Sığınmacılar haklarına erişemiyor: Gerekçe Türkiye’nin ‘çekinceleri’
- 09:06 6 Aralık 2019
- Güncel
Dilan Babat
ANKARA - Türkiye’deki sığınmacıların temel haklara dahi ulaşamadığını, sığınmacı çocuklara yönelik suçların da giderek arttığını belirten Demgül Athan, “Hükümetin sığınmacıları Avrupa’ya karşı bir tehdit olarak kullanması, sürekli geri göndereceğini söylemesi, sığınmacıların haklarına erişimlerine ilişkin politika izlemeyeceğinin kanıtıdır” dedi.
Savaş, yoksulluk, baskı nedeniyle göç etmek zorunda bırakılan kadın ve çocuklar yerleştikleri bölgelerde de istismar, taciz, tecavüz, yoksulluk gibi şiddet türlerine maruz kalıyor. Binlercesi de göç yollarında yaşamlarını yitirirken, kendileri için milyonların harcandığı iddia edilen mülteciler yaşama tutunmak için dilenmek zorunda bırakılıyor.
‘Avrupa dışından gelenlere mülteci statüsü verilmiyor’
Mülteciler üzerine çalışmalar yapan Demgül Athan, önemli sorunlardan birinin statü olduğuna dikkat çekerek, göçe maruz bırakılanların “mülteci” değil de “geçici koruma altındakiler” olarak kayıtlara geçtiğini söyledi. Devletin, mülteci veya göçmen statüsünün getirdiği hak ve yükümlülüklerden kaynaklı gelen kişilere statü vermediğini ifade eden Demgül, “1951 Cenevre Sözleşmesi olarak bilinen, BM Mültecilerin Hukuki Statüsü’ne İlişkin Sözleşme’yi, Türkiye 1951’de imzalayıp 1961 yılında da yürürlüğe koymuştur. Ancak sözleşmeyi çeşitli çekincelerle imzalamıştır. Bu çekincelerden en önemlisi ve bugünkü göç politikalarının getirmiş olduğu sorunlar dizisinin de temel kaynağı olarak tanımlamak yerinde olacaktır. Çekincenin gerekçesi ise Türkiye’nin göç yollarında geçiş güzergahı olmasından kaynaklı Avrupa dışından Türkiye’ye sığınanlara mülteci statüsünün verilmeyeceğidir” dedi.
‘Kamplardan çok şehirlerde yaşamayı tercih ediyorlar’
Resmi kayıtlara göre Türkiye’de kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısının 3 milyon 682 bin 434 iken, bunlardan 0-18 yaş arasının 1 milyon 728 bin 202’i olduğunu hatırlatan Demgül, “Yine aynı resmi verilerde geçen sayılar ile kayıtlı olan Suriyeli sığınmacıların yüzde 98’i şehirlerde yaşıyor. Geçici barınma merkezlerinde yani kamplarda yaşayan Suriyeli sığınmacı sayısı ise yalnızca 62 bin 492 kişi olarak açıklandı. Sığınmacıların kamp koşullarının sağlıksız, güvensiz ve yetersiz olmasından kaynaklı çalışabilecekleri şehirlerde yaşamayı tercih ettiğini söyleyebiliriz” diye konuştu.
‘Türkiye’deki mülteciler en temel haklarına erişemiyor’
Sığınmacıların travmatik bir durumdayken bir de göç ettikleri ülkelerin politikalarının olumsuzluklarını yaşadığını vurgulayan Demgül, “Gittikleri ülkenin dilini, kültürünü, hukukunu bilmedikleri için bir de verilmeyen statülerden kaynaklı mağduriyetleri katlanıyor. Tüm devletler kendi ülkelerinin sınırları içerisinde olan tüm insanlara beslenme, barınma, sağlık, giyinme gibi en temel insani hakları sağlamak zorundadır ama maalesef Türkiye’deki sığınmacılar bu haklara dahi erişememektedirler” dedi.
‘Ötekileştirme, tehdit ve ayrımcılık’
Mültecilere karşı devletin ve toplumun ötekileştiren, dışlayan yaklaşımının, hakaret ve ayrımcılığın da ayrıca bir şiddet olduğuna dikkat çeken Demgül, “Hükümetin sığınmacıları yıllardır Avrupa’ya karşı bir tehdit olarak kullanması, sürekli ya savaşın hala devam ettiği ülkelerine geri göndereceğini ya da Avrupa’ya giden sınır kapılarını açacağı söylemleri devletin sığınmacıların haklarına erişimlerine ilişkin bırakın adım atmayı yakın zamanda bir politika haline getirmeyeceğinin kanıtı olarak görülebilir” diye vurguladı.
