Danielle Mitterrand Vakfı ile Rojava üzerine: Demokratik bir modelin savunulması

  • 11:39 26 Şubat 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA - Danielle Mitterrand Vakfı temsilcileri, otoriter-merkeziyetçi çizgi ile parçalanmış savaş düzeni arasında Rojava’nın demokratik ve ademi merkeziyetçi bir alternatif sunduğunu söyledi. Vakıf, yeni Suriye sürecinde, kadın kazanımlarının savunulması ve kültürel hakların güvenceye alınması için uluslararası kamuoyunun “dikkatli ve kararlı” tutum alması gerektiğini belirtti.
 
Avrupa Birliği, Ocak ayı başında Şam rejimine 620 milyon euro yardımda bulunmayı taahhüt ederken,  400'den fazla tanınmış kişi Danielle Mitterrand Vakfı öncülüğünde imzaya açılan ve  Le Monde gazetesinde yayınlanan bir makaleye imza atmıştı. 
Danielle Mitterrand Vakfı Başkan Yardımcısı Jacqueline Madrelle ve Danielle Mitterrand Vakfı Proje Yöneticisi Tatiana Caudron sorularımızı yanıtladı. Röportajın ilk 5 sorusunu Jacqueline Madrelle, diğer 6 soruyu ise Tatiana Caudron yanıtladı. 
 
“İç savaş ortamında, ademi merkeziyetçi, çok kültürlü ve kadınların özerkliğine dayalı bir modelin ortaya çıkması nadir görülen bir deneyimdir.”
 
*Bu bildiriye imza atarken sizi en çok harekete geçiren temel kaygı neydi? Rojava’da bugün savunulması gereken en acil "değer" sizce nedir?
 
Tarihçesi ve kurucusu Danielle Mitterrand'ın bağlılığı sayesinde, Vakıf uzun zamandır Kürt halkının yanında yer almaktadır. Bu miras bizi bağlamaktadır. Bu tarihe ve yerel ortaklarımızla sahada kurduğumuz somut bağlara layık olmalıyız. Vakıf heyetleri, Kuzey Doğu Suriye’de birçok kez ağırlanmıştır. Varoluşsal bir tehdit karşısında, diplomatik kanallarımızı harekete geçirmek ve taahhütlerini yerine getirmelerini sağlamak için imkânlarımızı ve zamanımızı seferber etmek bizim için hayati önem taşıyordu. Ocak ayında, Halep'in Şexmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinin saldırıya uğraması ve Kuzey Doğu Suriye’de savaşın yayılması karşısında harekete geçmek kaçınılmazdı. People's Bridge Kolektifi ile birlikte, durumun ciddiyetine dikkat çekmek ve dayanışma çağrısında bulunmak için bu makaleyi birlikte yazdık. Milletvekillerini, sanatçıları, dernek yöneticilerini ve araştırmacıları harekete geçirerek, bu mücadelede onların seslerini ve etkilerini kullanmak istedik. Öncelikli acil durum, halkı korumaktı: katliamları durdurmak, Kobanê kuşatmasını kaldırmak ve insani yardım koridoru açmak. Ancak aynı zamanda, bizim için çok ilham verici olan bir siyasi deneyimi savunmak da söz konusuydu. İç savaş ortamında, ademi merkeziyetçi, çok kültürlü ve kadınların özerkliğine dayalı bir modelin ortaya çıkması nadir görülen bir deneyimdir. Derin istikrarsızlıkların yaşandığı Ortadoğu bölgesinde, bu girişim bizim gözümüzde değerli bir siyasi alternatif teşkil etmektedir. 
 
“Şam veya Türkiye'ye bağlı silahlı grupların şiddet uygulaması tehdidi devam etmektedir. En önemli endişelerden biri, kadın hareketinin elde ettiği özerklik ve önemli ilerlemelerin sorgulanması olasılığıdır.”
 
*Bildirinizde dile getirilen tehditler, bugün Şam’daki yönetim değişikliği ve HTŞ’nin Suriye yönetimi olarak tanımlanmasıyla birlikte nasıl bir boyut kazandı?
 
