Mahpusluğun Kadın Yüzü: Cezaevinde ölmek yoktur katledilmek vardır

  • 15:08 26 Haziran 2022
  • Güncel
ANKARA - ÖHD, Ankara Şube Kadın ve Hapishane Komisyonu tarafından düzenlenen “Mahpusluğun Kadın Yüzü” panelinde konuşan 14 yıl cezaevinde kalan Nesrin Akgül, “Cezaevleri işkencenin başladığı ve mantığın bittiği yerdir. Mantığın bittiği bir alanda, her türlü ihlalin hak görüldüğü bir alanda direniş alanı oluşturmaya çalışıyorsun” dedi.
 
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube Kadın ve Hapishane Komisyonu, “Mahpusluğun Kadın Yüzü” paneli gerçekleştiriyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nda (SES) gerçekleşen panele İnsan Hakları Derneği (İHD), Ankara Tabip Odası (ATO), Hakların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda izleyici katıldı. Panel salonuna “Mahpusluğun kadın yüzü” yazılı pankart asıldı.
 
İki oturumdan oluşan panelin, moderatörlüğünü avukat Sipan Cizreli üstlendi. Panel, Sipan’ın paneli düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğunu anlatmasıyla başladı. Kadın tutsakların maruz kaldıkları işkence ve hak ihlallerine dikkat çeken Sipan, kadınların taciz ve tecavüze maruz kaldığını ifade etti.
 
‘Sağlık hakkına erişimde ciddi sıkıntılar yaşanıyor’
 
İlk oturumda, ATO Yönetim Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu, “Mahpusluk koşullarının kadın sağlığında yarattığı tahribat ve sağlık hakkına erişim” başlıklı sunum yaptı. Cezaevindeki kişilerin sağlık hakkına erişim noktasında başvuruları sonucunda çeşitli desteklerde bulunduklarını ifade eden Ayşe, “İktidarın politikaları sonucunda her yerde olduğu gibi cezaevlerinde de sağlık hakkına erişim gibi birçok sıkıntı doğuyor. Sağlık hakkına erişime dair komisyonumuza çok sayıda başvuru oluyor. Sağlık hakkına erişimde ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Uluslararası sözleşmelerde, anayasada vb. sözleşmelerde sağlığın herkesin hakkı olduğu ve sağlıkta eşitlik ilkesi söz konusu. Ama maalesef ülkemizdeki politik iklim çeşitli gerekçelerle sağlık hakkına erişim de askıya alınmış durumda. Cezaevindeki bu gruplar herkesten daha fazla bu hak ihlallerine maruz kalıyor. Dünyadaki çoğu ülkeden çok daha fazla cezaevinde insanın tutuluyor olması durumu var. Sanırım Rusya’dan sonra dünyada en çok mahpusu bulunan ikinci ülkeyiz nüfusa göre. En önemli hak ihlallerinden biri çıplak arama. İnsanların onurunu kırma, onları yıldırma, korkutma ve sindirme adına yapılan bir uygulama” şeklinde konuştu.
 
Kelepçeli tedavi dayatması
 
Hipokrat yemini etmiş insanların, din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmaksızın her hastaya eşit seviyede yaklaşması gerektiğin belirten Ayşe, “Ama maalesef hastalar önümüze geldiğinde dosyalarında suçlamaları da yer alıyor ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Ötekileştirici muameleye maruz kalan çok sayıda hasta mahpus var. Yine kelepçeli muayene en büyük hak ihlallerinden biri. Hasta mahpusun doktor karşısına çıkması ve kelepçenin çıkarılmaması durumu yaşanıyor. ATO İnsan Hakları Komisyonu olarak Sincan Kampüs Devlet Hastanesi’nde ziyaret sırasında bir mahpusun kelepçeli muayene edildiğine tanık olduk. Buna dair çok örnek var. Yine güvenlik güçlerinin muayene sırasında içeride bulunmak istemesi de sağlık hakkına erişimi engelleyen bir diğer konu. Buna dair raporlandırma da yeteri kadar yapılamıyor. Burada hem devletin hem de hekimin bireysel suçu var. Hekim hassas yaklaşmıyor gelen hastaya. AİHM’e taşınan ve devletin mahkum edildiği çok sayıda emsal karar var” diye belirtti.
 
