Geleceğin Türkiye’si konferansı: Hafıza olmadan hakikat bulunmaz

  • 19:32 5 Haziran 2022
  • Güncel
 
ANKARA - “Geleceğin Türkiye’si” konferansında konuşan Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk, “Biz politik bir kavgayı yürütüyoruz ve bütün bu yaşananlar bu politik kavganın içinde yaşanıyor. Ama bunlar yalnızca bir tahlil unsuru değil mücadele konusu haline getirildiğinde önemli noktanın üzerinde durmuş olacağız” dedi. 
 
Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), “Geleceğin Türkiye’si için Hafıza, Hakikat, Hesaplaşma” konulu konferans düzenledi.  İnşaat Mühendisleri Odası Kongre Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansa Cumartesi Anneleri, Çorlu Tren kazası, Soma Katliamı, Gezi Direnişi, Roboski Katliamı, Suruç ve 10 Ekim Katliamları, Tahir Elçi, Hrant Dink, Emine Şenyaşar’ın fotoğrafları asıldı. 
 
Hafıza, Hakikat bölümü ardından konferans Hesaplaşma bölümü ile devam etti. Konferansın ‘Hesaplaşma’ bölümünde HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Hafıza olmadan hakikati bulmak mümkün değil’
 
Hakikatin hafıza ile doğrudan ilişkili olduğunun altını çizen Mithat “Hafıza olmadan, hatırlama olmadan hakikati bulmanın da mümkün olmadığını biliyoruz. Çeşitli iktidarlar özellikle otoriter, totaliter yönetimler hafızayı ve hatırlamayı kendi tekellerinde tutmak isterler. Dolayısıyla geçmişin kendilerince şanlı olaylarını öne çıkarırlar. Hikayesizleştirirler ve topluma da bunları kabul ettirmeye çalışırlar. Yani kendi tarihlerini yazarlar, hafızayı kendi istekileri gibi biçimlendirmeye çalışırlar. Yönetimlerini de bu hakikat üzerine, kendi yarattıkları hakikat üzerine kurmayı isterler. Bizlerin ise toplum çeşitli kesimlerinin, ezilenlerinin, mazlumlarının, dışlananlarının mağdurlarının hikayeleri bastırılır. Bizlerin hafızaları boğulmaya çalışılır. Çünkü bizler hakikati anlattıkça hikayeyi anlattıkça gerçeğin daha fazla boyutları ortaya çıkacaktır. Bu hikayelerin önemli bir kısmı acılarla doludur. Bir kısmı da travmatik tecrübeler diye nitelendirilebilir” dedi.
 
‘Büyük acıların hikayesinin anlatılmasına izin verilmedi’
 
Türkiye tarihine bakıldığında üst üste binmiş travmatik deneyimler yığını ile karşı karşıya olan bir toplum ve ülke gerçeği olduğunu dile getiren Mithat, şunları söyledi: “Bugüne kadar büyük acılar yaşandı ama bunların gerçek anlamda hikayesinin mağdurlar, mazlumlar açısından hikayesinin anlatılmasına izin verilmedi. Hafızanın bastırılmasının başka bir boyutu acıların inkarıdır. Bu da zulmün katmerleşmesi demektir. Hem zulüm yapacaksınız, hem de bunun olduğunu inkar edeceksiniz. Ermeni soykırımı bunun tipik örneğidir. Ama sadece Ermeni Soykırımı değil yaşadığımız acıların büyük kısmında da bu iktidarlar sistemi ayakta taşıyan bütün özneler aynı yöntemi izlemiştir.
 