8 Aralık 2024'te Beşar Esad rejimi çöktü ve 50 yılı aşkın süredir halkını ezen ve katleden diktatörlük rejiminin sonu geldi. Onca acı ve ölümün ardından, o an Suriye halkının özgürleşmesi ve kendi kaderini tayin etmesi açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Bu aşama aynı zamanda giderek artan belirsizlikler ve tehditlerle de işaretlendi. Nitekim, iktidara gelmesinden bu yana, kadın hakları aktivistleri, ilerici güçler, Arap, Alevi, Süryani ve Dürzi liderler, Suriye devriminin ilk hedeflerinden uzak olan Ahmed El-Şara'nın projesini reddettiklerini ifade ettiler. Kadın hakları şimdiden ilk saldırılara maruz kalandır. IŞİD'in hapishaneleri ve kamplarının güvenliğinin sağlanacağına dair verilen garantilere rağmen, 6 bin 500 aile Al Hol'dan kayboldu ve bu da büyük bir güvenlik riski oluşturuyor. Bölgesel güçlerin ve ABD'nin etkisiyle, yeni rejimin iş adamı yakınları tarafından yürütülen, toprakların ve kaynakların elinden alınmasına ve ülkenin yabancı güçlere bağımlılığının artmasına yol açabilecek, açık bir ekonomik liberalleşme politikası başlatılmıştır. Buna ek olarak, Şam veya Türkiye'ye bağlı silahlı grupların şiddet uygulaması tehdidi devam etmektedir. Bu grupların Kuzey Doğu Suriye’deki varlığı, sivil halk için önemli insani riskler oluşturmaktadır. Son olarak, en önemli endişelerden biri, kadın hareketinin elde ettiği özerklik ve önemli ilerlemelerin sorgulanması olasılığıdır. Bu bağlamda, temel amaç Suriye halkının umutlarına yakışır, demokratik, çoğulcu ve kapsayıcı bir gelecek inşa etmektir.
 
“Öz savunma, askeri bir yetenekle sınırlı değildir: politik ve kültürel haklar ve barış için verilen mücadelenin bir parçasıdır. Rojava'daki kadınların öz savunma sistemi, hem sembolik, hem kültürel hem de maddi bir sistem olarak bunu açıkça göstermektedir.”
 
*Yine bildirinizde “öz savunmaya” özellikle bir vurgu yapmıştınız.  Sizce bir toplumun kendi güvenliğini sağlama hakkı, öz savunması neden kritik?
 
Öz savunma, maruz kalınan şiddete karşı bir direniş biçimidir. Bu, bir amaç değil, tahakküm, baskı ve bunların somut sonuçlarıyla başa çıkmanın bir yoludur. Birçok söylem, öz savunmanın politik boyutunu geçersiz kılmak, onu gayri meşru bir şiddet ifadesi olarak göstermeye çalışmaktadır. Ancak öz savunma, öz örgütlenme dinamiklerini destekler ve kolektif direniş ve politik ifade alanları açar. Öz savunma, askeri bir yetenekle sınırlı değildir: politik ve kültürel haklar ve barış için verilen mücadelenin bir parçasıdır. Rojava'daki kadınların öz savunma sistemi, hem sembolik, hem kültürel hem de maddi bir sistem olarak bunu açıkça göstermektedir: bu sadece fiziksel koruma değil, sosyal ilişkileri dönüştüren bir özgürleşme sürecidir. Öz savunmayı özgürleşmenin temeli olarak anlamak, aynı zamanda halkın kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini ve geleceklerini kolektif olarak belirleyebilmelerini sağlayan gıda, enerji ve ekonomik özerkliği inşa etme çabalarını da içermektedir. Avrupa devletlerimiz, “savunma” adına büyük bir yeniden silahlanma girişimine soyunmaktadır. Bu politika, özellikle endişe verici bir silahlanma yarışına katılan dünya çapında birçok devlet tarafından da paylaşılıyor gibi görünüyor. Bu bağlamda, yüksek yoğunluklu savaşlar için tasarlanmış endüstriyel militarizasyon biçimlerini, Rojava ve Chiapas gibi yerlerde deneyimlenen halkın öz savunma biçimlerinden ayırmak bizim için çok önemli görünüyor.
 
