‘Rojava’da Kürt halkının birliği hedefte’
- 09:06 19 Eylül 2026
- Güncel
AMED - Rojava’da yaşanan olaylara tepki gösteren siyasetçiler, saldırıların halkları karşı karşıya getirmeyi ve barış sürecini sekteye uğratmayı hedeflediğini belirtti. Kadınlar aynı zamanda, " Saldırılarla Kürt halkının birliği hedef alınıyor" dedi.
Kuzey ve Doğu Suriye kenti Hesekê'de kimliği belirsiz silahlı gruplar tarafından kaçırılan Hesekê Tugayı savaşçısı Sîpan Hiznî (Samî Şêxmûs Hiso), Serêkaniyê'nin Edlan köyünde katledildi. Sîpan Hiznî'nin katledilmesinin ardından cenazesi Hesekê kentine getirilirken, katliama dair soruşturma başlatıldı. Katliamın ardından Rojava kentlerinde sokağa çıkan halk, protesto eylemleri gerçekleştirdi. Ayrıca kent merkezinde iki günlük yas ilan edildi.
Yaşananlara karşı Kürdistan’ın dört parçasında eylem ve etkinlikler gerçekleştirilirken, siyasetçiler yaşananların Kürt halkının kimliğine yapılan bir saldırı olduğunu belirtti.
‘Saldırılar Kürt halkının birliğini hedefliyor’
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Amed Kadın Meclisi üyesi Fatma Sümbül, Rojava’da yaşanan saldırının halkları karşı karşıya getirmeye ve Arap-Kürt çatışması yaratmaya yönelik olduğunu belirterek, “Başta Rojava’da gerçekleştirilen saldırıyı kınıyoruz. Her şeyin yolunda ilerlediği bir süreçte böylesi bir olayın yaşanması süreci baltalamaya yönelik bir provokasyondur. Provokatörlerin devreye girerek süreci sabote etmeye yönelik bir yaklaşım içerisinde olduğunu düşünüyorum. Böylesi bir süreçte herkes sürecin iyiye gitmesi için çaba gösterirken, bazı provokatörler çeşitli girişimlerle halkları karşı karşıya getirmeye, halkın kafasında soru işaretleri ve kafa karışıklığı yaratmaya, ortamı şiddete sürüklemeye çalışıyor. Arkadaşımızın evinden kaçırılarak katledilmesi, ardından yaşanan tutuklama ve gözaltılar, cezaevinde çıkan olaylar, bütün bunların halkı sokağa dökmeye, halkları birbirine kırdırtmaya ve Arap-Kürt çatışması yaratmaya yönelik olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda Kürt halkının ulusal birliğine ve kimliğine zarar vermeyi hedefleyen bir yaklaşım söz konusu” dedi.
‘Rojava’daki süreç hukuki güvenceye kavuşturulmalı’
Ortadoğu’da kalıcı bir huzurun sağlanması için sürecin sürüncemede bırakılmaması gerektiğini aktaran Fatma Sümbül, “Artık bu sürecin resmi ve hukuki belgelerle güvence altına alınması gerekiyor. Her şeyin sürekli sürüncemede bırakılması, askıya alınması ve uzatılması doğru değil. Eğer gerçekten ülkenin ve Ortadoğu’nun huzura ulaşmasını istiyorsak, artık herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Suriye hükümeti, diğer taraflar, kim olursa olsun herkes sorumluluk almalı ve bu sürecin bir an önce resmi ve somut adımlarla ilerlemesini sağlamalıdır” ifadelerini kullandı.
‘Rojava’da yaşanan vahşet normalleştirilemez’
DEM Parti Amed İl Eşbaşkanı Gülşen Özer de Rojava’da Sîpan Hesen’in kaçırılarak katledilmesi ile cezaevinde yaşanan ölümlere tepki göstererek, “Bu katliam asla kabul edilemeyecek bir insanlık suçudur. Hele ki Ortadoğu’da bir barış sürecinden söz edildiği, barışın inşa edilmeye çalışıldığı bir dönemde böyle bir olayın yaşanması kabul edilemez. Sayın Öcalan’ın silahların susması ve barış sürecinin başlatılması yönündeki çağrısının ardından son iki yıldır birçok görüşme ve anlaşma gerçekleştirildi. Özellikle Rojava’da da bu sürecin bir parçası olarak anlaşmaların yapıldığı ve barışın inşası için adımların atıldığı bir dönemde, böylesi bir katliamın yaşanması kabul edilecek bir şey değildir. Kim tarafından, hangi toplumdan ya da nerede gerçekleştirilmiş olursa olsun, bu bir insanlık suçudur. Vahşetin hiçbir şekilde kabul edilmemesi ve normalleştirilmemesi gerekiyor. Özellikle cezaevinde bulunan insanların yakılarak katledilmesi dünya kamuoyu açısından kabul edilemeyecek bir insanlık suçudur” sözlerine yer verdi.
