8 Mart öncesi cezaevleri için uyarı: Ayrımcılık ve tecrit sürüyor
- 15:45 5 Mart 2026
- Güncel
ANKARA - DEM Parti Milletvekili Newroz Uysal Aslan, kadın cezaevlerinin “yalnızca tutsaklık değil direniş ve hafıza mekânı” olduğunu vurgulayarak, infaz rejiminin erkek tutsaklar esas alınarak kurulduğunu söyledi Newroz Uysal Aslan, “Kadınların bedenini, sağlığını ve hijyenini gözeten bir sistem yok” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne dair cezaevlerinde kadın tutsakların yaşadıkları sorunlara dair Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
Newroz Uysal Aslan, kadınların katliamın, yok saymanın, inkarın, öldürmenin ve şiddetin değil; tüm bunlara karşı her dönemde eşitlik ve özgürlük mücadelesini ve kazanımlarını tarihe yazan özneler olduğunu kaydetti. Newroz Uysal Aslan, “Kadın mücadelesinin en önemli alanlarından özellikle modern ceza sistemiyle, hapishanelerin oluşumundan sonra bir mücadele alanı da hapishaneler oldu. Kadınların mücadelesinde hapishaneler ayrı bir yeri ve tarihi var. Hapishaneler sadece kadınların tutsak edilme mekanları değil; bu mekanlarda sürdürdükleri mücadelenin, direnişin, hafızanın, iradenin farklı biçimlerde yeniden tezahürü ve mücadele alanlarının kendisidir” dedi.
Tarihin özneleri
Binlerce Kürt kadının, on yıllardır kadın mücadelesinde yer alan kadınların, belediye eşbaşkanlarının, siyasetçilerin, aktivistlerin, feministlerin, genç kadınların, gazetecilerin ve yüzlerce kadının Türkiye’deki cezaevlerinde tutsak olduğunu dile getiren Newroz Uysal Aslan, “Kürt kadın hareketi açısından Diyarbakır zindanından Sakine Cansız’ın direnişine, Leyla Zana’nın yıllardır sürdürdüğü siyasi tutsaklık sürecine; son yıllarda Sebahat Tuncel, Leyla Güven, Ayşe Gökkan, Figen Yüksekdağ ve yüzlerce politik kadın tutsağın yürütmüş olduğu mücadeleye ve Garibe Gezer’in Kandıra hapishanesinde maruz kaldığı cinsel şiddet saldırısı sonrasındaki tecrit sürecine uzanan bu tarih, Kürt kadınları açısından sistematik baskı, tecrit, yok sayılma; ama aynı zamanda tarihin öznesi durumundadır” diye belirtti.
21 kadın cezaevi bulunmakta
Newroz Uysal Aslan şunları söyledi: “Bugün de Türkiye’deki çok sayıdaki hapishanede Ardıl Çeşme, Hatice Çakmak, Dilek Öz, Behiye Kalenderoğlu, Esmer Ayaz ve burada isimlerini sayamayacağımız yüzlerce kadın; idari ve gözlem kurulları eliyle ya da üç hücre cezası gerekçe gösterilerek 30 yıldan 36 yıla kadar tutsak edilmekte, bu sürelerde hapishanelerde tutulmaktadır. Baskı politikalarına rağmen hapishaneler, Kürt kadınların iradesi ve özgürlük mücadelesinin kurulduğu mekanlar olarak ifade etmek gerekir. Türkiye’deki hapishanelerde şu an son verilere göre; 8 açık, 13 kapalı olmak üzere 21 tane kadın hapishanesi bulunmaktadır. Bu hapishanelerin hepsi de cinsiyetlendirilmiş mekan anlayışına göre; kadınların sosyal, sağlık, psikolojik hiçbir farklılıklarını dikkate almayarak, erkek mahpuslar merkeze alınarak oluşturulmuş standartlara göre kurulmuş hapishaneler. Erkek düzeni hakim; tıpkı siyasette, sokakta, emekte, toplumda, köyde, tarlada ve birçok yerde kadınların varlığının, emeğinin yok sayıldığı gibi hapishanelerde de erkek düzeni kurulmuş durumda. Mimari planlamadan gündelik yaşam örgütlenmesine, sağlık erişiminden ziyaret alanlarına kadar kadınların bedenlerini, hijyenini, sağlıklarını, psikolojik koşullarını düzenleyen bir infaz rejimi yoktur. Kadın hapishanelerinin erkek hapishanelerinden tek farkı ise kadın gardiyan bulundurmak. Bu da hapishanenin iç bölümü için zorunlu olsa da dış bölümde zorunlu erkek personellerin çokça görevlendirildiğini biliyoruz.
