‘Emine Şenyaşar, Türk hukuk sisteminin tökezleme taşıdır’

  • 09:02 20 Temmuz 2022
  • Güncel
 
Derya Ren
 
DİYARBAKIR - Emine Şenyaşar için “Türk hukuk sisteminin tökezleme taşı” değerlendirmesi yapan Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi üyesi Avukat Gulan Çağın Kaleli, “Türk hukuk sistemi ya bu tökezleme taşına takılıp adaleti teslim edecek ya da bu tökezleme taşına takılıp yerle bir olacak. Ancak tarih Emine Şenyaşar ve ailesinin verdiği mücadeleyi yazacak” dedi.
 
Urfa’nın Suruç ilçesinde 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri öncesi 14 Haziran'da AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız'ın yakınları ve korumalarının esnaf ziyareti esnasında Şenyaşar ailesinde yönelik saldırısında Celal, Adil, Mehmet, Fadıl ve Ferit Şenyaşar yaralanmış, yaralıların kaldırıldığı Suruç Devlet Hastanesi’nde süren saldırılarda Celal, Adil ve çocuklarını ziyarete gelen Hacı Esvet Şenyaşar, Emine Şenyaşar’ın gözleri önünde katledilmişti. Saldırılar esnasında AKP’li milletvekilinin abisi Mehmet Şah Yıldız da silahı bulunamayan bir mermi ile yaşamını yitirmişti. Daha sonra ağır yaralı olan Fadıl Şenyaşar tutuklanarak, cezaevine gönderilirken, katliamdan bir yıl sonra AKP’li vekilin abisi Enver Yıldız onlarca kişi ile birlikte Urfa Adliyesi’ne gelerek teslim olmuştu.
 
Açılan dava dosyalarında bir gelişme olmaması üzerine Emine Şenyaşar ve saldırıdan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar farklı tarihlerde çeşitli kurum, kuruluş ve siyasi partiler ile görüşmeler yaptı, ancak görüşmelerden herhangi bir sonuç alınamadı. Emine ve Ferit, yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması üzerine 9 Mart 2021 tarihinde Urfa Adliyesi önünde “Adalet Nöbeti” eylemine başladı. Nöbet devam ederken, işyeri saldırısına ilişkin devam eden dosyada Fadıl Şenyaşar’a 37 yıl 9 ay hapis, AKP’li vekilin abisi Enver Yıldız'a ise 18 yıl hapis cezası verildi. ‘Gizlilik kararı’ bulunan saldırının hastane kısmı ile ilgili hala soruşturma aşamasında olan dosya kapsamında AKP’li vekilin abisi Celal Yıldız’ın da aralarında olduğu 4 kişi 29 Nisan’da tutuklandı.
 
Adalet arayışının sembolü haline gelen Emine, "Adalet betonun altındaysa oradan çıkaracağım. Ailem için adalet gelmeden ölen yakınlarım için taziye kurmayacağım" diyerek, katledilen yakınları için taziye kuramadığını her fırsatta dile getiriyor. Yas tutma hakkı ve adaletten mahrum bırakılan Emine ve Ferit Şenyaşar’ın Urfa Adliyesi önünde başlattığı eylem yarın 500’üncü gününe giriyor. Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi üyesi Avukat Gulan Çağın Kaleli, Emine ve Ferit Şenyaşar’ın yakınları için taziye kuramaması ve devam etmekte olan direnişleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Yas tutma’ hakkı için düzenlemeler var’
 
Hem ulusal hem de uluslararası mevzuatta doğrudan “yas hakkı”nın olmadığını, ancak kimi düzenlemelerin içeriğinin bu hakka atıfta bulunduğunu ifade eden Gulan, tarihten bu yana “yas tutma” hakkının salt hukukla açıklanacak bir kavram olmadığını söyledi. Gulan, “Toplumlar tarafından mutlak kabul edilen ahlaki bir olgudur. Ulusal ve uluslararası mevzuat içerisinde ‘yas tutma’ hakkına işaret eden belli başlı düzenlemeler var. Örneğin Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) ölen kişinin nasıl gömüleceği, gömüldüğü yere nasıl saygı duyulması gerektiği, kişinin hatırasına saygısızlık edilmemesi gerektiği, mezarlıklara ya da ibadethanelere  saldırı suçlarının düzenlendiği belli başlı düzenlemeler var. Yine aynı şekilde ölen kişilerin kendi dini vecibelerini nasıl yerine getireceğini ya da kendi ritüelleri ile birlikte kendi yakınlarını nasıl gömeceğine dair de belli başlı usuller var. Uluslararası mevzuatta ise daha insancıl hukuk kavramları içerisinde tartıştığımız Lahey, Cenevre Sözleşmesi, Kızıl Haç kuralları gibi kural ve sözleşmelerde özellikle çatışmalı ortamlarda karşı taraftan ölen kişinin cenazesinin nasıl gömülmesi gerektiği, nasıl teslim edilmesi ve eşyalarının nasıl korunması gerektiği üzerine tartışmalar ve kurallar var. Tüm bunlar yas tutma hakkına işaret ediyor” şeklinde konuştu.
 
