Barış Anneleri: Çocuklar ölmesin diye direniyoruz
- 09:04 19 Haziran 2026
- Jineolojî
Jineolojî Dergisi olarak “Kadın ve Barış” sayımız için Barış Annelerinden Mürvet Demir ve Saadet Arcagök ile bir röportaj yaptık. Hayatlarını onurlu bir barışın inşasına adayan Barış Annelerine emeklerinden dolayı sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
J.D.: Öncelikle biraz kendinizden bahsedebilir misiniz, Barış Anneleri’nin direnişini, ortaya çıkış sürecini ve mücadele tarihini anlatabilir misiniz?
Mürvet Anne: Benim adım Mürvet Demir. Mürvet anne olarak biliniyorum. Lice’nin Firdevs köyündenim. Köy boşaltmalarında bize baskıyla koruculuk dayatıldı ve biz de bunu kabul etmediğimiz için köyden taşınıp Amed merkeze geldik. Amed’e geldiğimiz vakit de mücadelemiz için elimizden gelen her şeyi yaptık, mücadelemizi her alanda sürdürdük.
Evimizle, çocuklarımızla, malımızla bu direnişimizi sürdürdük. Ben 3 dönem MEYA-DER’de çalışma yürüttüm. MEYA-DER’den ayrıldıktan sonra Barış Anneleri’ne dahil oldum ve 12 yılı aşkın bir süredir Barış Anneleri ile birlikte çalışma yürütüyoruz.
Saadet Anne: Benim adım Saadet Arcagök. Ben aslen Bingöl Gençliyim ve Hanililerin geliniyim, yaklaşık 40 senedir Diyarbakır’da yaşıyorum. Diyarbakır’a geldiğim günden beri bu mücadelenin içerisinde yer alıyorum. Ailelerimizin engellemelerine rağmen gizli veya açık bir şekilde mücadelede yer aldık.
Benim kuzum katılım yaptıktan sonra daha aktif bir şekilde mücadelede yerimi aldım. O henüz buradayken biz birlikte çalışmalara katılıyorduk ama bir gün bana “Burada bir defa çalışmalarda yer alırım iki defa yer alırım ama üçüncüsünde tutuklanırım, sen benim cezaevine girmemi ister misin?’’ demişti...
O gittikten sonra daha aktif çalışmaya başladım. Sonrasında kuzum şehit düştü ve ben de Barış Anneleri’ne dahil oldum. Yaklaşık 6 yıldır Barış Anneleri içerisinde yer alıyorum. Barış Anneleri her zaman en kutsal yerde durdu ve her zaman en kutsal yer annelerin bulunduğu yer oldu. Çünkü her sorumluluk bugün annelerin omuzlarındadır. Bu sebepten ötürü annelerin direnişi ve mücadelesi her zaman kutsaldır. Anneler her zaman direniyor, aileye direniyor ve mücadeleye öncülük ediyor. En ağır yük annelerin omuzlarındadır bu sebepten dolayı anneler kutsaldır diyoruz.
J.D.: Bildiğiniz üzere 90lı yıllardan bugüne birden fazla kere barış-çatışmasızlık-çözüm süreçleri yaşanmıştır. Bu süreçleri sizler nasıl değerlendiriyorsunuz? O günlerde Barış Anneleri olarak sizlerin süreçlere katkısı nasıl olmuştur? Ne gibi eylemsellikler yapmıştınız?
Mürvet Anne: PKK’nin tek taraflı ateşkes ilan ettiği yıllarda (tek taraflı ateşkes dönemi 1999-2004 yılları) biz Barış Anneleri olarak ateşkesin her iki tarafta da uygulanması gerektiğini dile getirdik. Ancak devlet ateşkese karşılık olarak, partinin ateşkes ilan ettiği ve birliklerini çektiği dönemde partiye saldırdı ve o çekilme sürecinde oğlum Felat Bingöl’de şehit edildi. O süreçte bir çatışma hali yoktu çünkü savaşçılar silah kullanmıyordu, bu bir çatışma değildi ve oğlumu katletmişlerdi. Buna rağmen parti silah kullanmadı, ateşkesi sürdürdü. O süreçte de kandırıldık ve savaşçılar saldırıya uğradı. Buna rağmen tek taraflı ateşkes süreçleri devam etti.
Şimdi yine Şubat 2025’ten bu yana yaklaşık 1 yıldır bir süreç söz konusu ve attığımız her adımı barış için atıyoruz. Bizim korktuğumuzu ve bu süreci kabul etmediğimizi söylüyorlar ancak bu doğru değil. Biz kanın kanla temizlenmeyeceğini biliyoruz; kan ancak su ile temizlenir, barış ile temizlenir. Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla PKK kendini feshetti, silahlarını yaktı ve birliklerini çekti. Barış için atılması gereken her adımı attı. Biz de bu süreçte çalışmalarımızı barışı sahiplenerek sürdürdük.
