700 haftadır ‘kayıplar bulunsun’ diye sesleniyorlar

  • 09:03 9 Temmuz 2022
  • Güncel
Derya Ren 
 
DİYARBAKIR - Kayıp yakınlarının  “Kayıplar belli failler nerede” sloganıyla düzenledikleri eylemin 700’üncü haftasına ilişkin konuşan İHD Diyarbakır Kayıp Komisyonu üyesi avukat Derya Yıldırım, “Kayıp yakınlarının yanında olmak toplumsal bir vicdan meselesidir” dedi. 
 
1990’lardaki baskı rejimi ile yönetilen Türkiye’de hem Kürtlere hem de muhaliflere yönelik, alıkoyma, gözaltına alma sonucunda çok sayıda kişi kaybettirildi. Bunun sonucunda başta aileler olmak üzere insan hakları savunucuları, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılması için 1992’de “Kayıplar bulunsun” şiarıyla eyleme başladı. İnsan Hakları Derneği öncülüğünde başlayan eylem, Arjantinli Plaza de Mayo Anneleri’nin eyleminden esinlenerek daha da büyütüldü. Diğer yandan gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın oğlunu bulmak için başlattığı mücadele sonucunda cenazesine ulaşması üzerine 27 Mayıs 1995’te tüm baskılara rağmen Galatasaray Meydanı’nda toplanmaya başlandı. 
 
Kendilerine Cumartesi Anneleri diyen kayp yakınlarının başlattığı direniş, büyük yankı uyandırırken, Diyarbakır ve Batman’da kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla eyleme geçti. Kayıp yakınlarının başlattığı eylem, Diyarbakır’da 700’üncü haftaya, Batman’da ise 537’nci haftaya girdi. 
 
İHD Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu ve Kayıp Komisyonu üyesi Avukat Derya Yıldırım, kayıp yakınlarının başlattığı eylemin 700’üncü haftasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Kaybettirmeler siyasi cinayettir’
 
Tüm baskı ve engellemeler karşısında kayıp yakınlarının eylemlerinden vazgeçmediğini belirterek sözlerine başlayan Derya, “Pandemi döneminde dahi her ne kadar sesimizi sokaklarda duyuramamış olsak da teknoloji aracılığıyla sosyal medya üzerinden eylemlerimize devam ettik. Kayıp  yakınlarının yanında olmak toplumsal bir vicdan meselesidir. Bu eylemin sadece kayıp yakınları tarafından sürdürülmesini beklemek vicdanları yaralayacaktır. Çünkü bu kayıplar, Kürt ve politik kimliklerinden dolayı kaybedildiler ya da failleri ‘meçhul’ kaldı. Bu sebeple uygulanan kaybetme politikasının siyasi cinayet olduğunu söylemek gerekir. Kaybedilenlerin Kürt olması ise bütün bir halkı ilgilendiren herkesin sahiplenmesi gereken bir meseledir” dedi. 
 
‘Baskı hala sürdürülüyor’
 
Kayıp yakınlarını sahiplenen kurumların ve kişilerin de hedef alındığını dile getiren Derya şu sözleri kullandı: “Kayıp yakınlarının yanında olundu. Bundandır ki bazı kayıplara yönelik yargılama yoluna gidildi. Başlatılan nöbetlerden sonra baskının bittiğinden bahsetmek mümkün değil. Çünkü bu birebir kolluk marifetiyle olmasa da başka şekilde devam etmektedir. Cumartesi eylemini, uzunca bir süre HDP Diyarbakır İl binası önünde eylem yapan kişilerin sabote etmek istemesi, bunun en somut örneğidir. Yine Cumartesi eyleminin Galatasaray Meydanı’nda yapılmaması da devam eden baskıyı göstermektedir. Kaldı ki ‘faili meçhul’ cinayetlerin birçoğunda amacı zaten aileler üzerinde baskı yaratmaktır. Bu baskı hala sürdürülüyor.”
 
‘Mücadele devam edecek’
 
“Cumartesi Anneleri’nin eylemi 900’üncü haftayı aşarken, Diyarbakır’daki eylem ise 700’üncü haftasına girdi. Bu da, baskının halen devam ettiğinin bir göstergesi olarak görülebilir” diyen Derya şöyle devam etti: “Yaklaşık beş yıldır kayıp eylemlerine katılıyorum ve bir buçuk yıldır aktif olarak komisyon üyesi olarak çalışıyorum. Bu süreçte hem daha fazla bilmediğimiz kayıp hikayesinin olduğunu gördüm. Hem de her şeye rağmen kayıpların bulunması, faillerin yargılanması için ısrarın devam ediyor olması, bu inancın diri olduğunu görmek çok anlamlıdır. Failler, bulunana kadar bu mücadele devam edecek.”
 
‘Bugüne dek bir cezalandırma olmadı’
 
Faili meçhul cinayetlere ilişkin davalara değinen Derya, ancak bu davaların doğru bir yargılama şekliyle yapılmadığını kaydetti. Derya, “Tamamen göstermelik, kamuoyu baskısını azaltmak amaçlı yapılan yargılamalardan bahsediyoruz. Açılan davalarda verilen zamanaşımı ve beraat kararları bunun örneğidir. Bu davaların tamamı için cezasızlık politikasının ürünü diyebiliriz. Çünkü yapılan yargılamalardan bugüne dek gerçekten bir cezalandırma söz konusu olmadı” diye konuştu.