‘Mahpusların sağlık kuruluşlarına gitmesi engelleniyor’
 
Kadınların gebeliği üzerinden bile insan hakkı ihlali yapıldığını ifade eden Ayşe, doğum yapan kadınların doğumdan hemen sonra cezaevine gönderildiğini kaydetti. Yine ameliyat edilip bir süre hastanede kalması gerekirken, cezaevine gönderilen hasta tutsaklara değinen Ayşe, “İnfaz ertelemesi yapılmayan ileri yaşta kadın mahpuslar var. Cezaevinde çocuklarıyla kalan çok sayıda kadın var. 0-6 yaş arası çocuklar anneleriyle cezaevinde kalmak zorunda kalıyor. Hem kadın hem de çocuk mağduriyeti söz konusu. Bu durum çocukların geleceğini de etkileyen bir durum. Ring araçları da ayrıca bir hak ihlali konusu. Cezaevinden nakil işlemleri veya hastane gidişlerinde ring aracı kullanılıyor ve mahpuslar havasız bir şekilde kelepçeyle saatlerce bekletiliyor. Hava almaları engelleniyor, tuvalet ihtiyaçları bile karşılanmıyor. Mahpuslar pandemi sürecinde karantina odalarında bırakıldıkları için tedavi edilmek istenmedi. Ve acil tedavisi yapılması gereken hastalar bile hastaneye gitmek istemedi. Gecenin bir yarısı kalp krizi geçiren bir hastanın acil bir şekilde hastaneye götürülmesi gerekirken bile bir sürü gerekçe ile insanların sağlık kuruluşlarına gitmesi engelleniyor. Yine sevk sırasında gittikleri cezaevinde sağlık dosyaları çok geç gönderildiği için sağlık hakkına erişimde sorunlar yaşanıyor. Diş problemi de çok yoğun yaşanıyor. Erzurum’da diş tedavisi için hastaneye gitmek için 7 dişinin çürük olması gerektiğine dair bir durumla karşılaştım. Cezaevinde insanların hastalanmaması mümkün değil. Kadınlar hijyenik pedler gibi temel ihtiyaçlarına ulaşamıyor” dedi.
 
‘Değişik örgütlerin cezaevinde ziyaretlerde bulunmaları gerekiyor’
 
 Cezaevinde kalamayacak derecede ciddi rahatsızlıklar yaşayan tutsakların ATK’den gelen “Cezaevinde kalabilir” raporlarıyla cezaevinde tutulduğunu belirten Ayşe, “Dolayısıyla ağır ve kronik rahatsızlığı bulunan mahpuslar cezaevinde hayatlarını kaybetmekte. Ya da ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verilerek infazı ertelenen mahpuslar da bir süre sonra hayatını kaybediyor. Politik kadın mahpuslar bazı şeylerden kendilerini koruyabiliyorlar. Ama adli mahpuslar özelde cinsel tacize çok yoğun maruz kalıyor. Onların hak arama bilincinin politik mahpuslara oranla daha az olduğu için daha ağır hak ihlallerine maruz kalıyorlar. Örneğin, politik mahpuslarla görüştürülmeleri de engelleniyor. İnsan hakları savunucularının, akademisyenlerin, hukukçuların ve değişik örgütlerin cezaevinde ziyaretlerde bulunmaları gerekiyor. Cezaevi hekimlerinin bilgilerinin güncellenmesi gerekiyor ve tüm hekimlerin İstanbul Protokolü hakkında bilgilendirilmeleri gerekiyor. Herkesin işbirliği içinde olması gerekiyor” sözlerine yer verdi.
 
‘2022 yılı içinde 35 mahpus yaşamını yitirdi’
 
Ardından İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen, “Kadın ve LGBTİQA mahpusların yaşadığı çok katmanlı ayrımcılık ve hak ihlalleri” kapsamında konuştu. Kadın bedenine, kadın fikrine yönelik bir düşmanlığın söz konusu olduğunu belirten Nuray, “2022 yılı içinde 35 mahpus yaşamını yitirdi. Bu ölümler önlenebilir ölümler. Hasta mahpusların revire, hastaneye gitmeleri engelleniyor. Kelepçeli tedaviye zorlanıyorlar. Hasta mahpuslar yatağa kelepçelenerek tedavi ediliyorlar. Kadın mahpuslar söyledikleri şarkılar ve çektikleri halaylar gerekçesiyle çeşitli disiplin cezalarına maruz kalıyor. Yine infazı ertelenen kadın mahpuslar var. Aileler maddi imkanlardan kaynaklı mahpuslarını göremiyor. Mahpuslar ise ailelerine yakın bir yere sevk edilmiyor” ifadelerine yer verdi.  
 
