‘Elli gündür Abdullah Öcalan ile görüşülemiyor’

  • 16:40 19 Temmuz 2026
  • Güncel
 
MUĞLA- Bodrum’da gerçekleşen Barış ve Demokratik Toplum Süreci: ‘Ortak Geleceğimizi Konuşuyoruz’ panelinde konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile İmralı Heyetinin elli gündür görüşemediğini ifade ederek çerçeve yasanın çıkarılmadan sürecin sağlıklı ilerleyemeyeceğini belirtti.
 
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) öncülüğünde Muğla’nın Bodrum ilçesinde Barış ve Demokratik Toplum Süreci: ‘Ortak Geleceğimizi Konuşuyoruz’ başlıklı panel düzenlendi. Nurol Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panelde, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci: Ortak Geleceğimizi Birlikte Konuşuyoruz, Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum” pankartı açıldı. Panele HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş’ın yanı sıra demokratik kitle örgütleri ile çok sayıda kadın katıldı.
 
‘Barışı ve demokrasiyi savunmaktan vazgeçmedik’
 
Panelde söz alan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Kürt meselesinin çatışmayla, savaşla, şiddetle, ölümle çözülmeyeceğini vurgulayarak meselenin ancak diyalogla, müzakereyle, anayasal ve yasal değişikliklerle çözülebileceğini söyledi. Ülkede daha fazla kan dökülmemesi, daha fazla ölüm olmaması ve daha fazla silah kullanılmaması gerektiğine dair konuşmaların 90'lı yıllardan itibaren sürdüğünü kaydeden Meral Danış Beştaş, “Bunu sadece legal demokratik siyasette değil, şu anda İmralı'da tutulan ve aslında baş müzakereci olarak henüz hukuken kabul edilmese de Sayın Abdullah Öcalan bunu hep söylemiş. Söylemiş diyorum, bilmeyen var. Bazen gittiğimiz yerlerde bunu soruyorlar. Yani burada tahminimce herkes biliyordur. Mesela Fatih Altaylı'yla 1993 yılında galiba bir röportaj yapmış. O zaman da diyor ki ben bitirmek istiyorum. Bitirmeye hazırım. Hani çatışmayı bitirelim. Turgut Özal döneminde ateşkesler, sonra birçok çözüm süreci ve 13 tane süreç geçirdik. En son bu 13'üncü diye biliyorum. Eksik olabilir, fazla değil. En son biliyorsunuz 2013-2015 yılları arasında bir çözüm süreci diye bir süreç yaşadık. O zamanda Türkiye toplumu, Türkiye halkları aslında buna inandığı, büyük bir destek verdi. Yüzde 80'lerin üzerinde aslında bu süreç desteklendi. Fakat maalesef birileri oy kaybediyor diye, başka başka amaçları gerçekleşmiyor diye o süreç yok sayıldı ve 2015-2016 senelerinde 4 Kasım darbesini yaşadık. Legal demokratik siyasete de büyük bir müdahale oldu ve yine hatırlayanınız vardır. Biz onu yaşadık 4 Kasım'da. Gece yarısı bir operasyonda içinde Eş Genel Başkanlarımız sevgili Demirtaş ve Yüksekdağ'ın olduğu birçok arkadaşımız tutuklandı ve partiye yönelik, HDP'ye yönelik, bizi destekleyen bileşenlerimize yönelik kesintisiz bir baskı, darbe pratiği devam ettirildi. Barışı savunmaktan, demokrasiyi savunmaktan asla vazgeçmedik. Biz yine ve yeniden ve tekraren ve ilkesel olarak dedik ki bu yaptığımızın yanıtı olarak biz tekrar örgütlenmeye, mücadele etmeye, halkla birlikte bu barışı getireceğiz, bu demokrasiyi kazanacağız diye hep çalıştık ve mücadele ettik” dedi.
 
