Çocuk yaşta çalıştırılmaya karşı çözüm ne?

  • 09:04 2 Ekim 2026
  • Çocuk
Pelşin Çetinkaya
 
AMED - Çocukların çalıştırılmasına gerekçe olarak sunulan yoksulluğa dikkat çeken Önce Çocuklar Derneği Proje Koordinatörü Hivran Timur, buna karşı çözümün güvenceli istihdam, nitelikli ve ücretsiz eğitim ile ücretsiz kreşlerden geçtiğini söyledi.
 
Derinleşen ekonomik krizle birlikte artan yoksulluk, çocukların çalıştırılmasının gerekçesine dönüştürülüyor Çocukların eğitim, oyun ve sosyal yaşam hakları yerine çalıştırılması öne çıkarılırken, veriler 15-17 yaş grubundaki çocukların çalıştırılmasının giderek yaygınlaştığını ve çocuk yoksulluğunun ulaştığı boyutu ortaya koyuyor.
 
Çocuk yaşta çalıştırılma oranlarına yer verilen TÜİK’in 2025 verilerine göre, Türkiye’de 15-17 yaş grubundaki çocukların çalıştırılma oranı 25,5 olarak kaydedildi. Bu oran erkek çocuklarda yüzde 36,5, kız çocuklarda ise yüzde 13,9 oldu. Türkiye’deki çocuk nüfusun yüzde 18’ini 15-17 yaş grubundaki çocuklar oluşturdu. Aynı yıl 0-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yer aldı. Bu oran kız çocuklarda yüzde 37,8, erkek çocuklarda ise yüzde 36 olarak kaydedildi.
 
DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) Eylül 2026’da yayımladığı rapora göre ise 15-17 yaş grubunda çalıştırılan çocukların sayısı 2017-2025 yılları arasında yüzde 169,2 arttı. Veriler, çocukların çalıştırılmasındaki artış ile çocuk yoksulluğunun ulaştığı boyutu birlikte ortaya koyuyor.
  
Önce Çocuklar Derneği Proje Koordinatörü Hivran Timur, çocuk yaşta çalıştırılmadaki artışa dikkat çekerek, bu soruna ve çözümüne dair değerlendirmelerde bulundu.  
 
Çalıştırılan çocukların yüzde 59,2’sinin nedenini ekonomiye bağlayan Hivran Timur, “DİSK Araştırma Merkezi’nin 2026 yılının Eylül ayında yayımladığı çocuk işçiliği raporu, çocukların neden çalıştığına ilişkin oldukça net veriler ortaya koyuyor. Türkiye’de 15-17 yaş aralığında çalışan çocuklara ilişkin raporda dikkat çekici veriler yer alıyor. 2017 ile 2025 yılları arasında çalışan çocuk sayısında yüzde 169,2 oranında bir artış yaşandığı görülüyor. Çalışan çocuklara ilişkin en kapsamlı çalışmalardan biri ise 2019 yılında yayımlanan rapora dayanıyor. Bu rapora göre çalışan çocukların yüzde 36,2’si haneye yardımcı olmak amacıyla çalışıyor. Yüzde 23,2’si ise doğrudan haneye katkı sunmak ya da haneyi geçindirmek amacıyla çalıştığını belirtiyor. Bu iki oran birlikte değerlendirildiğinde, çalışan çocukların yüzde 59,2’sinin doğrudan ekonomik nedenlerle çalıştığı görülüyor. Dolayısıyla çocukların neden çalıştığına, ailelerin çocukları çalıştırıp çalıştırmadığına ya da çocukların çalışmayı tercih edip etmediğine ilişkin bir durumdan söz etmek mümkün değil. Burada başat sebebin ekonomik nedenler olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte politik, siyasal ve ideolojik sebepler de çocukları maalesef çalışma hayatına itiyor” dedi.
 
MESEM’ler’in amacı ne? 
 
Çalıştırılan çocuklarda  fiziksel, bilişsel ve akademik gelişime dair sorunların ortaya çıktığına işaret eden Hivran Timur, “Çocuk işçiliğini tanımlarken, çocuğun fiziksel, bilişsel, akademik ve ahlaki olarak büyümesini ve gelişmesini engelleyen faaliyetlerden söz ediyoruz. Son dönemde Türkiye’de de çocuk işçiliği daha sık tartışılmaya başlandı. Bunun nedenlerinden biri, çocuk işçiliğinin devlet eliyle meşrulaştırılmasıdır. Mesleki Eğitim Merkezleri, yani MESEM’ler aracılığıyla çocuk işçiliğinin yaygınlaştırıldığını görüyoruz. Buna bağlı olarak çocuk işçi ölümlerinin de arttığını görüyoruz. Çocuklar iş kazalarında ya da iş kaynaklı hastalıklar nedeniyle hayatlarını kaybedebiliyor. Üstelik elimizdeki veriler ağırlıklı olarak sigortalı çalışan çocuklara ilişkin. Bunun yanında sokakta çalışan ya da kayıt dışı çalışan çocuklara ilişkin net ve somut verilere ulaşamıyoruz” ifadelerini kullandı.
 
