ATK ve yargı ekseninde çifte standart: Aysel Tuğluk içeride Çevik Bir dışarıda

  • 09:01 5 Ağustos 2022
  • Güncel
Dilan Babat
 
ANKARA - Aysel Tuğluk’un çalışma arkadaşı olan HDP eski milletvekili Selma Irmak, Çevik Bir’in demans teşhisiyle infazının ertelenip Aysel Tuğluk’a infaz ertelemenin uygulanmamasına tepki gösterdi. 
 
Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk, demans teşhisi konulmasına rağmen cezaevinden tahliye edilmiyor. Adli Tıp Kurumu’nun ‘Cezaevinde kalabilir” raporu ile tahliyesi engellenen Aysel Tuğluk, 1 Ağustos’ta yargılandığı Kobanê Davası’nda ifadeye vermeye zorlandı. Aysel’e zorla ifade vermesi dayatıldığı gün, 28 Şubat Davası’nda, müebbet hapis cezası alan dönemin Genelkurmay 2’nci Başkanı Çevik Bir hakkında demans teşhisi konulduğu için infaz erteleme kararı verildi. Kandıra 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Kobanê Davası’na Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanan Aysel’in konuşmada ve avukatlarını tanımada zorluk yaşadığı dikkat çekerken, neden yargılandığını hatırlamaması ise, ATK ve yargıdaki çifte standart tartışmalarını bir kez daha gündeme getirdi. 
 
Aysel’in,  çalışma arkadaşı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili Selma Irmak, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
‘Aysel en zor dönemlerde görev alan bir isim’
 
Aysel’in genel ve Kürt kamuoyunun yakından tanıdığı bir Kürt kadın siyasetçi, hukuk ve insan hakları savunucusu olduğunu söyleyen Selma, kamuoyunun Aysel’i ilk olarak, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatı olarak tanıdığını kaydetti. Selma, “Aysel o dönemden cezaevine geliş sürecine kadarki duruşu da hep Kürt halk mücadelesindeki kadın ve insan hakları boyutuyla hiçbir zaman duruşunu bozmayan, inancını kaybetmeyen, kararlığındaki direngenliğiyle tanındı. Aysel hiçbir zaman o duruşundan taviz vermedi. En zor dönemlerde herkesin kişisel kaygıları taşıdığı dönemlerde en zor alanlarda görev aldı. Aysel, sadece Türkiye siyasetinde değil, dünya siyasetine de katkı olarak sunduğumuz ilk eşbaşkan olma özelliğini taşıyor. Eşbaşkanlık sürecinin nasıl yapılacağı noktasında belirsiz olmasına rağmen Aysel o süreçte de rol ve misyonunu yerine getirdi” dedi. 
 
‘Partinin sekteye uğraması için Aysel hedef alındı’
 
Aysel’in Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) ilk eşbaşkanı olduğunu anımsatan Selma, DTP kapatıldıktan sonra Aysel’in yasaklamalara rağmen Meclis’te insan hakları, kadın hakları boyutundan önemli çalışmalara imza attığını kaydetti. Selma, “Eşbaşkanlık sürecinden sonra 2016’da bizlerin alınmasıyla birlikte Aysel partinin hukuktan sorumlu eş genel başkan yardımcılığı görevini üstlendi. O dönemde bu çok ağır bir sorumluluktu, partinin eş genel başkanları tutuklanmış, 9 milletvekili ve sayısız üye, yöneticiler tutuklanmıştı. O süreçte bir hukuki süreç yürüyordu ve Aysel o dönemde de önemli bir rol aldı. Aysel’in tutuklanmasını ise yürüttüğü güçlü çalışmaya bağladık. AKP-MHP hükümeti Aysel’in önünü kesmek istedi. Mahkeme süreçlerindeki duruşu ve siyasal süreci hukuki anlamıyla perspektif sunması anlamıyla iktidar tarafından hedef alındı. Verdiği demeçler, kamuoyundaki dik duruşu ve geri adım atmamasıyla iktidar tarafından korkulan bir isim oldu. Hem bu sürecin yürütülmesinin sekteye uğratılması hem de Aysel şahsında ‘ne olursa olsun devam edecek’ anlayışı ve kararlığını kırmak için de Aysel gözaltına alınarak tutuklandı”  diye belirtti. 
 
‘Birinin canı yansa Aysel’in daha fazla yanardı’
 
Aysel ile uzun yıllar boyunca beraber çalıştığına vurgu yapan Selma, Aysel’i şu cümlelerle anlattı: “Onu tanıyanlar bilir, çok naif ince bir ruha sahip. Rüzgar esse gözleri bulutlanır, dünyanın bir yerinde bir insan acı çekse o tanımadığı insanın acısını yüreğinde hisseden biri. Her kayıptan fazlasıyla etkilenen, gelişen olaylardan şiddetten yaşanılan hak ihlallerinde vicdani olarak sarsılan bir insan. Ama bunların yanı sıra bunların mücadelesini yürüten biri. Cezaevi insana aykırı bir yer, kapatılma duygusu insanın sosyolojisiyle, özgürlük anlayışı ve var oluşuyla çelişen bir yer. Kapatılma duygusu Aysel Tuğluk’u fazlasıyla etkiledi. Buna rağmen Aysel cezaevine geldiğinden itibaren uyum sağladı. Ama ne yazık ki Hatun Tuğluk’un başına gelenler, Hatun Tuğluk şahsında bütün Kürt annelerine verilen bir cezaydı. Hatun Tuğluk’un defnedilme hakkını engellemek dünyadaki en ağır hak ihlalidir. Faşizmin, insanlık dışı muamelenin, işkencenin en son şeydir. Aysel ne yazık ki bütün bunlara tanıklık etti. O güruhun attığı sloganlara ve saldırılara tanıklık etti. Bunu kaldırmak çok zordu, bizler cezaevindeyken de bize çok ağır geldi. Bu süreç en fazla Aysel’i etkiledi ve sağlık sorunları hafif göstermeye başladı ve Aysel’de kendini çok gündeme getiren biri değildi. Zaman içerisinde fark ettik ki, psikolojik olarak etkilendiğini. Olay onu ruhsal anlamda çok derin etkiledi ve bu hastalığın emareleri kendini gösterdi bu duruma geldi.”
 