“AANES deneyiminin çizgisinde ve aynı zamanda Suriye devrimi sırasında ortaya çıkan yerel konseylerin mirası olarak, halkın kendi kendini örgütleme dinamiklerini sürdürmesi için özgürlük alanlarının garanti edilmesi de aynı derecede önemlidir.”
 
*QSD- HTŞ ile entegrasyon anlaşması imzaladı fakat hala Kobanê’de kuşatma ve tartışmalar sürüyor.  Bu anlaşmaya ilişkin ne düşünüyorsunuz? 
 
Bu anlaşma, kusurlu olsa da şimdilik bir kan banyosunu önlemektedir. Anlaşma, Kürdistan'ın dört bölgesinden, diasporadan ve uluslararası dayanışma hareketlerinden gelen güçlü bir halk hareketi sayesinde elde edilmiştir. Ancak, anlaşmanın maddelerinin somut olarak uygulanması ve verilen garantilerin yerine getirilmesi için son derece dikkatli olunması gerektiği açıktır; kültürel hakların tanınması, Efrin, Serekaniyê ve Halep mahallelerinden yerinden edilmiş kişilerin güvenli bir şekilde geri dönüşü veya kadın hakları gibi önemli konular için. Sonuncu nokta ile ilgili olarak, devrimin kazanımlarının Rojava topraklarında ve ötesinde, özellikle eş başkanlık sistemi, kadın meclisleri veya ‘kadın evleri’ ağı gibi, nasıl korunabileceğini görmek önemli olacaktır. AANES deneyiminin çizgisinde ve aynı zamanda Suriye devrimi sırasında ortaya çıkan yerel konseylerin mirası olarak, halkın kendi kendini örgütleme dinamiklerini sürdürmesi için özgürlük alanlarının garanti edilmesi de aynı derecede önemlidir. Ateşkesi sürdürmek, adalet, hakların tanınması ve eşitlik temelinde kalıcı bir barış inşa etmek ve Suriye toplumunun tüm bileşenlerini kapsayan bir anayasa üzerinde ortak bir çalışma başlatmak için hayati önem taşıyor. Bu bağlamda, adalet ve hafıza konusu kesinlikle kaçınılmaz görünüyor. Esad rejiminin insanlığa karşı işlediği suçların, IŞİD ve diğer cihatçı grupların katliamlarının ve yeni HTŞ rejimine bağlı radikal askeri grupların son zamanlarda işlediği katliamların bıraktığı travmalar göz ardı edilemez. Kayıp kişilerin sayısı, hakikat ve adalet arayışını desteklemek için önemli kaynakların ayrılmasını ve güçlü bir siyasi iradeyi gerektirmektedir. Savaş sonrası ortam ve Orta Doğu'daki şiddet ve emperyalist savaşlar döngüsü bu dinamikleri karmaşık hale getirse de bunlar bir toplumu yeniden inşa etmek ve ortak bir gelecek planlamak için gereklidir.
 
“On yıldan fazla bir süredir, son derece zorlu koşullara rağmen bu deneyim devam etmiştir. Bu canlılık, Şam yetkilileri tarafından bastırılmadığı ve Türk devletinin milisleri tarafından saldırıya uğramadığı sürece devam edebilir.”
 
* Rojava’nın çok kültürlü, seküler yapısı ile Şam’daki yeni cihadist yönetim aynı anayasa altında bir uzlaşısı için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?  Özellikle halkın yaklaşımına dair? 
 