‘Aile yaşadıklarını tekrardan anlatma gereği duyuyor’
 
Yas tutma hakkının hem ölen kişiye hem de ölen kişinin yakınlarına yönelik bir olgu olduğuna işaret eden Gulan, Emine Şenyaşar’ın “Adalet gelmeden, taziye kurmayacağım” söylemine dikkat çekti. Gulan, sözlerine şu şekilde devam etti: “Özellikle Kürdistan coğrafyasında yas kavramı çok önemli bir kültürel kod. Örneğin yas evlerinin kurulması, yasın üç gün boyunca devam etmesi, birçok kişinin aileyi ziyaret ederek ailenin acısını paylaşması ve o acıyı kolektifleştirerek sağaltmak gibi. Ancak Şenyaşar Ailesi örneğinde şunu görüyoruz; adalet arayışını kültürünün önüne koyan bir pratik sergiliyor. Yani aile şunu söylüyor: ‘Benim yas tutma hakkım daha geri planda kalıyor, adalet arayışım daha ön planda’. Bu durumda en doğal hakkı olan yas tutma hakkının da önüne adalet arayışını getiriyor. Yas geride kalan içindir. Yas tutma süreci geride kalanların ölen kişi ile vedalaşma sürecidir de. Ancak bu durum Şenyaşar Ailesi için böyle olmadı. Ailenin başlattığı adalet arayışı sürecinde dosyalarına bakan savcılar değişiyor. Dayanışma ziyaretleri oluyor. Aile bundan kaynaklı her gün yaşadıklarını tekrardan anlatma gereği duyuyor. Sürekli yaşadıklarına geri dönmek de yas tutma hakkının engellenmesi anlamına geliyor ve bu durum da kendisini sürekli yenileyen bir travmaya dönüşüyor.”
 
‘Adalet nöbeti bir mesajdır’
 
“Emine ve Ferit Şenyaşar’ın başlattığı Adalet Nöbeti tüm topluma ve yargının unsurlarına büyük bir mesajdır” diyen Gulan, “Adalet nöbetlerinin gittikçe yaygınlaştığı bir coğrafyada, mevcut hukukun devletleşme ve devletin kendi sürekliliğini sağlamak için getirdiği kurallar bütünlüğü olduğunu söyleyebiliriz. Ve yeri geldiğinde de temel hak ve özgürlükleri yok saydığı yerde hukuku bir aparat olarak kullanıyor. Bizler katı bir hukuki norm çerçevesinde yası tanımlamıyoruz. Katı bir tanım, mevcut yargı pratiği içerisinde duruma ve kişiye uygulanabilir hale getiriliyor. Bu da bizi ayrımcı bir yas pratiğine götürüyor. Yani egemence kabul görülen çerçevede ve kişilere tanınan bir ‘hak’ haline getiriliyor. Esasında yalnızca yas tutma hakkı için değil neredeyse tüm hakların kullanımının önündeki engel bu zihniyetin ürünü. Oysa yas tutma ahlaki bir norm. Tüm toplumun, üstünde anlaştığı bir kuraldır. Bugün bu kadar adalet söyleminin yaygınlaşması Türk hukuk sisteminin teşhiridir. Emine Şenyaşar bir adalet sembolü haline geldi” ifadelerini kullandı.
 
‘Emine Şenyaşar’ın mücadelesi ders niteliğindedir’
 
Gulan, Almanya’da Yahudi soykırımından sonra yapılan ve üzerlerine yaşamını yitiren insanların isimlerinin yazıldığı tökezleme taşlarını hatırlatarak, şöyle konuştu: “İnsanlar yolda yürürken o taşlara takılarak, eğilip o taşları okumak zorunda kaldılar. Bu tökezleme taşı fikrini ortaya atan sanatçı, ‘O da yaşıyordu, daha önce buradaydı, ona saygı duymalıydınız’ diyor ve o tökezleme taşlarına ayağı takılan kişiler taşta yazan yazıyı okurken aynı zamanda o ölünün önünde eğiliyor, böylesi bir metafor var. Emine Şenyaşar da Türk hukuk sisteminin tökezleme taşıdır. Türk hukuk sistemi ya bu tökezleme taşına takılıp adaleti teslim edecek ya da bu tökezleme taşına takılıp yerle bir olacak. Ancak tarih Emine Şenyaşar ailesinin verdiği mücadeleyi yazacak. Şenyaşarların hakim ve savcılara verdiği mesajın yanında biz avukatlara da çok ciddi bir mesajdır. Hukukçular olarak çok hukuk hatırlatması yapıyoruz. Ancak hukukun devletin sürekliliğinin sağlanması için getirilen kurallar bütünlüğü olduğunu unutmadan ve verilen adalet mücadelesinin bir hakikat mücadelesi olduğunu ön plana çıkararak bu mücadeleye destek vermemiz gerekiyor. Emine Şenyaşar’ın verdiği mücadele hem bize hem de hukuk sistemine bir ders niteliğindedir.”