Tahliye olan Leyla Akyıldız: Tecride karşı tavır sahibi olunmalı

  • 09:03 8 Haziran 2022
  • Güncel
 
Marta Sömek
 
İSTANBUL - Üç kere infazı yakılan ve 4 Mayıs’ta Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye olan Leyla Akyıldız, “Tecrit bir insanlık suçu. Zindandan yeni tahliye olmuş biri olarak toplumdan en büyük talebim buna alıştırılmamak, buna karşı bir duruş ve tavır sahibi olmak” sözleriyle herkesi tecride karşı durmaya çağırdı.
 
Cezaevlerindeki tecrit her geçen gün ağırlaşırken, tecridin siyasi tutsaklara yansıması şüpheli ölümlere, katletmelere kadar ulaşıyor. Tutsaklar, tüm tecrit politikalarına karşı ne direnişlerinden, ne sanatlarını icra etmekten, ne de halaylarından vazgeçiyor. Soruşturmalar da açılsa, işkence de edilse, infazları da yakılsa sloganlarıyla cezaevlerinin duvarlarını aşarak “dışarıdaki” mücadeleye ışık tutan tutsaklardan biri de 5 yıl boyunca Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Leyla Akyıldız. Eylül 2021’de tahliye olması gerekirken 3 defa çeşitli “bahanelerle” infazı yakılan Leyla’ya sunulan “gerekçelerden” biri Kürtçe şarkı söyleyip halay çekmesi.
 
4 Mayıs’ta Lorin İnanç ile birlikte tahliye edilen ve büyük bir coşkuyla karşılanan Leyla, ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
 
Üç defa infazı yakıldı, tahliyesi engellendi!
 
Bakırköy Cezaevi’nde 5 yıl kalan Leyla, öncesinde bir 5 yıl daha tutsaklık sürecinin olduğunu belirtti. Cezaevine hükümlü olarak girdiğini söyleyen Leyla, “Yaklaşık 2 yıl önce İdare ve Gözlem Kurulu diye bir kurul oluşturuldu. Bu kurul, tahliye tarihiniz gelse dahi dışarı çıkmanızı uygun bulmadığı takdirde tahliye edilmiyorsunuz” şeklinde konuştu. 3 defa infazının yakıldığını paylaşan Leyla, 9 ay tahliye edilmediğini ve cezasının uzatıldığını dile getirdi. İnfaz yakmaların somut bir dayanağı olmadığına işaret eden Leyla, “Çok absürt, inanılması zor gerekçelerden biri, ‘Üniversite mezunu olduğu halde KPSS ve ALES başvurusu olmamıştır, olumsuz kanaat oluşturmuştur’ veya ‘Manevi rehberlik hizmetlerinden yararlanmamıştır’ gerekçeleriydi. Oysa biz kendimiz spor sahasına çıkmayı talep ettiğimizde çıkarılmıyorduk, pandemi sürecinde zaten hiçbir şekilde çıkarılmadık” örneğini verdi.
 
‘Örgütlü koğuş, cezaevi idaresinin temel gerekçelerinden’
 
Tahliyesinin ikinci defa ertelenişinde de “iyi halli olmamak” gerekçesinin sunulduğunu aktaran Leyla, “Bir diğer gerekçe de elektrik ve suyu çok fazla tüketmiş olma gerekçesiydi. Kurul tarafından olumsuz kanaat oluşturdu ya da aramalarda cezaevi personeline, gardiyanlara yardımcı olmamış olmam gerekçelerden biriydi. Bulunduğumuz koğuşun örgütlü koğuş olarak tanımlanması, kolektif bir yaşam esasına dayanması, cezaevi idaresinin bizi tahliye etmemesinin temel gerekçelerinden bir tanesi” yorumunu yaptı. Leyla, bu koğuşlara gidişlerin engellenmeye çalışıldığı bilgisini verirken, “Daha çok bağımsız ya da itirafçı olarak ifade edilen koğuşlara yönlendiriliyorsunuz ama buna karşı bir duruş sergilediğinizde idarenin size karşı yaklaşımı da olumsuz olarak dönüyor. ‘Neden o koğuşlara gidiyorsunuz, o koğuştakiler terörist, sizin orada ne işiniz var, sen de mi kendini o şekilde nitelendiriyorsun’ tarzında yaklaşımları oluyordu” ifadelerini kullandı.
 
