Efrîn’de cezasızlık sürüyor: İşkence, zorla kaybetme…
- 15:17 11 Mayıs 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ – STJ’nin yayımladığı rapor, Türkiye destekli çetelerin Efrîn’de sürdürdüğü keyfi gözaltı, işkence, zorla kaybetme ve fidye uygulamalarının HTŞ döneminde de devam ettiğini ortaya koydu. Raporda, cezasızlığın yeni güvenlik sistemi içine taşındığına dikkat çekildi.
Suriyeliler için Hakikat ve Adalet Örgütü’nün (STJ) “Kapalı kapılar ardında: Gözaltı ve inkâr arasındaki Efrin halkı” başlıklı raporu, Efrîn’de 2018’den bu yana devam eden ağır hak ihlallerinin HTŞ döneminde, sürdüğünü ortaya koydu. 41 tanık anlatımı ve açık kaynak araştırmalarına dayanan 46 sayfalık raporda, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarının bölgede kurduğu baskı ve cezasızlık sisteminin devam ettiği belirtildi.
Raporda, keyfi gözaltı, işkence, zorla kaybetme, fidye için alıkoyma, mülklere el koyma ve etnik ayrımcılık uygulamalarının sistematik hale geldiği kaydedildi. İhlallerin yalnızca savaş koşullarının sonucu olmadığına işaret edilen raporda, 2018’de Efrîn’in Türkiye’ye bağlı çetelertarafından işgal edilmesinin ardından kurulan güvenlik sisteminin bu suçları kurumsallaştırdığı vurgulandı.
‘Cezasızlık devlet sistemi içine taşındı’
Raporda, Esad rejiminin çöküşü ve geçiş hükümetinin kurulmasının ardından da Efrîn’deki güvenlik mimarisinin büyük ölçüde korunduğu ifade edildi. STJ, geçmişte işkence, zorla kaybetme ve sivillere yönelik ağır ihlallerle suçlanan bazı SMO bileşenlerinin yeni güvenlik sistemi içine dahil edildiğini belirtti.Örgüte göre entegrasyon sürecinde geçmiş suçlara dair bağımsız soruşturmalar yürütülmedi, mağdurların ifadelerine başvurulmadı ve haklarında ciddi suçlamalar bulunan komutanlar görevden uzaklaştırılmadı. Bunun yerine bazı yapılar resmi statü kazanarak güvenlik kurumlarının parçası haline getirildi. Raporda, bunun “cezasızlığın devlet kurumları aracılığıyla yeniden üretilmesi” anlamına geldiği kaydedildi.
STJ, uluslararası insan hakları raporlarında işkence, yağma, zorla kaybetme ve keyfi gözaltılarla anılan bazı silahlı grup liderlerinin yeni dönemde de etkili pozisyonlarını koruduğunu belirtti. Raporda, “hukukun üstünlüğü” söylemine rağmen suçlanan yapıların dağıtılmaması ve yargılanmamasının siviller üzerindeki baskının sürmesine neden olduğu ifade edildi.
Geçiş adaleti vurgusu
Raporda, geçiş adaleti tartışmalarına da geniş yer verildi. STJ, yalnızca eski rejimin suçlarıyla sınırlı bir hesaplaşmanın yeterli olmayacağını, Türkiye destekli silahlı gruplar dahil savaş boyunca sivillere yönelik ağır ihlallerle suçlanan tüm aktörlerin bağımsız soruşturmalara tabi tutulması gerektiğini vurguladı. Örgüt, “istikrar” gerekçesiyle hesap verilebilirlik mekanizmalarının ertelenmesinin uzun vadede yeni güvenlik krizlerine yol açabileceği uyarısında bulundu. İnsan hakları ihlalleriyle suçlanan yapıların resmi kurumlara dönüştürülmesinin keyfi uygulamaları kalıcı hale getirdiği belirtildi.
Raporda ayrıca birçok kişinin Efrîn’e geri dönmekten korktuğu, kayıp yakınlarının akıbetine dair bilgi alamayan ailelerin yıllardır belirsizlik içinde yaşadığı kaydedildi. Aynı silahlı yapıların resmi güvenlik kurumlarına dönüşmesinin siviller arasında daha büyük güvensizlik yarattığı ifade edildi.
Keyfi gözaltılar sistematik hale geldi
Raporda, Efrîn’deki keyfi gözaltıların bölgedeki ihlal zincirinin temel unsurlarından biri haline geldiği belirtildi. Sivillerin kontrol noktalarında, gece baskınlarında, işyerlerinde ya da yıllar sonra bölgeye geri döndüklerinde herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın gözaltına alındığı aktarıldı.STJ’nin aktardığına göre özellikle 2024 sonu ile 2025 başında Efrîn’e dönmeye çalışan siviller yoğun biçimde hedef alındı. “Kimlik kontrolü” ve “güvenlik taraması” gerekçeleriyle alıkonulan kişilerin askeri merkezlere götürüldüğü, günlerce aileleriyle görüştürülmeden tutulduğu ve bazılarının resmi kayıtlara geçirilmediği belirtildi. Raporda gözaltıların yalnızca “güvenlik” amacıyla yapılmadığı, aynı zamanda baskı, sindirme ve ekonomik çıkar aracı olarak kullanıldığı ifade edildi. Ev baskınlarında ailelerin darp edildiği, para ve değerli eşyalara el konulduğu kaydedildi.