Danielle Mitterrand Vakfı'nın kurulduğu günden bu yana, bölgedeki halkların özgürlük, kendi kaderini tayin ve demokratikleşme projesini destekliyoruz ve tarihimizin izinden giderek Kürt halkının direnişine destek veriyoruz. Daha çok, Kürt halkının direnişine tarihsel olarak verdiğimiz desteğin izinden giderek, bölgedeki halkların özgürlük, kendi kaderini tayin ve demokratikleşme mücadelelerine destek veriyoruz. Bununla birlikte, Bakur'daki belediyeler ve sivil toplum tarafından geliştirilen stratejilerden ilham almanın önemini vurgulayabiliriz. Merkezi bir devlet içinde bile, bölgenin tüm sakinleri tarafından desteklenen canlı bir dernek yapısını korumak için. Mala Jin'in şiddet mağduru kadınları kabul etme, arabuluculuk ve sığınma yerleri sağlama çalışmalarını sürdürebilmesi için. Kooperatiflerin kadınların ekonomik bağımsızlığını ve bilgi aktarımını desteklemeye devam etmesi için. ‘Tresses Vertes’  gibi toprak bakımı ve halk ekolojisi projeleri, bölgenin yeniden ağaçlandırılmasına yönelik faaliyetlerini sürdürebilsin ve köylüler, bölgeyi beslemek için toprağı işleme özgürlüğünü koruyabilsin. AANES'in gücü önemlidir, ancak bu güç aynı zamanda sosyal öz örgütlenme dinamikleri tarafından da desteklenmektedir. On yıldan fazla bir süredir, son derece zorlu koşullara rağmen bu deneyim devam etmiştir. Bu canlılık, Şam yetkilileri tarafından bastırılmadığı ve Türk devletinin milisleri tarafından saldırıya uğramadığı sürece devam edebilir. Bunun için uluslararası dayanışma ağlarından destek alması gerekecektir. 
 
*Rojava’nın bir "umut" olduğu söylenmişti. Bugün anlaşma imzalanmışken, bu umudun temelinde yatan kültürel çeşitliliği korumak neden bu kadar hayati?
 
Avrupa'nın bugün yaşadığı sistemik krizlerin bir yönü, kimlik krizi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kriz, çoğu zaman ötekini reddetmeyle birlikte görülür ve birçok Avrupa ülkesinde Müslüman nüfusa yönelik şiddet ve daha iyi bir gelecek arayışıyla göç etmek zorunda kalan çok sayıda mülteciye yönelik şiddet olaylarında somutlaşmaktadır. Bu bağlamda, Anayasası ile resmileştirilen AANES'in tarihi projesi, uzun bir sömürge tarihi nedeniyle parçalanmış bir bölgede, etnik milliyetçilik temelli olmayan bir siyasi proje sunarak, sadece Orta Doğu'da değil, ötesinde de umut vaat etmektedir. Danielle Mitterrand Vakfı olarak, bir yandan otoriter ve merkeziyetçi etnik milliyetçi bir proje, diğer yandan parçalanmış ve dış güçlerin araçlarına maruz kalan bir Suriye ortasında üçüncü bir yol olduğunu düşünüyoruz. Bu üçüncü yol, zengin bir halk mozaiğini oluşturan tüm toplulukların haklarına saygı gösterilmesini ve kaynakların eşit dağıtımını ve paylaşımını garanti edebilecek, demokratik ve ademi merkeziyetçi bir Suriye olabilir.
 
“Bir şey açık: Kadın haklarının Suriye'nin gelecekteki anayasal çerçevesine dahil edilmesi bir seçenek değil, ülkenin istikrarını sağlamak için gerekli bir koşuldur.”
 
*Rojava denince akla gelen kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği, yeni dönemdeki bu büyük değişimden nasıl etkilenir, yapısının varlığını nasıl garanti altına almalıdır?
 
Çok sayıda girişim sayesinde, Suriye'nin kuzey ve doğusunda kadınlar tarafından yürütülen özgürleşme ve öz örgütlenme dinamikleri, dünyanın dört bir yanındaki birçok feminist kolektif ve kadın için ilham kaynağı oluyor. Bu hakların ve dinamiklerin gelecekte nasıl etkileneceğini ölçmek hala zor olsa da bir şey açık: Kadın haklarının Suriye'nin gelecekteki anayasal çerçevesine dahil edilmesi bir seçenek değil, ülkenin istikrarını sağlamak için gerekli bir koşuldur. Kadınları müzakere ve karar alma süreçlerinden dışlamak, gerçek bir değişim için vazgeçilmez olan halk tabanını zayıflatmaktan başka bir işe yaramaz. Şu anda, bazı tereddütler endişe verici olmaya devam etmektedir. Bu nedenle, eşitlik ilkesinin Anayasa'ya dahil edilmesi ve kadınların ve tüm toplulukların geçiş dönemindeki kurumlarda tam olarak temsil edilmesi için dikkatli ve kararlı kalmak, Suriye'nin geleceğini inşa etmeye katkıda bulunmak açısından önemlidir. Buna paralel olarak, kadınların kendileri tarafından ve kendileri için yürüttüğü öz örgütlenme girişimlerinin sürekliliği, kadın haklarının somut olarak hayata geçirilmesi ve kardeşlik bağlarının güçlendirilmesi için güçlü bir temel oluşturmaktadır. Kongra Star'ın Alevi, Dürzi, Süryani ve Arap kadınlarla yürüttüğü çalışmalar, bu bağları ‘aşağıdan’ kurmaya devam etmek ve kadınların yaşadıkları gerçeklerden yola çıkarak diyalog ve kolektif özgürleşme alanları oluşturmak için temel önemdedir.
 
