Her şehidin öyküsü bir kahramanlık öyküsüdür

  • 09:06 12 Ekim 2026
  • Kadının Kaleminden
“Onun anısına verilecek en somut cevap, bıraktığı değerleri kendi yaşamımızda çoğaltmak; emeğe, dayanışmaya, yoldaşlığa, mücadeleye ve insan sevgisine daha sıkı sarılmaktır.”
 
Hatice Başkalene
 
Şehitleri anlamak, yalnızca onların ardından söz söylemekle mümkün değildir. Onları anlamak; amaçlarını, arayışlarını, yaşamlarındaki güzellikleri, taşıdıkları sorumluluk duygusunu ve uğruna bedel ödedikleri değerleri kendi yaşamımızda yeniden düşünmekle mümkündür. Çünkü bir insanın yaşamı, yalnızca yaşadığı yıllardan ibaret değildir. Bıraktığı iz, taşıdığı anlam ve ardında bıraktığı değerler, onun yaşamını kendisinden sonraya taşıyan asıl mirastır.
 
Bu nedenle her şehidin yaşam öyküsü, bizim için yalnızca geçmişe ait bir hatıra değildir. O yaşamın içinde bir mücadele ölçüsü, bir vicdan muhasebesi, bir özgürlük arayışı ve insanın kendisine sorması gereken sorular vardır. Onların hayatlarına baktığımızda aslında kendi yaşamımızı da sorgularız: Nasıl yaşıyoruz? Neye değer veriyoruz? Hangi sorumlulukları taşıyoruz? Bize bırakılan değerleri gündelik yaşamımızda ne kadar yaşatıyoruz?
 
Her şehidin öyküsünün sonsuz bir güç kaynağına dönüşmesinin sırrı da buradadır.
 
Çünkü onlar bizim hafızamızdır.
 
Onlar, geçmişimizin acılarıyla bugünün sorumluluğu arasında kurulan köprüdür.
 
Onlar, yaşanmışlığın tanıkları; geleceğe dair umudun taşıyıcılarıdır.
 
Kürdistan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında özgürlük arayışları içerisinde şehadete ulaşmış, bedenimizden birer parça olan gencecik yoldaşların her birinin kendine özgü bir yaşam öyküsü vardır. Kimi yoksulluğun içinden çıkmış, kimi ailesinin yükünü omuzlamış, kimi haksızlıklarla erken yaşta tanışmış, kimi ise yaşamın bütün güzelliklerine rağmen kendi zamanının ağır sorularıyla yüzleşmiştir. Bu nedenle her bir yaşam öyküsü, insanın kendi çağını anlamasına açılan ayrı bir kapıdır.
 
İşte Gülsüm hevalin yaşamı, böyle bir hafızanın ve böyle bir arayışın öyküsüdür.
 
Silvan’dan başlayan yaşam
 
Gülsüm heval, toplumsal çelişkilerin ve ağır yaşam koşullarının belirgin olduğu Silvan’da doğar. Çocukluğu ve gençliği, bölgenin uzun yıllara yayılan çatışmalı atmosferinin gölgesinde şekillenir. Yaşamın erken yaşta insanın omuzlarına yüklediği sorumlulukları tanır. Daha sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eder. Bir başka şehir, başka bir hayat, başka alışkanlıklar ve başka zorluklar…
 
Gülsüm heval, alışık olmadığı bu yeni dünyanın içerisinde yaşamını yeniden kurmaya çalışır. Ailesinin geçimine katkıda bulunmak için ağır koşullarda çalışır. Tekstil atölyelerinin yorucu dünyasında emeğini ortaya koyar. Genç yaşına rağmen hayatın yükünü omuzlamayı öğrenir. Fakat onu tanıyanların anlattığı Gülsüm, yalnızca çalışan ve ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir genç kadın değildir. Yaşamı seven, bulunduğu ortama neşe ve moral taşıyan, insanlarla kolay bağ kuran, haksızlıklara karşı duyarlılığı güçlü, zeki ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir. Aile içerisinde kendisini doğal biçimde kabul ettiren bir ağırlığı vardır. İnsanlara yaklaşımında sıcaklık, sorumluluklarında ciddiyet, yaşam karşısında ise güçlü bir direnç bulunur.
 