Çocuğu etkileyen faktörler 
 
Çocukların çalıştırıldığı ortamlarda, şiddet ve benzeri durumların yanı sıra can güvenliğine dair risklerle de karşı karşıya bırakılabildiğine dikkat çeken Hivran Timur, şunları dile getirdi:  “Bir diğer önemli sorun ise çocukların iş yerlerinde hangi koşullarda çalıştığıdır. Çalışma ortamlarının fiziksel olarak uygun olup olmadığı, çocukların ruhsal ve psikolojik olarak nasıl etkilendiği konusunda da maalesef yeterince net veriler bulunmuyor. Çünkü özellikle nörogelişimsel etkilerin sonuçları her zaman gözle görülür ya da elle ölçülebilir olmayabiliyor. Bir çocuk çalıştığı iş yerinde şiddete veya aşağılanmaya maruz kalabilir. İş yerindeki hiyerarşi içerisinde güç dengelerinden kaynaklı sorunlar yaşayabilir. Bunun yanı sıra çeşitli güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalabilir. Bütün bunlar çocuğu hem fiziksel hem de psikolojik ve ruhsal anlamda olumsuz etkileyen faktörlerdir. Ağır iş yükü altında çalışan çocuklar çok ciddi streslerle baş etmek zorunda kalıyor. Bütün bunlar aynı zamanda çocuğu okuldan ve eğitimden uzaklaştırıyor.”
 
‘Çocukların hayalleri ellerinden alınıyor’
 
Çalıştırılan çocukların hem bugününün hem de geleceğinin etkilendiğini kaydeden Hivran Timur, bu etkilenmeyi şu sözlerle anlattı: “Çocuk oyundan, sosyal hayattan ve akran ilişkilerinden uzaklaşıyor. Bu durum çocuğu biyolojik, ruhsal ve psikolojik açıdan olumsuz etkiliyor. Çocuk çalışırken çoğu zaman bir üniversite hayali bile kuramıyor. Çünkü çocuğun temel derdi, tıpkı bir yetişkin gibi eve ekmek götürmek ya da ailedeki diğer bireylerin geçimini sağlamak haline geliyor. Türkiye’de 2026 yılı asgari ücretine baktığımızda, bunun açlık sınırının altında kaldığını görüyoruz. Dolayısıyla birçok durumda ailede bir veya iki yetişkinin çalışması tek başına yeterli olmayabiliyor. Böylece çalışma yükü ve sorumluluğu maalesef çocuklara yükleniyor. Bu durum, çocuğun kendisi için kurabileceği geleceğin ve ailenin çocuk için sunabileceği geleceğin de önüne geçiyor.”
 
Çözüm nedir? 
 
Hivran Timur, çocuk yaşta çalıştırılmanın önlenebilmesi için yetişkinlerin güvenceli ve yeterli düzeyde ücretle çalıştırılması gerektiğini vurguladı. Hivran Timur şöyle konuştu: “DİSK Araştırma Merkezi’nin bu konuya ilişkin bazı önerileri var. Benim de önemli olduğunu düşündüğüm önerilerden biri, çocuk işçiliğinin ve çocuk yoksulluğunun önüne geçilebilmesi için hanede çalışan yetişkinlerin uygun koşullarda ve makul ücretlerle çalıştırılmasıdır. Yetişkinler yeterli ücret aldığında, evdeki çocuğun çalışmasına da gerek kalmayacaktır. Bununla birlikte nitelikli eğitimin sağlanması ve okulların çocuklar açısından cazibe merkezi haline getirilmesi gerekiyor. Eğitimin niteliğinin daha kaliteli hale getirilmesi önemli. Bütün bunlar çocuğu yeniden okula çekebilecek ve onu yoksulluk kıskacından çıkarabilecek adımlar olabilir. Aynı zamanda okulların tamamen ücretsiz olması ve her mahallede ücretsiz kreşlerin açılması da yoksullukla mücadele yöntemleri arasında ele alınmalı. Bir mahallede kreş açıldığını düşündüğümüzde, çocuk bir yandan ücretsiz öğüne erişebilirken diğer yandan ailede çalışmak isteyen, özellikle anne gibi kadınların istihdamının da önü açılabilir. Böylece hem kadınların istihdama katılımı desteklenmiş hem de yoksulluğun, çocuk yoksulluğunun ve çocuk işçiliğinin önüne geçilmesine katkı sunulmuş olur.”