Cinsiyetlendirilmiş mekanlar
Bu durum, Türkiye ceza infaz sistemini yalnızca hukuki bir farklılık değil; aynı zamanda politik ve ideolojik olarak cinsiyetlendirilmiş, toplumsal cinsiyeti yok sayılmış derin bir krizin devamcısı olarak kendisini gösterir. Siyasi kadın mahpuslar açısından ise infaz rejiminin dayatılmış olduğu cinsiyet ve baskı rejimi, bir bütün olarak hemen hemen her alanda farklı uygulamalarla, politik baskılarla ve teslim sistemiyle kendisini göstermektedir. Erkek güvenlik mantığıyla sistem edilen bu alanlarda aynı disiplin rejimi, sağlık sistemi, mekanizma; kadınların özgün ihtiyaçlarının görülmediğini ya da çok yetersiz olduğunu biliyoruz. Kadınların infaz rejimindeki lohusalık, hamilelik gibi biyolojik dönemlerle ilgili kısmi infaz rejimine dair mevzuat düzenlemesi olsa da bunun dışında kalabilecek regl dönemindeki hijyen ihtiyaçları, cinsel şiddet riskine karşı koruma mahrumiyeti ihlalleri, psikososyal destek, jinekolojik sağlık hizmetleri —ki çok çok önemli— çocukla temas hakkı gibi birçok özgün-özel hükme dair araştırma, değerlendirme, inceleme bulunmamaktadır. 2017 yılında kadınların hijyenik ped ve çocukların beze ulaşımı için çok büyük bir kampanya başlatılmıştı. Bu kampanya sonucunda Adalet Bakanlığı’nın ‘ücretsiz karşılanma’ diye övünerek bahsettiği düzenleme getirilmiş olsa da fiiliyatta bunun uygulanmadığını; halen ücretli bir biçimde kadınların buna erişebildiğini söyleyebiliriz. Tüm bunlar, yargılamadaki politik tavrın, erkek devlet anlayışının; hapishanelerde de erkek devlet sistemi ve şiddeti olarak devam ettiğini bizlere gösteriyor.
İdare ve Gözlem Kurulları
Türkiye’de 2021 yılından sonra yürürlüğe geçen idare ve gözlem kurullarının en büyük mağdurlarından bir tanesi de kadın siyasi tutsaklar. Kadın siyasi tutsakların keyfi bir biçimde, şiddetin bir devamı yönüyle hukuksuz bir şekilde infazlarının engellendiğini görüyoruz. Bu konuda birçok yönüyle önergeler verdik; burada, kurulda konuştuk. Ancak bu konuda sembolik bir hale gelen Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nin sistematik bir biçimde siyasi kadın tutsakların ‘iyi hal’ olmadığı gerekçesiyle; politik sorulara, ‘pişman mısın?’ ya da çok keyfi gerekçelere sığındığını biliyoruz. Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde şu an 8 tane kadın mahpusun tahliyesinin engellendiğini; diğer kadın hapishanelerinde de benzer bir biçimde disiplin cezalarıyla ve kurullar eliyle sistematik bir biçimde olduğunu görüyoruz. Kocaeli Kandıra Kadın Hapishanesi’nde hücreye alma uygulamasını ve izolasyon dayatmasını, özellikle Garibe Gezer’in katledilmesinden sonra incelemeye alınıp sonlandırıldığı söylense de halen tekli hücrede tutulma sisteminin devam ettiğini biliyoruz. Hapishane sisteminin kendisi, infaz rejiminin kadınlara karşı eşitsizliği ve ayrımcılığı sürekli üreten bir mekanizma haline gelmiştir. Ayrımcılığın her türlüsünü; tıpkı yaşamın içerisinde gördüğümüz gibi hapishanelerde kadın siyasi tutsaklara da yaşatıldığını biliyoruz.