‘LGBTİQ’lar her türlü hak ihlali ve baskıya maruz kalıyor’
 
Cezaevlerinde baskılar, iletişim araçlarından yoksun bırakma gibi birçok sorunun olduğunu ifade eden Nuray, “Gazete, kitap ve mektupların, Kürtçe mektupların kendilerine verilmemesi durumu var. Örneğin bir mahpusun yazdığı Kürtçe kitaba el konuldu ve kendisine verilmedi. Bütün bu hak ihlallerine en fazla maruz kalan mahpuslar LGBTİQA mahpuslar. Biz bu duruma dair Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğüyle görüştüğümüzde bu konuya dair bir politikalarının olmadığını, tüm personellerin bu konuda eğitime tabii tutulamayacağını söyledi. LGBTİQ’lar her türlü hak ihlali ve baskıya maruz kalarak. Yine cinsel tacize maruz bırakılıyorlar. Mahpuslar bir araya gelme imkanından mahrum bırakılıyor ve bu durum bir tecrit halini alıyor” dedi.    
 
‘Cinsiyet kör bakış açısı'
 
Ardından avukat Hülya Yıldırım, “Cinsiyet eşitsizliğinin hapishane hali ve Aysel Tuğluk” başlığı altında konuşma gerçekleştirdi. Kadın tutsakların maruz kaldığı eşitsizliğe işaret eden Hülya, “Cezaevinde ne kadın doğum uzmanı var ne de diş hekimi var. Psikiyatrlar var ama onlar da ‘uysallaştırma’ amacıyla orada bulunuyor. Kadınların yine belirli periyotlarla muayenelerinin yapılması lazım. Ancak çeşitli nedenlerle sağlığa erişim hakları çok kısıtlı. Bu muayene ve testlerin yapılmaması kadın mahpuslara yönelik yaklaşımın da bir göstergesi. Duş için belli saatler vardır. Ama kadınların farkı özgün durumları gözetilmiyor burada. Bu da cinsiyet kör bakış açısıdır. Kadınların kantine erişimi de çok zorlayıcı. Malzemeler çok pahalı ve pedlere erişim de sıkıntılı. Pedlerin ücretsiz verilmesi gerekirken o da parayla satılıyor ve çok pahalı olduğu için erişimde sıkıntı yaşanıyor. Cezaevinde de ekonomik şiddet var. Siyasi kadın mahpuslar için söz konusu olmasa da adli kadın mahpusların maruz kaldığı bir durum ve bu bir sömürü halini alıyor. Kadınların ailelerinin onları görmeye gelmesi sürekli mümkün olmuyor” şeklinde konuştu.
 
Kameralarla cinsel şiddet
 
Özelde LGBTİ’lerin maruz kaldığı cinsel şiddete dikkat çeken Hülya, tutsakların kaldığı yerlerin “Kameralara evet karşıyız ama kadınların bu kameralarla cinsel şiddete maruz kaldığı haykırılmalıdır. Yine Garibe Gezer’in maruz kaldığı cinsel şiddet sonrası intihara sürüklenmesi durumu vardı. Garibe’nin uğradığı şiddet sadece kadın olduğu için değil aynı zamanda siyasi tutsak olduğu için bu şiddete maruz kalıyor. Tutsaklar, şiddete maruz bırakıldığı gardiyanlarla sürekli muhatap olmak zorunda bırakılıyor” diyerek Aysel Tuğluk’un maruz bırakıldığı hak ihlallerine değindi.
 
