‘Yaşam hakkımız pazarlık konusu değil’
- 09:01 9 Mart 2026
- Hukuk
İSTANBUL - 11’inci Yargı Paketi kapsamında cezaevinden izinli çıkan bir erkeğin iki kadın ve bir çocuğu katletmesini cezasızlık politikasının sonucu olarak değerlendiren Ece Yeşil, bunun infaz rejimindeki değişikliklerle bağlantılı olduğunu belirtti.
Kadına yönelik şiddet ve cezasızlık politikaları tartışılmaya devam ederken, Ankara’da cezaevinden izinli çıkan fail Recep Cengiz’in 10 Şubat’ta Azize Cengiz, Azra Cengiz ve bir çocuğu ateşli silahla katletmesi, infaz rejimi ile yargıdaki cinsiyet körlüğünü yeniden gündeme taşıdı.
Mor Dayanışma üyesi Avukat Ece Yeşil, yaşananların münferit olmadığını, sistematik erkek şiddetinin sonucu olduğunu söyledi.
‘İktidarın cinsiyet körlüğü faillere cesaret veriyor’
Ankara’da yaşanan katliamın ana akım medyada sunuluş biçimini eleştiren Ece Yeşil, ana akım medyanın katliamları “münferit” ya da “öfke patlaması” olarak aktarırken kadını hedef aldığını belirtti. Katledilenler arasında bir çocuğun da bulunduğunu hatırlatan Ece Yeşil, “Bu bireysel bir kriz değil; cezasızlık politikaları, infaz rejimindeki değişiklikler ve patriarkal düzenin beslediği sistematik şiddetin bir sonucu. İktidarın kadınlara yönelik nefret söylemi ve yargıda uygulanan ‘cinsiyet körlüğü’ faillere cesaret veriyor” dedi.
‘Kanunlar uygulanmıyor’
Kanunların yetersizliğinden çok uygulanmamasının sorun yarattığını ifade eden Ece Yeşil, özellikle 6284 Sayılı Kanun’un uygulanmaması nedeniyle katliamların arttığını söyledi. Ece Yeşil, “Kadınlar yargı kurumlarına gittiklerinde polisler tarafından bunun münferit olay ya da aile içi mesele olduğu söyleniyor ve kadınlar karakollardan dönmek zorunda kalıyor. Uzaklaştırma kararları çıktığında ise önleyici bir kolluk mekanizması işletilmiyor. Bunun sonucunda katliama kadar varan bir süreç yaşanıyor” diye konuştu.
‘Yargı da cinsiyet körü’
Uygulanan politikaların kadına karşı olduğunu belirten Ece Yeşil, “Patriarka ve kapitalizm içinde erkek egemen devlet, aslında büyük bir çözüm gibi sunuluyor. Kadınların esnek ve güvencesiz çalışma koşullarında çalıştırılması ya da evlere hapsedilmesi söz konusu. Bunun en büyük sebebi, devletin kadın karşıtı politika uygulaması ve yargının da toplumsal cinsiyet körü olması” ifadelerini kullandı.
Yargı erkek egemen dilini meşrulaştırıyor
2025 yılının “Aile Yılı” ilan edildiğini ve buna bağlı olarak 11’inci Yargı Paketi’nin kadınları güvencesiz bir yaşama sürükleyecek şekilde düzenlendiğini ifade eden Ece Yeşil, “Devletin ve hükümetin yapması gereken şudur; kadının hayatını korumak, hem anayasayı hem de kanunları uygulamaktır. Ancak polis ve yargı organlarının kadını suçlayıcı tutumlar sergilediğini, failler için de iyi hal indirimlerine gidildiğini görüyoruz. Kadınların boşanmak istemesi ya da çalışma hayatında kendi özgürlüklerini talep etmesi erkekler tarafından itaatsizlik olarak görülüyor, erkek egemen yargı da bu dili meşrulaştırıyor” diye belirtti.
‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme katliamları artırdı’
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin katliamları daha da görünür hale getirdiğini vurgulayan Ece Yeşil, “2020 yılının başlarında İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra erkeklerin cezasız kalacağını görerek daha rahat hareket ettiğini görüyoruz. Erkeklerin sistematik biçimde kadınları taciz ettiğini, şiddete maruz bıraktığını ve ölümle tehdit ettiğini gördük. Şikayet mekanizmalarının da genelde çalışmadığını görüyoruz” sözlerine yer verdi.
‘Sosyal medya hukuku diye bir şey yok’
Kadınların verdikleri mücadelede dijital dünyayı adalet sağlama aracı olarak kullandığını ancak “sosyal medya hukuku” olarak tanımlanabilecek bir alanın bulunmadığını kaydeden Ece Yeşil, “6284’ün ve koruma mekanizmalarının uygulanması gerekiyor. Hükümet tarafından kadınların hayatı hiçbir zaman koruma altına alınmıyor. Kadınlar, aile yapısı içinde annelik kutsallığı yüklenerek şiddete maruz bırakılıyor. Koruma mekanizmalarına başvurmamaları söylenerek sistematik şiddetin içine terk ediliyor” dedi.
‘Örgütlenme çağrısı’
Erkek katliamlarına karşı kadınların yanında olduklarını söyleyen Ece Yeşil, örgütlenme çağrısında bulundu. Ece Yeşil, “Kadınları mahalle mahalle örgütlemeye çalışıyoruz. Kadınlara ulaşmaya, mahkeme salonlarında onları yalnız bırakmayarak hukuki bir dayanışma hattı örmeye çalışıyoruz. Kadınları da sokakta örgütlenmeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Kadınlara yalnızlaştırma politikası uygulanıyor’
11’inci Yargı Paketi ile kadınlara açık biçimde “Sizin yaşam hakkınız bizim elimizde, herhangi bir söz hakkınız da yok” denildiğine dikkat çeken Ece Yeşil, “Bu politikalar, kadınların yaşamlarının güvencede olmadığını ve kazanılmış haklarının yok sayıldığını gösteriyor. Kadınların kendi evinde, kendi çevresinde kalması isteniyor; hayat kurmaları engellenmek isteniyor. Kadınlara yalnızlaştırma politikası uygulanıyor” diye konuştu.
‘Haklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz’
Hakları için mücadeleye devam edeceklerinin altını çizen Ece Yeşil, “Hükümetin koruyucu mekanizmaları ve kanunları uygulaması için her yerde olacağız. Biz ne anneyiz ne çocuğuz. Herhangi bir sıfat olmadan biz kadınız. Yaşamımızı bir sıfat altında kurmak zorunda değiliz. Bunun için mücadele edeceğiz” dedi.
‘Erkek üzerinden yapılan tanımlamaları reddediyoruz’
Mahalle temelli örgütlenmenin önemine işaret eden Ece Yeşil, mücadelenin kolektif yürütülmesi gerektiğini kaydetti. Kadınlara ulaşmanın yalnızca metropol ilçelerle sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyen Ece Yeşil, küçük il ve ilçeler dahil olmak üzere her yerde kadınlara ulaşmayı hedeflediklerini belirtti. Ece Yeşil, “Mahallelerde birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Mahallelere daha fazla ulaşmalıyız. Kadınlar sadece büyük illerde ya da büyük ilçelerde yaşamıyor. Diğer birçok ilde ve ilçede de kadınlar var; onlara ulaşmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Kazanılmış hakların pazarlık konusu olamayacağını söyleyen Ece Yeşil, kadın dayanışmasını büyütmeye devam edeceklerini, kadınları yalnız bırakmayarak omuz omuza mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.