“Kadınların gerçeklerini, mücadelelerini ve ihtiyaçlarını dile getirebilmeleri için onların sesini taşımaya ve yaymaya devam etmek demektir. Bir yaşam tarzından daha fazlası olan bu deneyim, maddi zorluklara, savaş ve aşırı istikrarsızlık ortamına rağmen inşa edilmiş ve zamanla ve bölgelerde kök salmıştır.”
 
*Uluslararası toplumdaki kadınların bu kadın yapısını korumadaki desteği nasıl olmalıdır?  
 
Kürt kadın hareketi bugün güçlü bir uluslararası feminist hareketin parçasıdır ve dünya çapında birçok destekçi ve dayanışma ağına sahiptir. Bu sesi duyurmak, aynı zamanda bizim görevimiz ve sorumluluğumuzdur. Bununla birlikte, bulunduğumuz yerden, Avrupa'da feminizmi gerici ve ırkçı amaçlarla kullanan, beyaz olmayan toplulukları ‘doğası gereği’ ataerkil olarak göstererek diskalifiye etmeye çalışan ve İslamofobik ve milliyetçi fikirleri destekleyenlere karşı mücadele etmek de bizim görevimizdir. Bu davayı desteklemek, medya kapsamının sınırlı veya önyargılı olduğu durumlarda harekete geçmeye devam etmek demektir. Kadınların gerçeklerini, mücadelelerini ve ihtiyaçlarını dile getirebilmeleri için onların sesini taşımaya ve yaymaya devam etmek demektir. Karşılıklı yardımlaşma ve somut dayanışma ağlarını güçlendirmek ve kurmak demektir.  
 
* Bildirinin imzacıları olarak dünyaya verdiğiniz "Rojava'yı savunun" mesajınızı açmanızı isteyeceğim. Burada bir yaşam modelinin savunulmasını mı kast ediyorsunuz?
 
Rojava'yı savunmak, her şeyden önce bu deneyimi yaşatanları desteklemek ve demokratik konfederalizm üzerine kurulu bir siyasi deneyimi desteklemek demektir. Kadınların özgürleşmesi, ekoloji, birlikte yaşama ve öz savunma üzerine kurulu bir toplum projesi. Bir yaşam tarzından daha fazlası olan bu deneyim, maddi zorluklara, savaş ve aşırı istikrarsızlık ortamına rağmen inşa edilmiş ve zamanla ve bölgelerde kök salmıştır. Elbette çelişkileri ve zorlukları olan gerçek bir deneyimdir ve dünya çapında bir ilham kaynağıdır. Burada, Fransa ve Avrupa'dan Rojava'yı savunmak, hükümetlerimizi ve diplomatlarımızı Kürtlerle olan ittifaklarının istikrarını garanti altına almaya ve müzakere edilen güvenlik garantilerini yerine getirmeye zorlamaktır. Bu, örneğin Fransa'nın, artık ekonomik ortaklıklar kurduğu GST üzerinde diplomatik baskı uygulayarak, uluslararası hukukun ve verilen taahhütlerin yerine getirilmesini sağlaması anlamına gelir. Rojava'yı savunmak, aynı zamanda Fransa'nın uluslararası taahhütlerini savunmak ve Kürtlerin jeopolitik çıkarlar uğruna terk edilmesini reddetmek anlamına da gelir.
 