Perihan’ın ardından değişen dünyası
 
2015 yılına gelindiğinde ablası Perihan’ın özgürlük hareketinin saflarına katılması, Gülsüm’ün yaşamında derin bir kırılma yaratır. Çünkü Perihan, onun için yalnızca bir abla değildir. İki kardeş arasında kelimelerle anlatılması güç bir yakınlık vardır. Birbirlerinin eksiklerini tamamlayan, acılarını paylaşan, sevinçlerini çoğaltan iki insan olarak büyümüşlerdir.
 
Gülsüm’ün Perihan’a “Sen benim nefesimsin”, Perihan’ın da Gülsüm’e “Sen benim bu dünyadaki ruhumsun” demesi, aralarındaki bağın sıradan bir kardeşlik ilişkisinin çok ötesine geçtiğini anlatır.
Perihan’ın gidişiyle birlikte Gülsüm’ün dünyasında büyük bir boşluk oluşur. Fakat bazı ayrılıklar yalnızca boşluk yaratmaz; insanın içinde yeni sorular da doğurur. Gülsüm için Perihan’ın ardından başlayan süreç, giderek bir arayışa dönüşür. Perihan’ın yaşamını, tercihlerini ve taşıdığı değerleri anlamaya çalışırken kendi yaşamının yönünü de sorgulamaya başlar.
 
Perihan’ın saflardaki adı artık Zîn Lorîn’dir.
 
Zîn Lorîn adı, Gülsüm’ün hafızasında giderek bir insan adından daha büyük bir anlam kazanır. Bir kardeşin anısı, bir yaşamın bıraktığı iz ve geleceğe dönük bir sorumluluk duygusu birbirine karışır. Böylece Gülsüm’ün yaşamında yeni bir dönem başlar.
 
Arayıştan karara
 
Gülsüm heval, metropolde siyasal ve toplumsal çalışmalara giderek daha fazla katılır. İnsanlarla ilişki kurar, çeşitli çalışmalarda sorumluluk üstlenir, çevresindeki gelişmelere duyarlılığını büyütür. Fakat onun arayışı zamanla daha derin bir anlam kazanır. Perihan’ın ardından duyduğu özlem, onu kendi yaşamı hakkında daha köklü düşünmeye iter. Yaşadığı hayat ile zihninde büyüttüğü değerler arasındaki mesafeyi kapatmak ister.
 
2017 yılında yaşamında yeni bir döneme geçer. Fakat Gülsüm’ün bu yürüyüşünde yalnızca bir mücadeleye katılma kararı yoktur. Bu yürüyüşün içinde çok daha derin, çok daha kişisel bir özlem vardır: Peri’ye kavuşma özlemi… Uzun zamandır yüreğinde taşıdığı kardeş hasreti, onu dağların yoluna doğru çeker. Peri’nin ardından büyüyen boşluk, Gülsüm’ün içinde her geçen gün daha fazla derinleşmiş; onun sesine, bakışına, gülüşüne ve birlikte yaşadıkları günlere duyduğu özlem, zamanla bir kavuşma umuduna dönüşmüştür.
 
Gülsüm için dağlara yürümek, biraz da Peri’nin bıraktığı izlerin peşinden yürümektir. Onun gittiği yola varmak, ona yaklaşmak, aynı havayı solumak, aynı değerlerin içinde buluşmak ister. İçinde büyüttüğü o büyük özlem, ona her adımda “Belki şimdi kavuşurum” duygusunu taşır.
 
