‘Müftülük nikahı, kadın üzerinde yeni paradigma inşası’
- 09:13 17 Ekim 2017
- Güncel
İSTANBUL - Kadınların tepkiyle karşıladığı müftülüğe nikah yetkisi veren yasa tasarısını değerlendiren Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi’nden Zehra Yüksel, müftülük nikahının kadından aileye evrilen paradigmanın yansıması olduğuna dikkat çekti. Devletin belli bir grubun politik meşruiyetini tanıdığını belirten Zehra, ‘Nikahını nerede kıydın, kim kıydı?’ üzerinden yeni bir çatışma alanı ortaya çıkacağına da işaret etti.
Kadın örgütlerinin, gündeme geldiği ilk günden bu yana itiraz ettikleri il ve ilçe müftülüklerine nikah kıyma yetkisini de kapsayan "Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı", İçişleri Komisyonu'ndaki görüşmeler sonucunda alt komisyona gönderildi. Alt komisyonda kabul edilen tasarı yeniden İçişleri Komisyonu'na gönderildi. Bugün Meclis Genel Kurulu’na gelmesi beklenen tasarıya ilişkin Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi’nden Zehra Yüksel değerlendirmelerde bulundu.
‘Yeni paradigma’
Devletin yeni bir paradigma inşa ettiğini ve bunu kadınlar üzerinden gerçekleştirdiğine dikkat çeken Zehra, tasarıya itirazları olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Biz bunu politik ve stratejik olarak yanlış buluyoruz, çünkü sözlü beyan, vatandaşlık yoluyla evlilikte genel ahlak kriteri getirilmesi gibi maddeler de en az müftülüklere nikah yetkisi verilmesi kadar önemli maddeler. Bu yüzden müftülük yasası diye anıldığında mücadeleyi sadece bir madde üzerinden ördüğünüzde kazanımlar da sadece bir madde üzerinden gelebilir. Bu nedenle biz müftülük yasası diye değil, daha bütüncül bir yaklaşım ile ele alıyoruz.”
‘Devlet Müslüman olanları armağana boğuyor’
Yasal değişiklikle “Nikahı kim kıyacak?” sorusundan ziyade “Bu devlet kimin?” sorusuna işaret eden Zehra, cevabın net bir şekilde ortaya konulması gerektiğini söyledi. Zehra, “Artık ’Yüzde 99’u Müslüman ülke’ illüzyonu ile bunun bir gerçekliğe denk düşmediğini düşünüyoruz. Çünkü bu politikasını gerekçelendiriyor. Fakat burada ‘devlet kimin’ sorusu cevaplandırılıyor ve devlet aslında kimliği sünni, hanefi Müslüman olanları periyodik olarak armağanlara boğuyor“ diyerek, bu durumu, azınlık hakları ve benimsedikleri adalet ilkesi bağlamında hatalı bulduklarının altını çizdi.
‘Belli bir grubun politik meşruiyeti tanınıyor’
Tasarının tüm yurttaşların haklarını eşitlikçi bir biçimde ele alarak bu maddeyi düzenlemiş olması durumunda buna karşı çıkmayacaklarını kaydederek, “Çünkü bu ülkede başka din ve mezhepten insanların ibadethanesi ibadethane olarak tanınmıyorken, sadece belli bir grubun politik zeminde meşruiyetini tanıyan bir yasayı biz ilkesel olarak kabul etmiyoruz” dedi.
‘Hiyerarşiyi yeniden üreten mekanizma’
Mevcut güç ilişkilerinde ülkede başka bir tablonun söz konusu olduğunu belirten Zehra, “Gittikçe eşitsizleşen bir ilişki biçimine dönüşüyor. Toplumsal gruplar arasında belli bir hiyerarşiyi yeniden üreten bir devlet mekanizması var. Bu bağlamda bu maddeye karşı çıkıyoruz” diye konuştu.
Yeni çatışma: Nikahını kim kıydı, nerede kıydın?
Yasal değişikliğe gidilmesi durumunda var olan kamplaşmanın daha da derinleşeceğini düşündüğünü kaydeden Zehra, “Yeni bir çatışma alanı ortaya çıkacak. ‘Nikahını nerede kıydın, kim kıydı?’ üzerinden. Aslında ailenin ve sosyal çevrenin evlenen çiftler üzerinde baskı unsuru olma hallerini daha da arttıracak. Yine bu durumda ‘makbul kadın’ tanımının yeniden, genişletilerek üretilmesine de karşı yol açacağını düşündüğümüz için bu ikilik durumuna da karşı çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Görmez duymaz bir iktidar’
Asıl problemi “Gözleri var görmez, kulakları var işitmez bir iktidarla karşı karşıya olma” benzetmesi üzerinden tanımlayan Zehra, 100’den fazla kadın ve LGBTİ örgütünün bir metne imza atarak ve 31 ilde eylemler yaparak bu değişikliğe itiraz ettiğini hatırlattı. Zehra, “Ancak iktidar asla bu talep ve endişeleri görmedi, yok saydı ve ‘Biz böyle istedik, böyle olacak’ deniyor. Bu yasa tasarısı neredeyse tamamı erkek olan bir komisyondan geçti. Bizim bu nedenle en problemli gördüğümüz durum bu görmezden gelen ve yok sayan tutum” diye belirtti.
‘Değişen bir paradigma’
Kadınların ve taleplerinin görmezden gelinmesinin AKP ile başlamadığını söyleyen Zehra, bunun devlet-yurttaş arasındaki ilişkiyi bölen eşitsiz bir gelenekten geldiğine işaret etti. Zehra, “Devletin bizimle asla eşit bir yerden konuşmadığı bir gelenek içerisindeyiz. Bu da onun bir yansımasıdır. Ayrıca 2011’den itibaren kadının adının bakanlıktan silinmesi, ‘Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün elinin zayıflatılması, 2011’de Diyanet İşleri Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında protokollerin imzalanması toplamda değişen bir paradigmayı işaret ediyor. Aynı zamanda kadından aileye doğru bir evrilme var. Bu paradigmanın temel yapı taşı bu” diye belirtti.
‘Seçmen kitlesinin taleplerine göre bir devlet’
Devletin sürekli kendini kadın üzerinden tanımladığını dile getiren Zehra, “Şimdi ise seçmen kitlesi ile olan ilişkisini yine kadın politikasını araçsallaştırarak oluşturmaya çalışıyor. Kendi seçmen kitlesini lütuflandırma yoluna gidiyor, nasıl? İşte ‘Bugüne kadar sizin talepleriniz dinlenmedi, ama bu devlet sizin devletiniz ve biz artık sizin talebinize karşılık vereceğiz’ diyor” şeklinde konuştu.
‘Bu imamlara, müftülere neden güvenelim?’
Bugüne kadar kadın ve kız çocukları üzerinde ‘mağduriyet’ üzerine kurulu bir dini nikah gerçekliğine değinen Zehra, bunun önüne geçilememesini de müftülüklere bağladı. Zehra, “Bugüne kadar bu nikahı kıydıracak imamları buldular. O yüzden biz biraz da ‘bu imamlara, bu müftülere neden güvenelim ve bunların temsil ettiği din anlayışının elinin güçlenmesine izin verelim’in derdindeyiz” sözlerini kullandı.
Zehra son olarak, “Kadınların bu kadar ortak derdi olan bir meseleyi ‘laiklik elden gidiyor, sekülerizm’ düzleminde tartışılmasını doğru bulmuyoruz” dedi.







