İdam politikalarına tepki: Sessiz kalmayacağız
- 09:06 5 Haziran 2026
- Güncel
AMED- Kürt halkına yönelik idam, asimilasyon ve baskı politikalarına dikkat çeken Semra Akyüz, İran’daki hak ihlallerinin görmezden gelinmemesi gerektiğini belirtti. Semra Akyüz, halkların özgür ve eşit yaşamı için demokratik müzakere ve barış koşullarının oluşturulmasının zorunlu olduğunu ifade etti.
İran'da özellikle Kürtlere yönelik idam politikaları ağırlaşarak sürüyor. Kürt halkını hedef alan bu sistematik uygulamalar, her geçen gün daha fazla meşrulaştırılmaya çalışılırken, yargılanan kişilerin avukata erişim ve savunma hakları da ciddi biçimde kısıtlanıyor. Böylece birçok kişi, adil yargılanma hakkı başta olmak üzere temel haklardan mahrum bırakılıyor. Özellikle Jina Mahsa Amini'nin katledilmesinin ardından başlayan protestolar sonrasında Kürt kentlerinde idam cezalarında belirgin bir artış yaşandı. İnsan hakları örgütleri, bu cezaların devletin baskı ve sindirme politikalarının bir parçası olarak uygulandığına dikkat çekiyor.
Xana Axpar (Çınar) Belediye Eşbaşkanı Semra Akyüz, idamlara değerlendirmelerde bulundu.
‘Baskılara sessiz kalmayacağız’
Kürt halkına yönelik baskı, asimilasyon ve idam politikalarına dikkat çeken Semra Akyüz, “Kürt halkının yaşadığı temel sorunlardan biri kimliksizleştirme politikalarıdır. Kürtler çoğu zaman yalnızca bir azınlık meselesi çerçevesinde ele alınırken, asıl sorun halkın kimliğinin ve dilinin tanınmamasıdır. Oysa bir halkın varlığını sürdüren en temel unsur dilidir. Dilin yok sayılması, aynı zamanda kimliğin de yok sayılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Kürt halkının maruz kaldığı baskıların temelinde kimliksizleştirme ve asimilasyon politikaları bulunmaktadır. Bugün yalnızca Türkiye'de değil, Ortadoğu'nun farklı ülkelerinde yaşayan Kürtler de benzer baskılarla karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle İran'da Kürtlere yönelik ağır hak ihlalleri sürmektedir. Ancak mesele yalnızca Kürtlerle sınırlı değildir; farklı etnik ve toplumsal kesimlerden insanlar da ciddi hak ihlallerine maruz kalmaktadır. Dünyanın birçok yerinde idam cezası kaldırılmış olmasına rağmen, İran'da genç insanların yaşamlarına son verilmesi devam etmektedir. Bu nedenle yaşananları doğru bir çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Azınlık durumunda bulunan halklar üzerinde sürdürülen baskı, asimilasyon ve sömürgeci anlayışın izleri hâlâ devam etmektedir. Geçmişten miras kalan inkâr ve tahakküm politikaları, halkların yok sayılmasına ve gerçeklerin çarpıtılarak topluma sunulmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda ise ağır insan hakları ihlalleri ve toplumsal mağduriyetler yaşanmaktadır” dedi.
‘Kürtlere yönelik baskılar görmezden gelinmemeli’
Semra Akyüz, İran’da özellikle Kürtlere yönelik baskı ve hak ihlallerinin arttığına ve buna karşılık halkların sessiz kaldığına dikkat çekerek, “İnsanlar yaşamlarını yitirirken dünya büyük ölçüde sessiz kalmaktadır. Bizler de bugün gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasıyla bu sessizliğin bir parçası olmayacağımızı ifade ettik. Türkiye ve Ortadoğu halklarına ve dünya kamuoyuna sesleniyoruz: İran'da ciddi hak ihlalleri yaşanıyor ve özellikle Kürt halkı üzerinde yoğunlaşan baskılar sürüyor. Geçici hükümetin uyguladığı bu politikaların görmezden gelinmemesi gerekiyor. Çünkü bugün bir halka yönelen baskıların yarın başka halklara yöneltilmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Bu nedenle devletlerin, ülkelerin ve halkların savaş politikalarının tarafı olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Kimsenin yaşanan zulme sessiz kalmaması gerekiyor. Sorunların çözümü için diyalog kanallarının açılması şarttır. Tek taraflı söylemler değil, karşılıklı diyalog ve müzakere zemini kalıcı çözümlerin önünü açabilir” ifadelerini kullandı.
‘Barış için demokratik ve hukuki güvenceler sağlanmalı’
Bölgede yaşanan bu sorunların devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ters düştüğünü aktaran Semra Akyüz, “Gerçek bir barış sürecinin başlayabilmesi için hukuki ve demokratik bir zeminin oluşturulması gerekir. Bunun için tarafların eşit koşullarda sürece dahil olması önemlidir. Eşit koşullar mevcut değilse, bunların oluşturulması yönünde adımlar atılmalıdır. Özellikle özgürlüğünden mahrum bırakılan insanların insani haklarının güvence altına alınması ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Barıştan ve çözümden söz edebilmek için gerekli koşulların somut biçimde oluşturulması şarttır. Demokratik bir zemin, hukuki ve anayasal güvenceler ile topluma güven verecek mekanizmaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Parlamentoda kurulan komisyonların da görevlerini etkin biçimde yerine getirmesi önem taşımaktadır. Bununla birlikte kullanılan dilin değiştirilmesi gerekmektedir. Toplumsal barışı güçlendirecek bir dil; insanların onurunu, duygularını ve değerlerini incitmeyen bir yaklaşım üzerine kurulmalıdır. Bu anlayışın yalnızca siyasi söylemde değil, medya dilinde, kamusal alanda ve günlük yaşamın tüm alanlarında kurumsallaşması gerekmektedir. Bugün bir barış sürecinden söz edebilmek için henüz tüm koşulların oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Ancak ortada hiçbir şey yok demek de doğru olmaz. Atılan bazı adımlar bulunmaktadır. Bizim umudumuz ve inancımız sürüyor. Halkın iradesine ve demokratik çözüm gücüne güveniyoruz” diye konuştu.