Yüzbinlerce hikaye var bu ülkede 
 
Bizlerin hakikat yolculuğu ve arayışı elbette acılarımızı anlatmakla sınırlı olamaz. Acıyı dile getireceğiz, acıyı dinlediğimizde yüreğimiz yanacak. Belki gözyaşı dökeceğiz belki yıllar geçse de ağıtlar yakacağız. Bunların hepsine hakkımız var ağıt yakmaya da gözyaşı dökmeye de hakkımız var. Ama bununla sınırlı hakikat mücadelesinin dönüştürücü bir etkisi olmadığının farkına varmamız gerekiyor. Eğer ağıtlarımızın sesini takip edersek, gözyaşlarımızın izini sürersek o zaman bu acıları toplumsal mücadelenin dönüştürücü enerji kaynağı haline getirebiliriz. Bugün ilk oturumda dinlediğimiz hikayelerin hepsi çok yürek yakıcı. Buna benzer binlerce, on binlerce, yüzbinlerce hikaye var bu ülkede. Bunların hatırlanmasını, hakikatinin anlatılmasını engellemeye çalışan devasa bir sistemle karşı karşıyayız. Dikkat edin burada yapılmak istenen şey olayları geçiştirmek, mağdurların mazlumların sesini olabildiğince kısmak, kendi dar dünyalarında sessizce kaderlerine mecbur edilmek. Asıl izlenen yöntem hedeflenen şey budur. 
 
Roboski yüzyıllık bir yara 
 
Roboski de aynıdır. Roboski yüzyıllık bir yara diye yazmıştım ben bu korkunç katliamın ardından. Yüzyıllık bir yaradır, sadece belli bir tarihte savaş uçaklarının oradaki çocukları, kadınları, erkekleri bombaladığı katletmesi meselesi değildir. Yüzyıllık bir Kürt sorunu meselesidir. Kürt sorununa yüzyıllık bir yaklaşımın sonucudur. Bunu sorgulamadan sadece adliyenin karanlık dehlizlerinde gezinmeyi hedeflersek bir daha yeniden çıkar karşımıza. Hem de daha ağır bir şekilde. İşte Türkiye’de yüzyıllık sistem bu zulüm pratiklerini ihtiyaç duyduğu her an yeniden devreye sokabilecek şekilde kurgulanmıştır. İktidarlar değişir, bu zihniyet değişmez. Son 30-40 yılda dünyada bir hafıza patlaması yaşandığı söylenir, büyük bir yüzleşme dalgasının yaşandığını söylenir, doğrudur. Oradan edindiğimiz tecrübelerin hepsini burada paylaşacak değilim. Ama Arjantin'de 1976-82 yılları arasında hüküm süren o acımasız cunta döneminin en ağır yaralarından biri kayıplardır. Bu kayıplarla ilgili çalışmalar cunta devrildikten sonra hızla başlamıştır. Bir komisyon kurulmuştur, komisyon hakikati ortaya çıkarmaya, bu hakikat çerçevesinde sorumluları yargılamaya yönelik faaliyet yürütmüştür. O raporun başlığı “nunca mas”tır yani bir daha asla. İşte hesaplaşma bu zulümlerin, bu vahşet pratiklerinin yönetim tekniği olarak kullanılamayacağı, bir daha asla bu acıları yaşayamayacakları bir düzen kurma hedefidir. Bu hedefin şiarıdır. Hesaplaşmayı intikam duygusuyla, kin ve nefret dürtüsüyle karıştırmamak gerekir. Tam tersine devrimci bir eylemin şiarıdır. Hesaplaşma dönüştürme iradesinin parolasıdır. 
 