Biz Barış Anneleri olarak mecliste oluşturulan Komisyona barış adına söz kurmak için davet edildik. Ancak mecliste annelerin kendi anadilleri ile konuşmalarına, kendilerini ifade etmelerine müsaade etmediler. Bu komisyonun adı sözde kardeşlik komisyonu… Birini misafir olarak ağırladığımızda ona hakaret etmememiz gerektiğini biliriz. Ancak onlar ev sahipliğini yaptıkları mecliste dilimizi yasakladılar, annelere hakaret ettiler; bu hakaret hepimize edilmiş bir hakarettir.
Biz bu süreçte ne yaparsak yapalım onlar yine kendi bildiğini okuyor, her seferinde bizi kandırıyorlar. Derler ki “Osmanlı’da oyun (hile, dalavere vs.) çoktur!’’ Hiçbir süreçte bize dürüst yaklaşmadılar, her seferinde bizi küçük görüp katlimizi kendi nezdinde helal kılmışlar. Ve bizi öldürüyorlar.
Mesela, Rojava’da ne işleri var? Bugün oradaki çocuklar soğuktan ve açlıktan ölüyor ise bunun sebebi Türkiye devleti ve onunla iş birliği yaparak çocukların, kadınların katline sebep olan diğer devletlerdir. Allah-u Teala hepimizi bir yaratmış. Onlar ne kadar hak sahibi ise biz de o kadar hak sahibiyiz. İyi bilinsin ki biz hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Onlar nereye giderlerse gitsinler, hakkımız olanı vermek zorundalar. Biz her seferinde “Artık çocuklar ölmesin.” dedik, bu sesi yükselttik. Savaşların da bir kanunu ve kuralı vardır.
Evet belki ben sıcak bir savaşın içerisinde bulunmadım ama devletlerin öngördüğü savaş kuralları vardır. Küçük çocukların savaşta yer almaması gerekiyor, kadınların savaşlarda zulme ve hakarete uğramaması gerekiyor. Savaş, karşında bir savaşçı varken mümkün olan bir şeydir. Ama bugün görüyoruz savaş suçları işleniyor, insanlık dışı, vahşi bir savaş yürütülüyor. Hem havadan hem karadan iş birliği içerisinde kirli bir savaş yürütülüyor. Onları kınıyoruz.
Barış talebimizi içeren birçok eylemselliğimiz var, mesela şu an Rojava’ya yönelik saldırılardan dolayı bir kısım arkadaşlarımız Nusaybin’e gitti. Yine birçok basın açıklamasına, taziyelere hep birlikte katılım sağlıyoruz, yine aynı şekilde aile ziyaretlerimizi gerçekleştiriyoruz. Bu şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yakın zamanda da kongremizi gerçekleştirdik ve meclisimizi ilan ettik.
Saadet Anne: Mürvet Annenin de dediği gibi, biz barış için her yolu göze aldık ve her yükü omuzladık ama hiçbir surette buna karşılık açık bir pencere göremedik. Evet biz barış diyoruz ama karşı tarafta barışa dair bir adım göremedik. Barışı ancak karşı taraftan da açık bir yol gördüğümüz zaman yaşayabileceğiz. Bu aşamada barışa dair bir aydınlık göremiyoruz. Bu ışığı gördüğümüz zaman barışı da daha hızlı görebileceğiz.
Biz buna inanıyoruz çünkü anneler her zaman barışı istiyor. Anneler; yüreği yanmış olsa bile, acı çekmiş olsa bile hiçbir zaman barışı istemekten geri durmadılar. Denildiği gibi “Kan, kanla temizlenmez kan ancak su ile temizlenir.”
Kan, su ile temizlendiği zaman her şeyin bir şekilde çözüleceğini biliyoruz. Ama biz bu aşamada çözümü öngöremiyoruz. Yaklaşık bir yıldır Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla parti üç önemli adım attı ve atılan bu üç adıma karşılık devlet tarafından hiçbir adım atılmadı. Bu adımlar Türklerin yaşadığı metropollerde de atılmış olsa idi bugün sürece yansıması daha iyi olurdu. Ama biz hiçbir adım görmedik.
Not: Röportajın ikinci kısmı haftaya yayınlanacaktır.
Bu yazı, Jineolojî Dergisi’nin “Kadın ve Barış” dosya konulu 37. sayısından kısaltılarak alınmıştır.