‘Cezaevinin kendisi tecrit mantığı’
 
Yine infazlarının yakılmasının absürt, yasal bir dayanağı olmayan ve hukuksuz gerekçelerle gerçekleştiğini belirten Leyla, “Kendisine Gözlem Kurulu denen, gardiyanlardan ve müdürden oluşan kurul hiçbir hukuki dayanağı, hiçbir hukuki eğitimi olmayan insanlardan oluşuyor. Hangi hakla bizim dışarıya çıkmamıza, toplum içine karışmamıza uygun olmadığımıza karar veriyor, bunu anlamak zor. Bunun kararını verecek niteliğe sahip insanlar değiller” diye konuştu. “Gözlem kurulları tamamen infazları yakma temelinde oluşturulmuş bir kurul” diyen Leyla, “Cezaevi mantığının kendisi zaten tecrit mantığı. Özellikle OHAL’den sonra cezaevlerinde uygulanan sistematik işkence veya tecrit olarak ifade ettiğimiz uygulama çok daha üst boyutlara çıktı. Her şeyin yasaklandığı, şarkı söylemenin bile suç olarak görüldüğü bir döneme girdik OHAL’le birlikte” vurgusunu yaptı.
 
Kürtçe şarkı söylediler, infazları yakıldı!
 
Leyla, 15 Ağustos’ta tutsak arkadaşlarıyla birlikte Kürtçe şarkı söyleyip halay çektikleri gerekçesiyle haklarında disiplin soruşturması başlatıldığını söyleyerek Leyla, “Halayda Kürtçe şarkı söylememiz ‘iyi halli olmamamızın’ gerekçelerinden biriydi. Ve yaklaşık 2-3 hafta vardı tahliyelerimize. Tahliyelerimiz yakın olduğu için infazlarımız yakıldı. Bir sürü soruşturma açılıyor. Örneğin görüşlerde pandemi gerekçesiyle kendi görüşçünüz dışında başka hiçbir görüşçüyle konuşamıyorsunuz, selam veremiyorsunuz, herhangi bir temas kuramıyorsunuz. 25 dakikalık bir görüş süresi var, bunun kendisi bile başlı başına bir tecrit. Zaten pandemi boyunca hiçbir şekilde açık görüşe çıkarılmadık” sözleriyle tutsaklık sürecinde yaşadıklarını anlattı.
 
Hem kadın hem de Kürt olmak…
 
Öte yandan görüntülü telefon uygulamasından adli tutukluların yararlandırılmasına rağmen siyasi tutsakların hiçbir şekilde yararlandırılmadığını vurgulayan Leyla, “Yargılandığınız pozisyona göre bir yaklaşımla karşı karşıya kalıyorsunuz. Özellikle cezaevlerinde politik tutsaklara dönük ciddi anlamda ayrıştırıcı, koşulları daha da zorlaştıran bir pozisyonla karşı karşıyaydık” dedi. Leyla, cezaevinde kaldığı süre içerisinde kadınların, erkeklere oranla daha fazla tecride maruz kaldığının altını çizerken, “Çünkü cezaevinde kadın olmak erkek tutsak olmaktan çok daha zor. Örneğin bize absürt gerekçelerle yasaklanan birçok şey erkek cezaevlerinde yasaklanmıyordu. Normalde uygulamanın genel olması gerekiyor ama bir Kürt kimliğinizden dolayı cezalandırılıyorsunuz, bir de kadın olmanızdan dolayı ikinci defa cezalandırılıyorsunuz. Bu temelde oradaki kadınların kendilerini yalnız hissetmemeleri bizler açısından gerçekten önemli” sözlerini kullandı.
 