Güney Afrika Hakikat Konferansı
 
Bizler hesaplaşma derken illa nefretle intikam duygusuyla her bir failin peşine düşeceğiz şeklinde bir anlamı dile getiriyor değiliz. Sorumluların peşine düşmek, gerektiğinde yargılamak, imkan yoksa yargılama imkanını yaratmaktır. Ama asıl olan bunların bir daha asla yaşanmayacağı bir dönüşümü hep birlikte kurmaktır. İşte bugün, bu konferans bize bunun nasıl mümkün olabileceğine dair çok değerli bir tecrübe kazandırdı. En azından bu tecrübeyi hatırlattı. Yakın zamanda son 30-40 yılda diyelim yaşanmış bu zulüm örneklerinin her bir alandaki mağdurlarının, mazlumlarının seslerini birleştirebilecekleri, hikayelerini birlikte siyasal bir projeye dönüştürebileücekleri bir yolun gerekli olduğunu bize göstermiştir. Burayı ilk bölümü itibariyle mesela Güney Afrika hakikat komisyonlarına benzettim. Çok faydalıdır çünkü Güney Afrika Hakikat Komisyonu. Bütün mazlumları ve mağdurları hikayelerini ve acılarını anlatmaya davet etmişti. Bunlar uzun süre televizyonlardan radyolardan canlı yayınlanmıştı. İşte kendi acısının sadece kendisine ait bir mesele olmadığı duygusunu yaşamak o sistemi dönüştürmeye katkıda bulunma isteğini, inancını güçlendirir hatta yoksa ortaya çıkarır. 
 
Birinde durdurabilsek diğerlerinin gerçekleşmesini önlerdik
 
Bugün 5 Haziran biliyorsunuz, Diyarbakır mitingimize yapılan bombalı saldırı ve sonrasında devam etti. Birinde durdurabilsek diğerlerinin gerçekleşmesini önlerdik. Bu kadar iddialı konuşuyorum. Bu kadar keskin ifadeler kullanmak tarzım değildir ama iddia ediyorum; eğer bir yerde durdursaydık diğeri olmazdı. İşte o nedenle şimdi burada bu konferansta asıl hedefimizin ne olduğunu çok daha iyi hep birlikte görebiliriz. Bizler adalet mücadelesini hakikat ve hatırlama üzerine kurmak gibi bir amaca sahibiz. Adalet mücadelesinin en önemli sütunlarının hatırlatma, kendi hikayelerimizi kamuya mal etme, kendi hikayelerimizi acılarımızı siyasal projeye dönüştürme hedefi elbette yatıyor.
 
İktidara karşı mücadele aynı hafızanın unutmaya karşı mücadelesidir
 
Şimdi yapmamız gereken şey bütün bu acıları yaşamak zorunda kalan toplum kesimlerinin adalet hakikat mücadelesini buluşturabilmektir. Eğer bunu başarabilirsek o zaman inanın bu söylediğim bir daha asla şiarına dayanan sistem dönüşümü, düzen değişikliğini de sağlarız. Adaleti her alanda aramaktan vazgeçmeyiz, vaçgeçmemeliyiz ama bütün bu yaşadığımız adaletsizliğin temelinde bir sistemin düzenin yattığını görmeliyiz. Bugünkü iktidar tam da o mirası en ileri noktaya taşıma pervasızlığıyla ilk hedeflerimizden biri olmak zorundayız. Elbette bu acıların hepsini kendi döneminde yaşatmış eksileri de gayet memnuniyetle kabullenmiş, onları kendi mirası olarak sahiplenmiş bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu iktidara karşı mücadele aynı hafızanın unutmaya karşı mücadelesidir eğer bunları birbirine bağlarsak o zaman bu yaptığımız faaliyetlerin kısa sürede sonuç alacağını göreceğiz. Biraz önce söylediğim söz Milan Kundera’nın çok bilinen bir sözüdür, iktidara karşı mücadelesi hafızanın unutmaya karşı mücadelesidir. 
 
TİP: Üzerimize düşen her şeye hazırız
 
Ardından söz alan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, konferansın bu iktidardan, gericilerin, haramilerin iktidar rejimine son vermenin önemini gösterdiğini dile getirdi. “Bu salonda toplanan irade Türkiye’nin karanlık döneminden çıkması için üzerine düşeni yapacaktır” diyen Erkan, şöyle konuştu: “Bunların yönettiği her saniye, her gün büyük kayıplar yaşıyoruz. Elimizden geldiğince en kısa sürede Türkiye’yi bu iktidardan kurtarmak için sorumluluk yüklenmemiz gerekiyor. Bu iktidarın en büyük başarısı karşısındaki muhalefeti bölmektir. Her dönemde muhalefeti birbirine düşürerek, bu salonda olmayanlara söylemek istiyorum. Kürt ve Türkü karşı karşıya getirdiğinde iktidarda kalacağını biliyor. Türkiye’de hala umuttan bahsediyorsak Gezi Direnişi önemliydi. Kendi payımıza birleşerek, mücadele etme konusunda üzerimize düşen her şeye hazırız. Tüm halkımızı mücadeleye çağırıyoruz.”
 