Fakat hayat bazen insanın en derin özlemlerini, beklediği biçimde gerçekleştirmez. Gülsüm ile Peri’nin göz göze gelerek, birbirlerine sarılarak yaşayacakları o kavuşma gerçekleşmez. Ancak iki kardeşin yarım kalan kavuşması, zamanın ve yaşamın sınırlarını aşan başka bir biçime dönüşür. Peri şehadetiyle Gülsüm’ün yüreğinde, Gülsüm de kendi şehadetiyle Peri’nin bıraktığı hafızada buluşur. Böylece gerçekleşmeyen bir kavuşma, manevi bir kavuşmaya dönüşür. İki kardeşin yolları yaşamda kesişemese de bıraktıkları iz, hatıra ve taşıdıkları anlam aynı yerde buluşur.
 
Artık Peri, Gülsüm’ün ardından yürüdüğü bir yol; Gülsüm ise Peri’nin yarım bıraktığı yerde büyüyen bir hatıra olur. Onların kavuşması, yaşamın içinde değil; hafızada, anlamda ve birbirlerinin ardından bıraktıkları izde gerçekleşir. Özgürlük hareketinin saflarına katılması, Gülsüm için yalnızca bir yer değişikliği değildir. Aynı zamanda kendisini, inandığı değerleri ve yaşamdan beklentilerini yeniden kurduğu bir dönemdir. Eğitimlerden, farklı sorumluluklardan ve yoğun deneyimlerden geçer. Zaman içerisinde pratik becerileri, sorumluluk duygusu ve bütün yoldaşlarıyla kurduğu ilişki biçimiyle öne çıkar.
Onu tanıyanların ve saflardaki yoldaşlarının anlattığı ortak bir özellik vardır: Gülsüm, başladığı işi yarım bırakmayan, üzerine aldığı sorumluluğun hakkını vermeye çalışan biridir. İşine ciddiyetle yaklaşır. Yoldaşlık ilişkilerinde paylaşımcıdır. Kolektif çalışmayı önemser. İnsanların acılarını ve sevinçlerini kendi yaşamının dışında görmez. Onun kişiliğini belirleyen esas çizgi, bütün bu özelliklerin birleştiği yerde ortaya çıkar: Yaşamı anlamlı kılma çabası.
 
Perihan’ın şehadeti ve Gülsüm’ün bağlılık yemini
 
Bir süre sonra Gülsüm, mücadele arkadaşı olan Perihan’ın bir hava saldırısında yaşamını yitirdiği haberini alır. Bu haber, zaten içinde derin bir özlem taşıyan Gülsüm için ağır bir acıya dönüşür. Bir insanın en yakınına dair hatıralarıyla, onun artık geri dönmeyecek olması gerçeği aynı anda karşısına çıkar. Bazen yas, insanın içindeki bütün kelimeleri susturur. Bazen ise insanı, hayatın anlamı üzerine daha derin düşünmeye zorlar. Gülsüm’ün Perihan’la ilişkisi de böyle bir sınavdan geçer.
 
Perihan artık yanında değildir; fakat onun anısı Gülsüm’ün yaşamında daha güçlü bir biçimde varlığını sürdürür. İnsan bazen kaybettiği birini yaşatmanın yolunu, onun güzel yanlarını kendi yaşamında çoğaltmakta bulur. Gülsüm için de Perihan’ın hatırası, anısı ve ona olan bağlılığı giderek böyle bir anlam kazanır. Perihan’ın onda bıraktığı iz, Gülsüm’ün kendi yaşamına yüklediği sorumluluğun bir parçası olur. Gülsüm, perisine anlamlı bir söz verir: “Yaşamımın her anında hep seni yaşatacağım.” Bu söz, Gülsüm hevalin yaşamına, mücadelesine yansır; yeni bir ruha dönüşür. Bir anının, bir yaşamın bıraktığı derin ve büyük bir izdir.
 
Gülsüm’ün yaşam öyküsünü anlamlı kılan yalnızca aldığı kararlar değildir. Onu anlamlı kılan; genç yaşta ailesinin yükünü taşıması, emeğiyle ayakta durması, bulunduğu çevrede insanlarla kurduğu sıcak ilişkiler, sorumluluklarını sahiplenmesi, zorluklar karşısında geri çekilmemesi ve sevdiği insanlarla kurduğu güçlü bağlardır.
 
