500 öğrenciye bir rehber öğretmen: Eğitim politikaları okuldaki şiddeti besliyor
- 09:02 29 Mart 2026
- Güncel
ANKARA - Eğitim politikalarının okullarda yaşanan şiddeti besleyen bir noktada durduğuna dikkat çeken EĞİTİM-SEN’li Dilek Atik, öğretmenlerin öğrenci ve velilerle mesleklerini itibarsızlaştıran bir iletişime zorlandığını belirterek, şiddetin kaynağının aynı zamanda cezasızlık politikası olduğunu söyledi.
İktidarın eğitim politikaları okullarda şiddeti artırırken, eğitime bütçe ayrılmaması nedeniyle öğretmenler velilerle yüz yüze bırakılıyor. Geçtiğimiz günlerde öğretmen Fatma Nur Çelik, bir öğrencisi tarafından katledildi. Öğretmenlere yönelik şiddet ise aynı zamanda devletin cezasızlık politikasının bir sonucu olarak görülüyor.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM-SEN) Ankara 2 No’lu Şube Sekreteri Dilek Atik, okullarda artan şiddetin kaynağı ve öğretmenlerin yaşadığı sorunlara dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Cezasızlık politikası şiddet sarmalını arttırıyor’
Devletin cezasızlık politikalarının şiddet sarmalını arttırdığına dikkat çeken Dilek Atik, “Fatma Nur öğretmenin böyle bir şiddete maruz kalması hem eğitim emekçilerinin; okullarda, toplum içerisinde itibarsızlaştırılması sonucudur. Fatma Nur öğretmen aynı zamanda bir kadın kimliğiyle de şiddete uğramış bir eğitim emekçisidir. Bu anlamda hem kadınlara dönük hem toplumda öğretmenlere dönük özellikle yapılan uygulamaların itibarsızlaştırmaların ve cezasızlık politikalarının bu şiddet sarmalını arttırdığına inanıyoruz” dedi.
‘Şiddet olgusu yaşam normali gibi algılanıyor’
Devletin yeni eğitim politikalarıyla yeni bir modele geçildiğini söyleyen Dilek Atik, dönemsel olarak her Milli Eğitim Bakanı değiştiğinde eğitim modellerinin de değiştiğini hatırlattı.
Devletin eğitime bakış açısını bir müfredat alanına sıkıştırdığını vurgulayan Dilek Atik, müfredatın öğrencilere eleştirel düşünme perspektifi katmak yerine var olan yapı içerisinde ideolojik politikalarla tektip insan modelleri yetiştirmek olduğunu belirtti.
Dilek Atik şöyle devam etti: “Eğitimle murat edilen insanların gelecekle ilgili olumlu tasavvurlar oluşturup pozitif bir gelecek ideolojisi ya da politikası oluşturmak değil. İstedikleri sisteme uygun bireyler yetiştirmek. Devlet, oluşturduğu müfredat yapısıyla aslında toplumsal cinsiyet eşitliğine dair düşünceleri oluşturan bir modeli uygulamıyor. Öğrencilerimiz açısından da ben aynı zamanda rehberlik öğretmeniyim. Öğrencilerimle yaptığım bireysel görüşmelerde de gördüğüm, öğrencilerin gelecekle ilgili olumlu düşüncelerinin olmadığı. Şiddet artık bir yaşam biçimi haline getirilmiş. Bunlar tabii bilgisayar oyunlarından tutun ev içerisinde yaşanan şiddet, fakirlik, ailenin içerisinde bulunduğu durumların tamamı çocuklarda bir şiddet olgusunun sanki yaşam normali gibi algılanıyor. Devletin eğitim politikaları da bunu besleyen bu noktada duruyor.”
‘Eğitim politikası toplumu girdabın içine sürüklüyor’
Öğretmenlerin eğitim politikalarıyla birlikte bir de geçim sıkıntısı yaşadığını söyleyen Dilek Atik, “Öğretmenlerin bütün talepleri özlük haklarına ve maddi olanaklarına baktığımızda bir gelecekle ilgili sıkıntısı olduğunu, yarını öngörememekle ilgili bir sıkıntısı var. Şöyle bir çaresizlik yaşanıyor: neyi değiştirebilirim? Bu noktada da devletin eğitim politikası öğretmen ve öğrenciler toplumsal yapı içerisinde bizi bir girdabın içerisine sürüklüyor ve çaresizlik duygusunu yoğun bir şekilde yaşamamıza neden oluyor” diye belirtti.