‘Aysel hafızasızlaştırılmaya çalışılıyor’
 
Aysel’ın bırakılmamasına da değinen Selma, Kobanê Davası’nda mahkemenin Aysel’i zorla ifadeye zorlamasını işkence olarak tanımladı. Selma, “Aysel’e olan kinin düşmanlığın Aysel Tuğluk şahsında Kürt halkına ve kadınlara dönük kinin öfkenin yeniden yaşandığı bir ortama tanıklık ettik. Aylardır ‘Aysel amansız bir hastalığın pençesinde’ diye haykırmamıza rağmen adımlar atılmıyor. Egemen ve diktatöryal rejimler için hafızasızlaştırma bir işkence yöntemidir. Hafızayı yok ederseniz direnişi de yok edersiniz. Bu anlamda bir yerde Aysel’i hafızasızlaştırmaya çalışıyorlar, tek başına kendine bakacak durumda olmamasına rağmen ATK tarafından ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verilmesi bu işkence sürecinin aşamalarıdır. Aysel’in arkadaşları, hukukçular, halkın kendisi, partimiz ‘Aysel’in kendini ifade edecek durumda değildir’ ATK’nin ‘kısmen kendini savunabilir’ kararı hükümsüzdür. Düşman hukukunun bir yansımadır demesine rağmen zorla ifade dayatılması hukukun bir kez daha yerle bir edildiğinin göstergesidir. Buna şahitlik ettik” ifadelerini kullandı. 
 
‘Bu pervasızlık nereden geliyor’
 
Aysel’e alenen düşman hukuku uygulandığın dile getiren Selma, 28 Şubat Davası’nda, müebbet hapis cezası verilen dönemin Genelkurmay 2’nci Başkanı Çevik Bir hakkında demans teşhisi konulduğu için infaz erteleme kararına da değinerek, “Çevik Bir gibi bir katilin üzerinde onlarca insanın kanı olan ve Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerine imza atmış bir kişinin demans hastalığı var diye tahliye edilmesi ama Aysel Tuğluk’un aynı süreci yaşamasına rağmen mahkemeye zorla getirtilmesi apaçık bir düşman hukukudur. Bu kadar rahatlık ve pervasızlık nereden geliyor? Şüphesiz sessizlikten, cezasızlıktan cesaret alıyor. Bu insanlar bu kadar pervasız davranabiliyorlarsa, hukuksuzluğu çok rahat uygulayabiliyorsa cesaret aldıkları bir yer vardır. Buna hükümet elbette zemin hazırlıyor, talimat olmadan da mahkemeler bu görevi vazife olarak algılamış ve yürütüyorlar” dedi. 
 
‘Aysel Tuğluk size ne yaptı?
 
Aysel’in yaşadığı sağlık sorunlarına karşı muhalefetin sessizliğini eleştiren Selma, onun çığlıklarına kulaklarını tıkayan herkesin bu durumda vebali olduğuna dikkat çekti. Selma, “Hasta olan cezaevinde kalacak durumda olmayan herkesin tedavi hakkı bakidir. Herkese bu hak kullandırılmalıdır. Sırf siyasi ve etnik kimliğinden dolayı, düşüncelerinden dolayı bir insanın bariz bir şekilde ayrımcılığa uğraması artık kabul edilecek bir durum değildir. Bizim için son noktadır, bıçağın kemiğe dayandığı bir nokta. Bu düzeydeki bu ayrımcılığı kabul etmemek gerekiyor. Her bir insanın bulunduğu yerden itiraz etmesi gerekiyor. Çevik Bir bu ülkenin altına dinamit koyan bir insandır. Dışarıda tedavi edilsin ona karşı değiliz, fakat Aysel Tuğluk’un gördüğü muamele ile Çevik Bir’in gördüğü muamele nasıl bu kadar ayrıştırılabilir? Birine insanlık dışı uygulamalar yapılabilir? Aysel Tuğluk size ne yaptı?  Bu ülkeye ne yaptı? Hukuku ve insan haklarını öteye götürmek dışında ne yaptı?” diye sordu.
 
‘Oturdukları koltuklardan daha fazla rahatsız etmemiz gerekiyor’
 
Demokratik kitle örgütlerinin, Aysel İçin 1000 Kadın Platformu’nun başlattığı kampanyalara daha fazla destek verilmesi gerektiğinin önemine vurgu yapan Selma, muhalefet ve AKP’li milletvekili kadınlara, Meclis Başkanlığı’na çağrıda bulunan Selma, "Hükümetler, uluslararası kurumlar daha fazla seslerini çıkarabilir. Türkiye’nin yaptığı bu hukuksuzluğu demokratik baskıyla bir biçimde sonuca ulaştırabilirler. Bu sesin duyulması ve sonuç alabilmesi için yetkili insanların bu seslere kulak vermesi gerekiyor. Onları oturdukları koltuklardan rahatsız etmek gerekiyor daha yüksek sesle ifade etmek gerekiyor” şeklinde konuştu.