İntikam alma politikası
 
Bu noktada toplumsal duyarlılığın zayıf kaldığını ile getiren Leyla, “Bakırköy çok merkezi bir yerde, oradaki arkadaşları biraz daha sahiplenme, yalnız kalmalarını önlemek gibi yaklaşımlarımız olabilir. Biraz daha duyarlılık sağlayabiliriz diye düşünüyorum” ifadeleriyle herkesi tutsakları sahiplenmeye çağırdı. “30 yıl cezaevinde kalıp, tahliyesine birkaç ay kala infaz edilen arkadaşlarının” haberlerini aldıklarında oldukça etkilendiklerine vurgu yapan Leyla, “Bunu iktidarın politikalarından çok bağımsız olarak ele almıyorum. Çünkü bu gerçekten bir intikam alma politikası. Hücrelerde tek başına tutulan arkadaşlarımızın yaşadıkları gerçekten ağır. Bu anlamda psikolojik olarak zaten cezaevinde olmanın beraberinde getirdiği çok ağır koşullar var. Ama ekstradan cezaevi idaresinin sizi çok daha kötü boyutlara taşıyabilecek yaklaşımları olabiliyor” dedi.
 
Tedavi edilmedi
 
Tutsakların psikolojik şiddete maruz bırakıldığına işaret eden Leyla, şunları kaydetti: “Mahkemeye gidip geldiğimden dolayı hücrede kalırken alerji durumundan kaynaklı yüzüm, gözüm, her tarafım şişti ve kendimi tanıyamaz haldeydim aynaya baktığımda. Revirin beni doktora götürmesi için elimden gelen her şeyi yaptım ama revire bile çıkarılmadım. Doktora gittiğimde de çok ölümcül ve tehlikeli bir vaka olduğu söylendi bana. Tek başınasınız, tesadüfen de ölebilirsiniz, gardiyanların psikolojik şiddetine maruz kalarak da ölebilirsiniz. Orada sizin daha fazla yalnız ve çaresiz hissetmenizi sağlayan kimi yaklaşımlarla karşı karşıyasınız. Cezaevinde bir su almak bile üç günümüze mal olabiliyor.”
 
‘Devlet aslında canınıza kastediyor’
 
“Tek başına hücrelerde kalan arkadaşların infazının çok şüpheli olduğunu düşünüyorum” diyen Leyla, “Adli ama Kürt tutsaklara kadar durum yansıdı. Bunları çok tesadüf ya da spontane olaylar olarak değerlendirmiyorum, kesinlikle bunların açığa çıkarılması gerekiyor” vurgusunu yaptı. Tecridin ağırlaştığına dikkat çeken Leyla, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Öyle bir hale getirildi ki, bizler mahkemeye ya da hücreye gitmeye korkar hale geldik. Ya da arkadaşlarımızı göndermeye korktuk. Çünkü yalnız kalıyorlar, başlarına ne geleceğini bilmiyoruz. Sizin can güvenliğinizi sağlamakla mükellef olan devlet aslında canınıza kastediyor. Bu yaklaşımı çok net görmek gerekiyor.”
 
 Tecride karşı tavır sahibi olunmalı
 
Tecridin bir insanlık suçu olduğunun altını çizen Leyla, “Aylara, yıllara varan bir tecridin sürdürülüyor ve toplumun da buna alıştırılıyor olması hepimizin utancı. Bu anlamda toplumun buna alışmaması gerekiyor. Bunu uygulayanlar bile bunun bir suç olduğunun farkında, farkında olarak yapılıyor bu. Zindandan yeni tahliye olmuş biri olarak toplumdan en büyük talebim buna alıştırılmamak, buna karşı bir duruş ve tavır sahibi olmak” sözleriyle duyarlılık çağrısı yaptı.