Okullar ve depolar gözaltı merkezine dönüştürüldü
Raporda, Efrîn’de çok sayıda sivil yapının gözaltı ve işkence merkezine dönüştürüldüğü belirtildi. Okullar, zeytin fabrikaları, depolar ve el konulan evlerin sorgu merkezleri olarak kullanıldığı ifade edildi. Bir kız ticaret okulunun Askeri Polis merkezi olarak kullanıldığı, bodrum katlarının gözaltı hücrelerine çevrildiği belirtilen raporda, bazı eğitim kurumlarında işkence uygulandığı kaydedildi. STJ, bunun uluslararası insancıl hukukun eğitim kurumlarına sağladığı korumaların ihlali anlamına geldiğini vurguladı.
Zeytin fabrikaları ve depoların da sistematik işkence merkezlerine dönüştürüldüğü belirtilirken, el konulan bazı evlerin karargâh ve sorgu merkezi olarak kullanıldığı ifade edildi.
İşkence ve zorla kaybetmeler sürüyor
Rapora göre gözaltına alınan siviller ağır dayak, elektrik verme, askıya alma, yakma, aç bırakma, hakaret ve cinsel şiddet tehdidi gibi yöntemlerle işkenceye maruz bırakıldı. İşkencenin yalnızca sorgulama amacıyla değil, aileleri fidye ödemeye zorlamak için de kullanıldığı belirtildi. Bazı kişilerin aile üyelerinin gözü önünde işkence gördüğü, bazı durumlarda ise yakın akrabaların baskı amacıyla gözaltına alındığı kaydedildi. Hasta tutsakların tedaviye erişemediği, hijyen koşullarının kötü olduğu ve kadın tutsakların hamilelik dönemlerinde dahi sağlık hizmetine ulaşamadığı ifade edildi.
STJ, zorla kaybetme vakalarının da sistematik hale geldiğini belirtti. Rapora göre çok sayıda kişi gözaltına alındıktan sonra ailelerinden tamamen koparıldı ve nerede tutulduklarına dair bilgi verilmedi. Bazı kişilerin farklı silahlı gruplar arasında transfer edilerek izlerinin kaybettirildiği aktarıldı.
Kürt siviller hedef alınıyor
Raporda ihlallerin etnik boyut taşıdığına da dikkat çekildi. STJ, Kürt sivillerin “YPG bağlantısı” ve özerk yönetimle ilişkilendirilme iddiaları üzerinden sistematik biçimde hedef alındığını belirtti. Tanıklıklarda, sorgulamalar sırasında etnik hakaretlerin edildiği ve Kürt kimliğinin aşağılandığı ifade edildi.Raporda ayrıca Kürt sivillerin mülklerine el konulması, zorla yerinden edilmesi ve kültürel alanların dönüştürülmesi gibi uygulamaların sistematik bir politika kapsamında yürütüldüğü kaydedildi. Eğitim müfredatlarında “Türkleştirme” politikalarının uygulandığı ve Kürtçe üzerindeki baskının sürdüğü de raporda yer aldı.
Gözaltılar fidye sistemine dönüştürüldü
STJ, Efrîn’deki gözaltı sisteminin aynı zamanda ekonomik bir sömürü mekanizmasına dönüştüğünü belirtti. Çok sayıda ailenin yakınlarını serbest bırakabilmek için silahlı gruplara para ödemek zorunda kaldığı ifade edildi. Bazı ailelerin ödeme yapabilmek için evlerini ve arazilerini kaybettiği kaydedildi.Raporda, gözaltılar sırasında evlerin yağmalandığı, para ve değerli eşyalara el konulduğu ve bazı mülklerin silahlı grup üyeleri tarafından kullanıldığı belirtildi. Örgüte göre bu durum bölgede “paralel savaş ekonomisi” yarattı.
Bağımsız soruşturma çağrısı
STJ, geçiş hükümetine bağlı tüm güvenlik yapılarının bağımsız denetime açılması, gayri resmi gözaltı merkezlerinin kapatılması, işkence ve zorla kaybetme vakalarına ilişkin bağımsız soruşturmalar yürütülmesi çağrısında bulundu. Raporda ayrıca haklarında ciddi suç isnadı bulunan komutanların görevden uzaklaştırılması gerektiği belirtilirken, geçiş adaletinin yalnızca eski rejim suçlarını değil savaş boyunca farklı silahlı aktörler tarafından işlenen ihlalleri de kapsaması gerektiği vurgulandı.