‘Cezaevinde ölmek yoktur katledilmek vardır’
 
Ardından kısa bir süre önce 14 yıl kaldığı cezaevinden tahliye edilen Nesrin Akgül, “Siyasi kadın tutsaklık” başlıklı sunum yaptı. Cezaevinde yaşamını yitiren tüm insanları anarak sözlerine başlayan Nesrin, şöyle konuştu: “Cezaevinde ölmek yoktur katledilmek vardır. Ben 14 yıl içerde kaldım ve bu kadar katliama tanıklık etmedim. Hasta tutsakların bu şekilde katledilmesi, ölüme terk edilmesi idamın başka bir yüzüdür. Mahpusta kadın kimdir ve nasıl yaşar? Bu çok özel bir alan. Her şeyden önce Kürt kadınların siyasal alanda deneyimlediği en büyük alanlardan biri. Çok önemli bir hafıza ve farkındalık oluşması gerekiyor. Farkındalık yaratılması gereken bir alan. Kapalı cezaevinden açık cezaevine çıktım. Türkiye’de cezaevi politikaları kapitalist moderniteyle birlikte 1999 yılından sonra sistematikleşmeye başladı. Bu da Sayın Öcalan’ın tutsaklığıyla başladı. Çok hızlı politikalar üretilmeye başladı. AKP iktidarıyla birlikte yeni bir model kazandı. Bu 200 yıllık bir politika ve AKP bunu son 23 yıla yayarak hedefledi. Daha fazla kişiyi yalnızlaştırma, denetleme ve kişide tecridi artıran, kişiyi izole edilen bir yaklaşım bu. Dışarda da var bu izole ama içerde daha kapsamlı. Bu kaba bir işkence değil.
 
Sen sana ait değilsin
 
Sen sürekli kontrol ediliyorsun, sen sana ait değilsin. Senin ait olduğun bir yer yok çünkü sen suçlusun. Sürekli teşhir ediliyorsun. Suçlu olarak teşhir ediliyorsun ve her türlü hak ihlaline maruz kalmayı hak eden bir birey haline getiriliyorsun. Zaman da bunun normalleştirilmesi. Zaman öyle bir sistem ki her şey sürekli kısıtlanıp denetim altına alınıyor. Sen de sürekli onların belirlediği zaman zarfında yaşamını sürdürüyorsun. Siyasi tutsaklar olarak zamanı ve mekanı aşan bir noktada yaşamaya çalışıyoruz. Sürekli komut altında olduğunu hissediyorsun. İrade kırmanın bir yöntemi. Cezaevleri alternatifi daraltılmış mekanlardır. Biz içerdeyken klima istemiştik ama bize ‘Bu lükse kaçıyor’ denilerek verilmedi. Çünkü sen bir suçlusun. Çünkü klima evi anımsatıyor. Bizde ise bir süre sonra ‘Zaten vermezler’ denilerek normalleştirme durumu gelişiyor. Kadının kapatılması cezaevinden önce gelişti. Kadınlar 5 bin yıl önce erkek tarafından eve kapatıldı. Duvar artık bir metafor olmaktan çıktı. Kadın, erkeğin cezalandırmaya tabi tutulduğu bir cins haline geldi. Kadının muhalif olması nedeniyle içeriye girdiğinde daha faklı muameleye maruz kalıyorsun. Ve dışarı çıktıktan sonra da kötü görülüyorsun. Sana ‘düşmüş’ gözüyle bakılıyor.
 
Cezaevleri işkencenin başladığı ve mantığın bittiği yerdir
 
Cezaevinde ilk işkence ile çıplak arama ile karşılaşıyorsun. Cezaevi, işkencenin en bariz yapıldığı alanlardır. ‘Sen sen olmaktan çıkmışsın’ denilerek her türlü tahakkümü kendinde hak görüyor. Biz de bu şekilde kendimize ait bir alan oluşturmaya çalışıyoruz. Kadının kendi mekanını kurmaya çalıştığı bir alan halini alıyor. Orada kadın mücadelesi de başlıyor. Cezaevleri işkencenin başladığı ve mantığın bittiği yerdir. Mantık aramıyorsun. Mantığın bittiği bir alanda, her türlü ihlalin hak görüldüğü bir alanda direniş alanı oluşturmaya çalışıyorsun. Kadınların kendi cinsiyle birlikte yaşama gücü oluşturması en önemli direniş alanlarından birini oluşturuyor. Kadın burada bir birey, bir özne halini alıyor. Bu da psikolojik ve sosyal anlamda kadının güç olma durumunu oluşturuyor. Kadın kendi benliğini oluşturmaya çalışıyor. Orası erkeğin inşa ettiği ama kadının birlikte kaldığı bir dünya.”
 
Nesrin’in konuşmasının ardından ilk oturum için soru-cevap bölümüne geçildi. Panelin ikinci bölümüne geçilmeden önce kısa bir ara verildi. Panel verilen aranın ardından ikinci oturumuyla devam ediyor.