‘Öğretmenler bir iktidar sorunu yaşıyor’
Dilek Atik, aynı zamanda özlük hakları ilgili sürekli zorluk yaşadıklarını belirterk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Öğretmenler bir iktidar sorunu yaşıyor. Okul içerisinde okul müdürlerinin idarecilerle oluşturduğu bir yapı var. Öğretmenin sürekli ne yapıp ne yapmaması gerektiği ile ilgili direktiflerle dolu bir rutin sunuyor bize. Bu bir boyutu birde veli boyutu var. Alo, 147 ile bir telefonla ya da CİMER üzerinden öğretmen çok rahat şikâyet edilebiliyor. Öğretmenlere bir WhatsApp uygulaması var ki bu fecaat bir durum. Öğretmen veliyle sürekli karşı karşıya ve sürekli veli öğretmene direktif verir halde. Çünkü iktidar anlayışı bir anlamda velilerin ve öğrencilerin çok kırılgan olduğuna dair bir miti dolaşıma sokmuş durumda. Dolayısıyla siz öğrenciye bir ödevi hatırlattığınızda bile veli dönüp ‘Bu hatırlatma benim çocuğumda aşırı derecede kırılganlığa ve travmaya neden oluyor. Dolayısıyla bu hatırlatmayı yapamazsınız’ velinin de bir iktidarı var öğretmen üzerinde. Velinin sorusuna cevap vermediğinde öğretmen bu kez yeniden bir şikayet konusu haline geliyor veliyle yapıcı bir ilişkiyi geliştiremiyor diye. Bunların her biri öğretmen açısından kısıtlayıcı durumlar oluyor.”
İtibarışızlaşma
‘Öğretmeni itibarsızlaştıran noktalardan birine değinmek istiyorum’ diyen Dilek Atik, iktidarın eğitim için bir ödenek ayırmamasından kaynaklı öğretmenlerin sürekli okuldaki temizlik işleyişinin ilerlemesi, sınavlara girerken fotokopi ücreti ve okul aidatlarına dair öğretmenin veliyle para ilişkisinin bir parçası olmaya zorlandığını söyledi.
Dilek Atik, bu durumun öğretmenin öğrenciyle, veliyle itibarsız bir ilişki kurmasına, öğretmenin düşük bir noktadan ele alınmasına neden olduğunu aktardı. Dilek Atik, “Öğretmenler bu anlamda yaşadığı zorlamalarla birlikte kendisini var edemeyen bir yapıya dönüşüyor. Çünkü öğretmenlik şöyle bir yapı; sürekli kendini yenileyen, okumalar gerektiren, mesleki anlamda sürekli bir arayış içerisinde olması gereken bir yapı. Bunlara vakit bulmaktansa günlük iletişimi yürütmeye odaklanan, günlük yaşamı olumlu sürdürmeye odaklanan bir kimliğe dönüşüyor. Bu da tabii ki öğretmenler açısından zorlayıcı bir yapı. Öğretmen ayın sonunu nasıl getireceğini bir anlamda düşünüyor. Bizler aslında bu enflasyon farkları ile birlikte bazı kalemlerden vazgeçiyoruz. İlk vazgeçtiğimiz kalemler ne yazık ki ruhumuzu besleyen mesleki gücümüzü besleyen noktalar oluyor. Gazetelerden, süreli yayınlardan, kitaplardan vazgeçerek sadece beslenmeye ve günlük yaşamımızı idame ettirmeye odaklı bir yaşama dönüşüyoruz ki bu da meslek açısından fecaat bir durum” ifadelerini kullandı.
‘500 öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor’
Mesleki olarak rehberlik anlayışının müdahaleci değil önleyici rehberlik olduğuna değinen Dilek Atik, olaylar gerçekleşmeden önce olası riskler üzerinden bir takım etkinlikler yaparak öğrencide bir farkındalık yaratma ya da alternatifler yaratmayla ilgili bir işlevi üstlendiklerini söyledi. Dilek Atik, “Bunlar bazen bireysel görüşmeler şeklinde oluyor bazen de sınıflara girerek önleyici etkinlikler üzerinden olabiliyor. Ancak Türkiye'de şöyle bir durum var; bizlerin bir takım rehberlik programları bölgelerin, şehirlerin ve ülkenin de ihtiyaçlarına göre şekilleniyor.
