‘Güneşin’ doğduğu yer Amara’dan 9 Ekim’e bakış…
- 09:06 9 Ekim 2017
- Güncel
“Abdullah küçükken hep nar toplardı. Komplo süreci de tam nar mevsimine denk geliyor. Bizde nar ağacı bereketi ve birliği ifade ediyor. İşte tam da bu yüzden bütün ezilen halklar nar tanecikleri gibi bir düşünce etrafında kenetleniyor.”
Aysel Işık
Kürt halkı için güneşin doğduğu yer olarak kabul edilen Amara’ya doğru yol alıyoruz. 9 Ekim 1998 tarihinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile Suriye’den çıkarılması ve ardından gelişen süreçleri ile Türkiye’ye teslim edilmesi Kürt halkı ve kadınları tarafından büyük direnişlerle karşılanmıştı. O süreçte cezaevlerindeki tutsakların öncülük ettiği “Güneşimizi karartamazsınız” eylemleri bir alev topu gibi her yeri sarmıştı. Abdullah Öcalan’ın çocukluğuna ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu topraklarda en çok da var olmaya çalışan halkların izleri bulunuyor.
Her kuşağa yeniden doğan Güneş…
Güneş diyorlar, evet Amara’da yeniden doğan ve batmakta olan güneşin bu rutini bile farklı. Her kuşak burada Abdullah Öcalan’ı tanıyor. 7’den 70’e dili, inanıcı ne olursa olsun ‘biz duyduk biz gördük’ diyor. Onun için halk Abdullah Öcalan’ı ‘güneş’ diye adlandırıyor. Çünkü yaşamın zor olduğu bu topraklarda her kuşağa bir aydınlık olarak doğmuş.
Kilit vurulmayan kapı soluklanma alanı
Köyün sokaklarını gezerken, Abdullah Öcalan’ının evine varmadan dar bir sokak ilgimizi çekiyor. Dönüp fotoğraflamak istiyoruz. Yüreğimiz kıpır kıpır oluyor çünkü biliyoruz ki bir halkın uyanışı bu sokaklarda filizlendi. Belki de Abdullah Öcalan’ın “Çocukluk hayallerime ihanet etmedim” dediği hayallerin şekillendiği yerdi bu sokaklar. Biz de burada halkların umudu olan ‘güneşin’ adım attığı her toprağı farklı bir duygu ile fotoğraflıyoruz. Küçük yaşına rağmen köy halkını kucaklayan Abdullah Öcalan’ın evine geliyoruz. Avlunun kapısını açarken ilk verilen mücadelenin izleri karşımızda beliriveriyor. Kilit vurulmamış avluda herkes rahatlıkla girip soluklanabiliyor. Soluk diyoruz, çünkü belli ki orada daralmaya müsaade yok…
Çocukların dinmeyen özlemleri
Köy içinde gezintimiz devam ederken okuldan yeni çıkmış çocuklarla karşılaşıyoruz. Evin biraz aşağısında toplanan çocuklar, bize dönerek, “Biliyor musunuz burası Abdullah Öcalan’ının evi” diyorlar. Çocuklarla oturup sohbet ederken “Abdullah Öcalan’ı nereden tanıyorsun?” diye soruyoruz. Hep bir ağızdan “Ailemiz anlatıyor, doğum günü olduğunda biz kutluyoruz” diyorlar. Gözlerinde, hiç görülmeyen ama hep hikayeleri dinlenilen kahramanlara duyulan özlemi anımsatan ve sadece çocuklara has bir ışıltı…
Halklar, nar tanecikleri gibi…
Feodal bir yapıya sahip olan bu köyde artık kadınların söz sahibi olduğunu görmek bize de iyi geliyor. Köyde Kürtlerden ziyade Türkmenlerde bulunuyor. Türkmenler ve Kürtler tek bir düşünce etrafında toplanıyor. Tesadüfen girdiğimiz bir evde, Türkmen bir kadına denk geliyoruz. Burada bulunan kadın Abdullah Öcalan’dan ne kadar etkilendiğini ifade ediyor. Abdullah Öcalan’ının felsefesinin kendisine güç verdiğini belirtiyor. Türkmen kadının şu sözü dikkatimizi çekiyor: “Bu köyde nar ağaçlarının çokluğunu görüyorsunuz değil mi? İşte Abdullah küçükken hep nar toplardı. Komplo süreci de tam nar mevsimine denk geliyor. Bizde nar ağacı bereketi ve birliği ifade ediyor. İşte tam da bu yüzden bütün ezilen halklar nar tanecikleri gibi bir düşünce etrafında kenetleniyor.”
Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasının ardından 19 yıl geçmesine rağmen ilk günkü etkiyi köy halkı üzerinde görüyoruz. Köy halkı, kimisi açlık grevine girdiği günleri kimisi de güçlü eylemlerin geçtiği o günleri anlatıyor. Abdullah Öcalan’ın yoldaşları, köylüleri ve aynı sokakta oyun oynadığı arkadaşları tecrit durumun devam ettiğini ve bu süreçte pasif kaldıklarından yakınıyor. Çıktığımız her evden hafızamıza kazınan mesaj ise “Bu mücadele mutlaka sonuca bağlanacak ve bunun tek yolu Abdullah Öcalan’dan geçecek” sözleri oluyor…
Fotoğraf: Duygu Ciniviz