Nebiye Merttürk: Politik bir kavga yürütüyoruz 
 
Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk, halkı koruyamadıkları için özeleştiri vererek, söze başladı. Nebiye,  “Gezi’nin en büyük önemli süreçlerinden biride küfürsüz, dayanışmacı ruhun var olabilmesiydi. Halk hareket halindeyken, sömürü düzeni o kadar kolay hareket edemiyor. Soma’da 301 madenci katledildiğinde halk isyanını örgütledi. Sömürü düzenini her şey pahasına ortaya koyanlar, bir diğer yandan buna karşı teslim olan bizler. İlk bölümde konuştuğumuz acı olaylardı. Sadece acı olayları hatırlamak, için değil, politik bir kavgayı yürütüyoruz. Bunlar yalnızca bir tahlil konusu için değil mücadele ortaklığında olduğunda önemlidir” diye konuştu.
 
Yaşanan kuşatmanın yıkılması için geçmişle yüzleşilmesi gerektiğini ifade eden Nebiye, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz politik bir kavgayı yürütüyoruz ve bütün bu yaşananlar bu politik kavganın içinde yaşanıyor. O yüzden arkasında yatan sebepler, sonuçlar, etkileri bizim için önemlidir. Ama bunlar yalnızca bir tahlil unsuru değil mücadele konusu haline getirildiğinde önemli noktanın üzerinde durmuş olacağız. 10 Ekim katliamı Saray rejiminin yürürlüğe soktuğu çökertme planı kapsamında gerçekleşti ve büyük bir kitle pasifikasyonu operasyonuydu. Sonrasındaki süreçte kitle eylemlerindeki yavaş geri çekiliş bir bakıma bizim de buna esaslı bir yanıt üretemediğimizi gösteriyor. Bugün iktidarın 7 Haziran sürecindeki gibi bir süreç işletip işletmeyeceği yönündeki tartışmalar/ön görüler, emek barış demokrasi mücadelesi verenlerin öz savunmalarını da yaşama geçirecek somut adımları tariflemeden, tüm yurttaşları bulundukları her alanda, işyerinde mahallede meslek örgütünde örgütlenmeye davet etmeden yürütülmemelidir. Buradan soru iktidarın sürekliliğini sağlamak için ne yapabileceği değil, bizlerin bu politikalara nasıl etkisiz kılacağıdır. 10 Ekim’le hesaplaşma katliam sorumlularından hesap sormak kadar bir daha asla diyen bizlerin bir daha asla benzer katliamların gerçekleşmemesinin güvencesi olmasıdır.
 
Örgütlenme seferberliği çağrısı
 
İktidarın tırmandırdığı ırkçılık, mezhepçilik, dinci gericilik, mülteci düşmanlığının sonuçları geçmişten bugüne hafızamızda yine kitle katliamları biçiminde yerini almaktadır. Biz bugün tam da bu çelişki üzerinden birincisi gerçekçi ve memleketin asıl sahipleri olduğumuzu ilan ederek politika üretmemiz bunu iktidarın yapması için onun aklına sokmaya çalışır biçimde değil halka anlatabilmenin kanallarını oluşturmamız lazım. Ama bundan da önemlisi toplumu iki ana kültürel kampın içinde deyim yerindeyse hareketsiz kılan saflaşmaya karşı hakiki olanı yani sınıfsal saflaşmayı koyabilecek şekilde örgütlenmeliyiz. Yani politik sözler ve onun sahicilik kazanacağı bir toplumsal örgütlenme seferberliği bütün bu hafızanın halkın çıkarına yeniden değerlendirilmesini mümkün kılacaktır.”
 