“’Kültürel entegrasyon’ söz konusu olduğunda, anlaşmada öngörülenlerin devlet tarafından yürütülen zorla kültürel asimilasyon dinamiklerine dönüşmemesi için büyük bir dikkatli olmak gerekir. Bu, elbette tüm topluluklara eşit ve etkili haklar sağlanması anlamına gelir.”
 
*Siyasi birleşmelerden söz ediliyor ama “entegrasyon" nasıl olur? Farklı dillerin, kimliklerin ve inançların bir arada yaşamasının formülü yeni inşa sürecinde nasıl korunmalıdır?
 
Fransa ve İngiltere'nin sömürge yönetimi altında imzalanan Sykes-Picot anlaşmalarından ve ardından Esad rejiminden bu yana Suriye, onu oluşturan farklı halkları ve tarihleri tanımayan otoriter ve merkezi bir ulus devlet modeli üzerine inşa edilmiştir. Tek bir kimlik altında asimilasyon mantığı her zaman hâkim olmuştur ve toplumu ve kaçınılmaz gerilimleri ‘yönetmek’ için birbirini izleyen tüm rejimlerin temel matrisini oluşturmuştur. Bu, Baas Partisi'nin teşvik ettiği pan-Arapçılık veya zorla Araplaştırma mantığıyla ya da Esad rejimi tarafından marjinalleştirilen ve 500 binden fazla kişinin ölümüne neden olan iç savaşta büyük ölçüde hedef alınan Sünni halk sınıflarını ezmek için Alevi azınlığın araçsallaştırılmasıyla gerçekleşmiştir. Ve bugün, HTŞ'nin yeni rejiminin, Sünni halk sınıflarının intikam duygusunu, hegemonyacı bir kimliği ve Suriye toplumunun diğer bileşenlerinin baskı altında tutulmasını teşvik etmek için kullanma riskiyle. Başka perspektifler açmak için, halkların bir arada yaşaması ve çoğulculuğa saygı temelinde başka bir mantığı savunan toplum girişimlerini ve hareketleri desteklemek çok önemlidir. Bu nedenle, ‘kültürel entegrasyon’ söz konusu olduğunda, anlaşmada öngörülenlerin devlet tarafından yürütülen zorla kültürel asimilasyon dinamiklerine dönüşmemesi için büyük bir dikkatli olmak gerekir. Bu, elbette tüm topluluklara eşit ve etkili haklar sağlanması anlamına gelir. Ana dillerinde konuşma ve eğitim alma, dini inançlarına veya kültürel uygulamalarına ayrımcılık ve baskı olmaksızın saygı gösterilmesi gibi. Ancak, bu ‘birlikte yaşama’nın sadece kültürel hakların tanınmasıyla sınırlı olmadığını düşünüyoruz. Bu, aynı toprakta birlikte yaşamak için sakinlerin kendilerinin - komşular arasında, topluluklar arasında - kurdukları güven ve karşılıklı yardımlaşma bağları aracılığıyla, tabandan da inşa edilmektedir.
 
*Son olarak, bu süreçte Rojava’ya dair inşa sürecinde desteğiniz hangi biçimlerde sürecek? 
 
Danielle Mitterrand Vakfı, Kuzey Doğu Suriye’de ve bu bölgenin sakinlerini desteklemeye devam edecektir. Ortaklarımızın sesine kulak vermek ve onlara söz hakkı vermek bizim için çok önemlidir. Onların endişelerini, gerçeklerini ve mücadelelerini paylaşabilmeleri için halka açık tartışma toplantıları düzenledik. Vakıf, tabandan ortaklık ve dayanışmayı inşa eden yerel girişimlere de desteğini sürdürecektir. Batı medyasında sıklıkla paylaşılan hikayelerin dışında başka hikayeler de aktarabilmek için, halkla buluşmak ve onları dinlemek üzere heyetlere katılmaya devam edeceğiz. Son olarak, koşullara bağlı olarak, Vakıf, Danielle Mitterrand'ın zamanında yaptığı gibi, köşe yazıları yazarak ve seçilmiş temsilcilerimizle diplomatlarımızla görüşerek uyarıcı rolünü tam olarak üstlenecektir.