‘Elli gündür Abdullah Öcalan ile görüşülemiyor’
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde silahların yakılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Meral Danış Beştaş, “Bu dönemde atılan en önemli adımlardan biri, Meclis'te bir komisyonun kurulmasıydı. Evet, o komisyonda çalıştık; ben de üyelerinden biriyim. Türkiye tarihinde ilk kez bu kapsamda bir komisyon oluşturuldu. Dışarıya servis edildiği şekline bakmayın. ‘Terörsüz Türkiye Süreci’ deniliyor ama inanın, komisyonda söz alanların yüzde 90'ından fazlası bu ifadeyi kullanmadı. Kürt meselesinden, haklardan, özgürlükten, adaletten, uluslararası çatışma çözümü deneyimlerinden, DDR süreçlerinden, mağdurların tazmini ile hakikat ve yüzleşme mekanizmalarından söz ettiler. Biz bunların tamamını dinledik ve sonunda Meclis Komisyonu bir rapor yayımladı. Elbette bu rapor tam anlamıyla bizim istediğimiz bir metin değil. Zaten ortak rapordan önce bütün partiler kendi raporlarını sundu. 
 
Biz de 99 sayfalık bir rapor hazırladık. Esas görüşlerimiz o raporda yer alıyor. Ancak ortak bir yol haritası oluşturabilmek ve ilerleyebilmek için herkes belirli fedakârlıklar yaptı; asgari müştereklerde buluşulan bir rapor ortaya çıktı. Rapordaki bazı kavram ve nitelemelere itirazlarımızı da kayda geçirdik. Ardından atılması gereken adımları sıraladık. Bunların başında demokratikleşme geliyor. Bunun yanında silah bırakan militanların hukuki ve siyasi statüsünün nasıl düzenleneceği de önemli bir başlık. Çünkü bir kişi ‘Silahı bıraktım, şimdi ne olacak? Nasıl döneceğim? Siyasete nasıl katılacağım?’ diye soruyor. ‘Ben silahı cezaevine girmek için bırakmıyorum; mücadelemi siyaset zemininde, demokratik yollarla sürdürmek istiyorum’ diyor. Komisyon raporunda buna ilişkin çerçeve yasa önerisi ve umut hakkına ilişkin düzenleme önerisi bulunuyor. Çünkü masada iki taraf var. Bir taraf özgürce siyaset yapabiliyor, propaganda ve iletişim faaliyetlerini sürdürebiliyor. Diğer taraf ise İmralı'da tutulan Abdullah Öcalan. Görüşme imkânı tamamen idarenin iznine bağlı; süreç hakkında açıklama yapamıyor, önerilerini kamuoyuyla paylaşamıyor. Nitekim son yaşanan durumda elli günü aşkın süredir heyetimiz İmralı'ya gidemedi. Bu nedenle çerçeve yasanın çıkarılmadan sürecin sağlıklı ilerleyemeyeceğini söylüyoruz” şeklinde konuştu.
 
‘Sürece sahip çıkmalı, birlikte mücadele etmeli ve birlikte kazanmalıyız’
 
Raporda demokratikleşmeye ilişkin başka önerilerin de olduğunu belirten Meral Danış Beştaş, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiğinin raporda yer aldığını dile getirdi. Meral Danış Beştaş, “Oysa bu zaten anayasal bir zorunluluk. Bunun yanında kayyım atamalarının son bulması, mevcut kayyımların geri çekilmesi ve Siyasi Partiler Kanunu başta olmak üzere demokratikleşmeye yönelik birçok öneri yer alıyor. Ancak bugün hâlâ kayyım uygulamaları sürüyor, Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor; aksine baskı mekanizmaları artırılıyor. Bu konuda kimseden bir şey bekleyen, isteyen ya da yalnızca dua eden bir yerde değiliz. Barışı kazanmak için mücadele etmeli, demokrasiyi kazanmak için örgütlenmeli; hayatın her alanında bu talebi görünür ve güçlü hâle getirmeliyiz. Bu nedenle bizim açımızdan bu süreç yalnızca bir müzakere süreci değil, aynı zamanda bir mücadele sürecidir. 
 