EHP: Onları göndereceğiz  
 
Emekçi Hareket Partisi Sözcüsü Özge Akman da hesaplaşmanın nasıl olacağını tartıştıklarını vurguladı. “En baştaki adımımızı, tüm bu eşitsizlikleri kökten reddetmekle başlamak zorundayız” diyen  Özge, “Burada anlatılan her bir zorluk, eşitsizlik, sömürü düzeninin yarattığı her bir sorunun karşısında bizlerin birlikte mücadelesinin daha da büyüttüğü ve kökten silinmesini, geleceğin Türkiye’sinde ve dünyasında var olmadığı bir düzeni koyabileceğimizi düşünüyorum. Bugün mevcut siyasi iktidarın her bir mücadele alanımızda her bir sorun kaleminde tek tek önümüze getirdiği büyük adaletsizlikler, hakları gasp edilen işçilerde, dilekçeleri dikkate alınmayan kadınlarda tek bir hak verilmesin diye milyonlara savaş ölüm reva gören Kürt halkına karşı düşmanlıkta, umudu çalınan gençlerde sömürüyle baş başa kalan bir avuç azınlığın, başımıza felaketler ördüğü bu gidişatta bu ülkenin siyasi iktidarının adaletsizlikleri, bu siyasi iktidardan kurtularak çözeceğimizi biliyoruz. Onları bu günün otoriter iktidarını, her birini tıpış tıpış göndereceğiz. Buradan yola çıkacağız” diye konuştu.
 
TÖP: Tarihsel kavşağın içerisinden geçiyoruz
 
Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüsü Perihan Koca tayin edici bir dönemden geçildiğini belirtti. Bütün gün Türkiye’nin getirildiği fotoğrafı konuştuklarının altını çizen Perihan, şöyle konuştu: “Geldiğimiz aşamada biz sosyalistlere düşen şey tam da hafızayı hakikati, güncellemiş tazelemişken, bu tabloyu nasıl tersine çevireceğimize, bu memleket fotoğrafını istediğimiz kurucu inşa ile çevireceğimizi, tarihin akışını, seyrini nasıl, hangi koşullarda ne yaparak, ilerleteceğimizi konuşmak, buraya odaklanmak, bunun somut adımlarını bugünden kurmak ile görevli olduğumuz, mükellef olduğumuz bir tarihsel kavşağın içerisinden geçiyoruz. Geldiğimiz aşamada memleket bir yol ayrımında, bir çok farklı olasılığa gebe bir dönemin içerisindeyiz. Geldiğimiz aşamada dünya ölçeğinde ve Türkiye’de egemen güçler, iktidar koalisyonları, emekçi güçleri, halkları adeta bir cehenneme sürüklüyor. Buradan baktığımızda karanlık, cehennemlik bir tablo ile karşı karşıyayız. Ama eşiğinde bulunduğumuz tarihsel dönemeç riskler, tehditler ve tehlikelerle bezeli ise de aynı zamanda da içerisinde müthiş imkan ve olanakları da barındırıyor. Halkçı olasılıklara, demokratik halkçı olasılıklara gebe bir dönemin eşiğinde olduğumuzu da unutmamak gerekiyor.
 