Türkiye'de ki bütün il ve ilçelerin mahallelerinde ki okulların şiddet eylem planları var. Artı önleyici rehberlik kapsamında öncelikli hedef olarak zorbalık ve şiddet rehberlik hizmetlerinde ele alınacak dersler ve konuların en önemli kısmı olarak ele alınıyor. Bunlar yeterli mi oluyor? sonuçları itibariyle yeterli olmuyor. Burada ki öğretmen yapılarının büyük bir çoğunluğu sadece istatistiklere işlenen, şu kadar öğrenciyle şiddet çalışması yapılmıştır durumuna indirgenen bir rehberlik pratiğinin de sahibidir. Rehber öğretmenler de bir anlamda bu işleri yaparken oldukça zorlanıyor. Çünkü yine velilerin ‘bizim çocuğumuzla sürekli görüşemezsiniz, rehberlik servisine çocuğumuzu çağırmanız çocukta sıkıntılara neden oluyor’ gibi serzenişlerle karşılaştığımız oluyor. ‘Sürekli sınıflara girip şiddetle ilgili mevzular konuşuyor olmanız, öğrencilerdeki şiddet farkındalığını arttırıyor’ gibi eleştirilere de karşı karşıya kalıyoruz. Velinin müdahalesi burada öğretmenin itibarsızlaşması, öğretmenin yaptığı işe dair güvensizliğin olması böyle dönütleri de var. Ama bunlara rağmen rehberlik anlayışı belki okullarda iyi işleyen servislerden biri bana göre.
Etkinlikler bu anlamda devam etmekte ama yeterli midir? Kesinlikle yeterli değil. Çünkü kaynağı besleyen, şiddeti besleyen diğer bütün kaynaklarla birlikte bizim yaptığımız gerçekten çok yeterli de olmuyor. Hem bireysel görüşmeler açısından hem de haftada bir gün, bir saat girebileceğiniz bir rehberlik saati, öğrencideki yarattığı etki o yol da beklendiği kadar büyük değil. Ancak bir farkındalık düzeyinde olabilir. Rehber öğretmenlerin de sürekli bir takım eğitimlerle, bir takım kişisel gelişimlerle güçlendirilmesi gerekir. Milli Eğitimin buraya ayırdığı ödenekler de oldukça kısıtlı. İşleyiş olarak baktığımızda bizler psikolojik danışmanlık ya da rehberlik hizmetlerini yerine getiriyoruz ama profesyonel psikologlar değiliz. 500 öğrenciye bir rehber öğretmenin görürseniz o da çok yeterli görünmüyor” diye aktardı.
Şiddetin kaynağı: İktidarın politikaları
Toplumsal cinsiyete duyarlı bir müfredatın olmasıyla ilgili taleplerinin olduğunu hatırlatan Dilek Atik, bu talepte ısrarcı olduklarını belirtti. Dilek Atik son olarak şunları söyledi: “Mesleki itibarsızlaştırmadan tutun öğretmenlerin hak ettiği ücret ve itibarın iade edilmesine dönük çalışmaların yapılması gerektiğini ve bunların bakanlık düzeyinde, iktidar düzeyinde düzenlenmesi gerektiğini ve uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Barış dilinin mutlaka eğitim müfredatlarında yoğun bir şekilde kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. MESEM’lerden tutun emek sömürüsünün olduğu bütün alanlara kadar çocukların gelecek ilgili kaygılarının ortadan kaldırıldığı, işsizliğin ortadan kaldırıldığı, eğitimin gerekli işlevi yerine getirdiği ve doğru eğitim politikaları ile ilgili bir tutumun hızlı bir şekilde alınması ve uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü var olan iktidar bir gelecek vadetmek yerine bir politik ideolojik yapının içselleştirilmesi ve yerleşmesi ile ilgili yaptığı bütün çalışmalar toplumsal çelişkiyi arttırdığı için öfke ve şiddetin kaynağı hâline de geliyor. Buralardaki uygulamaların bir an evvel sona erdirilmesi gibi taleplerimiz var” diye konuştu.