Sık sorulan sorulardan biri de şu: ‘Bunu yapan iktidarla neden aynı masaya oturuyorsunuz?’ Çünkü muhatap iktidardır. Halktan yetki almış olan ve bu konuda karar alma gücüne sahip olan odur. Ayrıca Kürt meselesi seçimlere endeksli bir mesele değildir. Türkiye'de iki-üç yılda bir seçim yapılıyor; herkes kendi siyasi çalışmasını yürütüyor. Biz ise DEM Parti olarak bu meseleyi seçimlerin ve günlük siyasetin üstünde görüyoruz. Bu yüzden mücadelemizi de bu perspektifle sürdürüyoruz. Seçimler gelir geçer; fakat bu yüz yılı aşkın bir sorundur ve çözülmek zorundadır. Araçsallaştırılmamalıdır. Biz kimseyle bir ittifak ya da iş birliği içinde değiliz. Tam tersine, bu sürece Meclis'teki ve Meclis dışındaki bütün partilerin, sivil toplumun, meslek odalarının, gençlerin, kadınların, derneklerin, vakıfların, federasyonların ve konfederasyonların dâhil olması gerektiğini iki yıldır her yerde anlatıyoruz. Çünkü bu süreç hepimizin süreci. Hep birlikte sahip çıkmalı, birlikte mücadele etmeli ve birlikte kazanmalıyız” sözlerini kullandı.
 
‘Örgütlenmek ve demokratik mücadeleyi büyütmekten başka seçeneğimiz yok’
 
Bugün gelinen aşamada temel beklentinin çerçeve yasanın çıkarılması gerektiğine dikkat çeken Meral Danış Beştaş, sürekli takvim değişiklikleri ve ertelemelerin yaşandığını söyledi. Yasanın bu ay içinde çıkarılması yönünde genel bir beklentinin olduğunu ifade eden Meral Danış Beştaş, “Meclis Başkanı da partileri ziyaret edeceğini açıkladı. Fakat henüz elimizde yazılı bir yasa taslağı bulunmuyor. Sözlü olarak içeriğine dair bazı tahminlerimiz var; çünkü bunlar daha önce komisyona da sunulmuştu. Her hâlükârda bu dönem bekleme dönemi değil; çalışma, mücadele etme, toplumsal basıncı artırma ve örgütlenme dönemidir. Türkiye'de yaşayan herkesin hayatına dokunabilecek, olumlu değişimler yaratabilecek önemli bir fırsatla karşı karşıyayız. ‘Her şey kötü, o hâlde hiçbir şey yapmayalım’ demek doğru değil. Ya da ‘Önce iktidar değişsin, sonra bakarız’ anlayışı da doğru değil. Bu ertelenebilecek bir mesele değildir. İktidar değişikliği için herkes kendi siyasi mücadelesini yürütür; bu ayrı bir konudur. 
 
Bizim görevimiz ise barışı ve demokratik toplumu bugünden inşa etmek, bu imkânı büyütmek ve somut sonuçlar elde etmek için çalışmaktır. Şunun farkındayız: Toplumda umut da beklenti de inanç da zayıflamış durumda. Bunu sahada görüyoruz. Ancak bu ülke hepimizin. Eğer ortak taleplerde buluşabiliyorsak, ki biz buna inanıyoruz, o zaman herkese düşen bir sorumluluk vardır. On binlerce insanı kaybettik. Artık yaşamı öne çıkarmak, ölüm ve savaş yerine konuşmayı, tartışmayı, siyaset yapmayı, örgütlenmeyi ve demokratik mücadeleyi büyütmek dışında başka bir seçeneğimiz olmadığını hepimiz yaşayarak gördük” dedi.
 
Panel, katılımcıların sorularıyla devam etti.