir. Devlet şiddeti ‘uzun zamandır var’ gibi değil, ‘artık hepimiz için tehlikeli’ algısı üzerinden işliyor” ifadelerini kullandı.
‘Varlığımız söylemlerle düşmanlaştırılıyor’
Barış için LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Rojda Berent ise LGBTİ+’ların karşı karşıya kaldığı eşitsizlik ve ayrımcılığa dikkat çekti. LGBTİ+’ların aileden kamusal alana kadar birçok yerde saldırıların hedefi olduğunu belirten Rojda Berent, “Varlığımız yargı paketleriyle ve söylemlerle topluma yönelik tehdit ve düşman gibi kuruluyor. Savaş ve militarizm kendi olarak var olabileceğimiz bir hayatı etkiliyor. Karşı karşıya olduğumuz şey sadece bize kötü davranılması değil, ‘Siz bu toplumun parçası mısınız?’ diye sorulması. Evet, biz toplumun parçasıyız” diye konuştu.
Farklı kesimler ortak geleceği konuştu
Konferans, “Cumhuriyetin ve Toplumun Demokratikleşmesi: Farklı Sesler, Ortak Gelecekler” başlıklı forumla sona erdi.
Forumda Barış Annesi Peyruze Kurt, TJA aktivisti Ardıl Çeşme, Roman hakları aktivisti Elmas Köçkün, Dev Maden-Sen Yöneticisi Haluk Özsoy, mülteci hakları savunucuları Mete Hüsünbeyi ve Yalçın Yanık, Birlik Vakfı’ndan Nazmi Kalyoncu, 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği üyesi Özen Sarıoğlan ve Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan söz aldı.
Katılımcılar, farklı toplumsal kesimlerin hak ve özgürlük mücadelelerinin ortaklaştırılması ve demokratik dönüşüm için birlikte mücadelenin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.