‘Çocuğa yönelik suç önemsenmediği için giderek artıyor'
Türkiye’de istismarın bir diğer boyutu olan çocukların çalıştırılmak zorunda bırakılması çocuk hakkı ihlallerinden biri olurken, aynı durumun sığınmacı çocuklar için de geçerli olduğunu belirten Demgül şunları dile getirdi: “Okullarda olması gereken sığınmacı çocuklar sokaklarda ya da sağlıksız iş ortamlarında çalıştırılmaktadır. Her türlü ihmal ve istismara açık bir şekilde çalıştırılıyorlar. Bunu önleyecek bir mekanizma da henüz yok. Türkiye’de çocuğa karşı işlenen suç türlerinden ihmal ve istismar, yetersiz hukuki yaptırımlardan ve özünde bu konunun yeterince önemsenmemesinden kaynaklı giderek artmaktadır. Devletin açıkladığı resmi raporlarda da bu sorunun her geçen gün arttığını ve acilen bir çözüm mekanizması oluşturulması gerektiğini açıkça görebiliriz. Devlet, çocuğun yüksek yararını gözeten, çocuğu her türlü istismardan koruyan, çocuğun temel haklarına erişmesi için gerekli koşulları oluşturmayı politika haline getirmelidir. Fakat bu noktadan çok uzak olduklarını devletin kendi resmi raporlarından ve STÖ’lerin özellikle mülteci çocuklara yönelik yapılan çalışmaların sonuçlarından da görebilmekteyiz.”
‘Çocuk istismarları yüzde 736 arttı’
Türkiye’de insan hakları, kadın hakları, LGBTİ hakları, mülteci hakları, çocuk hakları gibi iç içe geçmiş sarmal bir haklar sorunsalı olduğunu söyleyen Demgül, kadınların maruz bırakıldıkları şiddet ve cinsel saldırıların cezasızlık politikalarının getirdiği “erk’i” ve “erkeği koruma” halinin çocuk istismarlarında geçerli olduğuna işaret etti. Demgül şöyle devam etti: “Resmi verileri incelediğimizde sığınmacı çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları 2014’ten 2017 yılına kadar yüzde 736 artmıştır. Yani 2014’te vaka sayısı olarak resmi kayıtlarda 170 sığınmacı çocuk varken bu rakam 2017’de bin 421’e yükselmiştir. Kamuya yansıyan ve yine STÖ’lerin yapmış olduğu çalışmaların sonuçları baz alındığında; 2019 yılı itibariyle açıklanacak resmi rakamlarda da benzer bir artışın olacağını ve temel sebebinin ise cezasızlık politikaları olduğunu öngörebilmekteyiz. Türkiye’de kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi sıklıkla karşılaşılan problemlerdendir. Özellikle son zamanlarda sığınmacı ailelerde de kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesine de çokça rastlıyoruz. Bu durumun başlıca sebeplerinden biri yaşanılan ekonomik zorluklar ve zorla evlendirilen kız çocuklarının evlilikleri karşılığında alınan maddi getirilerdir.”
‘Devletin önleyici politikalar üretmesi gerekir’
Devletin 0-18 yaşındaki herkesin çocuk olduğunu ve çocuk yaşta evliliğe karşı hukuki düzenlemeler yapması gerektiğinin altını çizen Demgül, alınması gereken önlemleri şu sözlerle açıkladı: “Çocuğa karşı işlenen şiddet ve cinsel suçlarda cezasızlık politikasından vazgeçilmesi, bu olayların münferit olaylar gibi yansıtılmaması gerekiyor. Bunun yanında ailelere de çocukları erken yaşta evlendirmenin suç olduğunu ve ebeveyn bile olsa buna sebep olanların cezalandırılması ve olayla ilgisi olan çocukların devlet korunmasına alınması gerekir. Korunmaya alınan çocukların da gelişimlerine uygun ortamlarda, profesyonel destekler almaları gerekir. Ayrıca risk altındaki çocukların korunması için; aile bilgilendirmeleri, başvuru merkezlerinin açılması ile bu sorunla mücadeleye başlanabilir. Ama tabi en önemlisi devletin çocuklara yönelik her türlü şiddet ve cinsel istismarı önleyecek kapsayıcı politikaları üretmesi ve acilen çözüm yollarına gitmesi gerekmektedir. Bu konuda yerelde çalışan STÖ’ler ile de işbirlikleri yapabilir.”
‘Çocuk çalışmaları yürütenlerin oluşturduğu bir ağımız mevcut’
DAİŞ’in 2014’te Şengal’e yönelik saldırısından sonra Diyarbakır’a gelen Êzidî kadın ve çocuklara ilişkin çalışmaları hatırlatan Demgül son olarak, “Suriyeli mülteci çocuklara çeşitli projelerde çalışma fırsatım oldu. Yine bu bağlamdaki çalışmalarım hem yerel hem de mülteci çocuklarla devam etmektedir. Temel amacım çocukların kendi haklarını öğrenmeleri, çocukların kendi haklarına erişebilecekleri, çocuk katılımlı ve çocuk güvenliğinin olduğu çalışmalar yapmak. Bunları sağlamak için de işbirliği içinde olduğum çocuk dernekleri ve çocuk çalışmaları yürütenlerin oluşturduğu bir ağ mevcut” dedi.