Hasta tutsaklar ve sağlık erişimi
Türkiye’deki cezaevlerinin yapısal krizlerinden bir tanesi de sağlığa erişim. Hasta tutsaklarla ilgili, ATK’nin verdiği raporlarla ilgili; hastane sevkleri, ağız içi arama gibi birçok yapısal sorun olduğu gibi kadın mahpusların da özgün olarak kimi sağlık hakkının ciddi bir biçimde ihlal edildiğini gösteren örnekler var. Pekin’de gerçekleşen dördüncü dünya kadın konferansında, Avrupa Konseyi’nin cezaevi standartları ile ilgili düzenlemelerinde; AYM ve AİHM’in verdiği birçok kararda kadın mahpuslara özgü, özellikle tedaviye erişim, sağlık kurumlarında kadın sağlığı ünitelerinin ya da danışma merkezlerinin bulundurulması kararı ve tavsiyesi olsa da Türkiye’deki hapishanelerde maalesef ki yok. Psikiyatri, psikolog, kadın doğum uzmanı, jinekolog, hemşire, diş hekimi uzmanı; meme kanseri, rahim kanseri gibi testlerin düzenli bir biçimde tekrarlanması gibi ihtiyaçlar olsa da bunlar yerine getirilmiyor. Düzenli aralıklarla yapılması gereken genel sağlık taraması ya da bazı testler yapılıyor olsa da Sağlık Bakanlığı tarafından kadınlara özgü olarak; kanser tarama testi, mamografi, D vitamini ölçümlerinin düzenli bir biçimde yapılması, tiroit ölçümlerinin yapılması ve bununla ilgili destek ve tetkiklerin yapılmasında eksikler var.
Kadınlara yönelik intikam politikaları
Kadın mahpusların meme ve rahim kanserinin teşhisinin de çok geciktiğini biliyoruz. Buradaki kadınların hastalıkları ve cezaevlerindeki hak ihlali, 8 Mart haftasına giderken bir bütün olarak kadın mücadelesinin; hem Kürt kadın özgürlük mücadelesinin hem de Türkiye ve dünyadaki tüm kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin en önemli mücadele zemini olduğunu; toplumsal eşitsizlikleri, adaletsizlikleri, var olan siyasi erkek egemene karşı çok büyük mücadele verildiğini biliyoruz. Kadınlar tam da bu mücadelenin öznesi ve yürütücüsü olduğu için devlet tarafından hem cezalandırılmaya hem de hapishanelerde üçüncü kez cezalandırılmaya, intikam politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Ancak biliyoruz ki kadınların mücadelesi ve iradesi ne hapishane duvarlarına ne de tecrit politikalarıyla durdurulamaz ve sınırlandırılamaz. Bugün hapishanelerde sürdürülen bu infaz politikalarının her bir kadın özelinde toplumu ve kadın özgürlük mücadelesini yürüten biz kadınları hedef aldığını bilerek ifade ediyoruz. Hapishanelerdeki kadınlara yönelik ayrımcı ve cinsiyetçi uygulamaların sonlandırılması gerektiğini; kadın mahpuslara yönelik infaz sisteminin yapı inşaatından sağlığa erişime kadar toplumsal cinsiyet perspektifiyle yeniden düzenlenmesi gerektiğini; Türkiye’deki cezaevlerinde yürütülen sürecin devletin intikam, ideolojik saiklerle hareket etme anlayışını tercih ettiğini ve bunun sonlandırılması gerektiğini ifade ediyoruz.
Direnen tüm kadınların 8 Mart’ını kutluyoruz. Hapishanelerde, alanlarda, sokakta, sahada, mecliste mücadele eden kadınların mücadelesi birdir. Dayanışma yaşatır; özgürlük mücadelesinde direnen tüm kadınların 8 Mart’ını kutluyorum. Kadın eşitlik ve özgürlük mücadelesi kazanacaktır.”