Politik güç merkezini inşa edersek hep beraber hesap sorabiliriz 
 
Bu anlamıyla ortak mücadele inşasıyla olacağını gören bizler açısından üçüncü bir seçenek, ancak etrafında toplanabileceğimiz ortak bir ufuk, iddia, kavga ile ve bunun siyasal programıyla, asgari müştereklerle yan yana geldiğimiz demokratik Türkiye programıyla mümkün olacaktır. Söylemden eyleme, söylemden gerçeğe böyle koşullarda gideceğiz. Bu 7 siyasi partinin siyasal güçlerin yan yana gelmesi tesadüf değildir. Gerçekten hesap soracak, yenisini kuracak halkçı bir seçeneği kuracak esas güç, yegane özne buradadır. Bu suç iktidarı, suç çetelerinden hesap soracağız. Kaçacak bir yerleri kalmadı, sona yaklaştılar. Halk güçlerinin hesap soracağı bir süreci örgütlemeye çalışıyoruz. Düzen partileri de ‘bekleyin az kaldı’, ‘sandık geliyor’ diyerek, halkın öfkesini, tepkisini bastırmaya çalışıyorlar. Halka bunu reva gören düzen güçleri, sermaye ve devletle bağlı olan restorasyon güçleri, bu suç iktidarıyla hesaplaşma derdi olamaz. Bu hesaplaşmayı ancak ve ancak halk güçlerinin kendisi gerçekleştirebilir, kadınlar, gençler, işçiler, halklar ve inançlar gerçekleştirebilir. Halkın siyasetin merkezinde olacağı bir politik güç merkezini inşa edersek, hesap sorabilir. Halk güçleri ancak ve ancak bu memleketi yeniden inşa edecektir. Bizler buna talibiz, sorumluluğumuzu görüyoruz. Hepimizin kulakları sosyalistleri, devrimcileri, demokratları, halkçıları göreve çağırıyor. Birlikte sorumluluk almaya, bu memleketi yeniden kurmaya hepinizi davet ediyoruz.”
 
EMEP: Kendi seçeneklerimizi çıkarmak zorundayız 
 
EMEK Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, konferans boyunca hak ihlalleri, halka karşı işlenmiş suçlar, ekonomik kaynakların yağması, doğa kaynaklarının talanı,  siyasi yasaklar ve düzenler, sömürü düzeninin bir kesitine mercek tutmaya çalıştıklarını vurguladı. Selma, Türkiye’deki siyasi rejimin, siyasal tarihin hiçbir döneminde emekçi sınıflardan, işçi sınıfına, ezilen toplumsal kesimlerden yana demokratik bir siyasi rejim pratiği göstermediğini belirtti. Selma, sözlerini şöyle noktaladı: “Rejim tartışmalarının tartışıldığı bugünlerde biz kendi seçeneklerimizi ortaya çıkarmak zorundayız. İşte hesaplaşmanın dayanaklarından birisi de budur. Tek adamların rejimi, iradesi değil halkın iradesini, kayyımları değil, seçilmişlerin inisiyatifini, baskı ve yasakları değil, demokrasinin özünü, sömürü düzeni değil, emeğin hakkını, yağma ekonomisini değil, halk için ekonomiyi, doğanın talanını değil, doğayla barışık yaşamayı esas alan bir siyasi rejimdir.
 
Yeniyi kuracağımıza inanıyoruz
 
Egemen olanın seçeneklerine mecbur kalmadan kendi seçeneğimizin yeni bir siyasal rejimle birlikte değerlendirmeliyiz. Bunun dayanakları, bunun koşulu mücadele ve kararlılıktır. Politik özne diye tabir ettiğimiz ve politik gücüyle değiştiriciliğine vurgu yaptığımız emek güçleri, demokrasi güçleri ve halk güçlerinin bu gücü ortaya koyduğu ve bu gücü ortaya koyacak bir ittifakını sağladığı bir sorumluluğumuz var. Bu mevcut yıkıcı düzene son vermek yetmez. Aynı zamanda halk gücüne dayanan, halkın iradesinin olduğu, demokrasi ve siyasal özgürlüklerin kazanıldığı bir rejimle bunları konuşmamız ve tartışmamız gerekiyor. Değiştirmeye gücümüz var. Tarihte de bunun örneklerini gördük. Tarihi değiştiren temel güç emekçilerin mücadelesidir. İşçi hareketinin mücadelesidir. Ezilen toplumsal kesimlerin mücadelesidir. Bugün bu iktidarın bütün yasaklarına karşı boyun eğmeyenlerin kararlı direnişidir. Bu umutla yeniyi kuracağımıza inanıyoruz.”