Çünkü bir insanın büyüklüğü yalnızca tarihsel olayların içinde değil, gündelik yaşamındaki küçük davranışlarda da görünür.
 
Bir arkadaşının derdini dinlemek…
 
Bir işi sahiplenmek…
 
Bir aile yükünü omuzlamak…
 
Bir haksızlık karşısında sessiz kalmamak…
 
Bir yoldaşına moral olmak…
 
Bütün bunlar bir yaşamın karakterini oluşturan görünmez taşlardır.
 
Gülsüm hevalin yaşamını değerli kılan da bu bütünlüktür.
 
Şehadet ve hafızada kalan yaşam
 
2022 yılında yoğunlaşan hava saldırıları sırasında Gülsüm heval de şehitler kervanına katılır. Böylece bir zamanlar Silvan’da başlayan, İstanbul’un emekçi mahallelerinden geçen, ailesinin ve sevdiklerinin yükünü taşıyan genç bir kadının yaşamı şehadetle yeni bir anlama kavuşur. Fakat fiziken yaşamın sona ermesi, insanın bıraktığı anlamın da sona ermesi değildir.
 
Gülsüm’ün ardından geriye bir isimden daha fazlası kalır:
 
Bir kardeşin sevgisi…
 
Bir ailenin hafızası…
 
Bir arkadaş çevresinin hatıraları…
 
Birlikte yaşanmış sayısız an…
 
Ve insanın kendi yaşamını yeniden sorgulamasına neden olan bir öykü… Şehit öyküsü! Hep canlı, hep yaşayan, hep değer üreten bir öykü.
 
Her şehidin yaşam öyküsü bu nedenle bizim için sonsuz bir hafıza kaynağıdır.
 
Onları yalnızca aramızdan fiziken ayrılma anlarıyla hatırlamak, yaşamlarının bütünlüğünü eksiltir.
 
Asıl hatırlamak; çocukluklarını, sevdiklerini, emeklerini, korkularını, umutlarını, dostluklarını ve hayata tutunma biçimlerini, en önemlisi de yarattıkları değerleri hatırlamaktır.
 
Gülsüm hevalin öyküsü de bize bunu hatırlatır. Peki, bu ölümsüz anıya ve tüm kahramanlık anılarına nasıl cevap olacağız? Gülsüm hevalin anısına bağlılık, yalnızca onu anma günlerinde adını söylemek değildir. Onun yaşamındaki emek, sorumluluk, dayanışma, yoldaşlık, mücadele azmi ve insan sevgisini kendi yaşamımızda çoğaltmaktır.
 
Ailesine, arkadaşlarımıza, mücadelemize ve topluma karşı sorumluluklarımızı daha ciddi bir biçimde taşımaktır. Birbirimizin acısına duyarsızlaşmamak, birbirimizin yükünü paylaşmak ve yaşamı daha anlamlı kılmak için çaba göstermektir. Çünkü şehidi en gerçek biçimde hatırlamak ve onun anısına en gerçek bağlılık, yaşamda karşılık bulan hatırlama ve bağlılıktır. Gülsüm hevalin yaşamı bize sevginin yalnızca duyguda kalmaması, özlemin sorumluluğa dönüşmesi, bağlılığın yaşamda karşılık bulması gerektiğini gösterir. Onun anısına verilecek en somut cevap, bıraktığı değerleri kendi yaşamımızda çoğaltmak; emeğe, dayanışmaya, yoldaşlığa, mücadeleye ve insan sevgisine daha sıkı sarılmaktır. Gülsüm hevalin ve şehit olan tüm yoldaşların hatırası, acının içerisinde kaybolan değil; insanlığın, sevginin, emeğin ve hafızanın içerisinde yaşatılan bir değer olarak varlığını sürdürmelidir.
 
Saygıyla, şükranla ve derin bir minnetle anıyoruz.
 
Şehit namırın
 
Kardeşi ve mücadele arkadaşı.