‘Rojava’daki katliamın failleri açığa çıkarılmalı’
Faillerin derhal ortaya çıkarılması ve cezalandırılması gerektiğini söyleyen Gülşen Özer, “Bu süreçte böyle bir vahşetin yaşanması gerçekten sözle ifade edilemeyecek bir durumdur; insanlığın bittiği yerdir. Dünyanın buna ses çıkarması, yaşananları kabul etmemesi, faillerin kim olduğunun ortaya çıkarılması ve sorumluların cezalandırılması gerekiyor” diye belirtti.
‘Katliama sessiz kalmak insanlığa karşı sorumluluktur’
Gülşen Özer, Rojava’da yaşananlara karşı dayanışmanın önemine dikkat çekerek, “İnsan olanın buna duyarsız kalması mümkün değil. Burada insanların dayanışması, acıyı paylaşması ve bu katliamı kabul etmemesi, yaşanan acının bütün insanların ortak acısı olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda insanların artık Ortadoğu’da, Rojava’da ve dünyanın her yerinde huzur istediğini, insanların katledilmemesini ve barış içinde yaşamasını istediğini gösteriyor. Böylesi katliamların bir daha yaşanmaması için insanlığın görevini yerine getirmesi ve bu vahşete karşı duyarsız kalmaması gerekiyor. Bu yalnızca Kürt olduğu için yaşanan bir katliam olarak görülmemeli. Kim olursa olsun, dini, dili, kimliği ve kökeni ne olursa olsun, hiç kimse böyle bir ölümü, vahşeti ve katliamı kabul etmemelidir. Türkiye’de ve dünyanın her yerinde herkesin buna ses çıkarması gerekiyor. Çünkü insanlık vahşileştiğinde ve buna sessiz kalındığında, bu vahşetin başka yerlere yayılması kaçınılmaz hale gelir. İnsanların bu acıya ve katliama sessiz kalması, aslında insanlığın ölmesi anlamına gelir. Buradan Türkiye’nin her yerindeki insanlara sesleniyoruz; Kimse bu katliama karşı duyarsız kalmamalı, ses çıkarmalı ve insanlık suçlarına karşı ortak bir tutum geliştirmelidir” şeklinde konuştu.
‘Kürtlere yönelik saldırılar sürüyor’
DEM Parti İl Yöneticisi Songül Can ise, Kürdistan’ın dört parçasında Kürtlere yönelik saldırıların planlı bir sürecin parçası olduğunu belirterek, “Kürdistan’ın dört parçasında ciddi anlamda yeniden Kürtlere karşı, onları yok etmeye yönelik planlı ve programlı bir sürecin başlatıldığı görülüyor. Özellikle son süreçte 10 arkadaşımızın katledilmesi bunun en açık örneklerinden biridir. Ancak biz biliyoruz ki bu süreç böyle devam etmeyecek. Özellikle örgütün ve mücadelemizi yürüten özgürlük savaşçılarının bunu hiçbir şekilde kanıksamayacağını, bundan sonraki süreçte buna mutlaka cevap verileceğini biliyoruz. Her yerde mücadele devam ediyor, mücadelemiz bakidir. Bugün Amed’de, Rojava’da, İran’da ve Kürdistan’ın diğer parçalarında da mücadelemiz devam edecek” dedi.
‘Kürtler olarak dayanışma içerisinde olacağız’
Kürtlerin farklı coğrafyalarda hedef alınmasına ve katledilenlerin görüntülerinin dijital medyada paylaşılmasına tepki gösteren Songül Can, “Arkadaşlarımızın katledilmesi ve özellikle bunun sosyal medya üzerinden servis edilmesi, aslında sürecin nasıl işlediğini gösteren en önemli kanıtlardan biridir. Bunun farkındayız. Yaşananların gelişigüzel bir süreç olmadığını düşünüyoruz. Özellikle arkadaşımızın görüntülerinin sosyal medyada bilinçli ve isteyerek servis edilmesini, ‘Kürtler nerede olursa olsun bizim düşmanımızdır’ anlayışının bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Bu düşmanlığın hala devam ettiğini görüyoruz. Bu süreç bize şunu da gösterdi; Nerede olursak olalım, Kürtler olarak dayanışma içerisinde olacağız. Rojava’da, Irak’ta, İran’da, Türkiye’nin herhangi bir metropolünde ya da Kürtlerin bulunduğu başka bir yerde bize yönelik bu politikalar yürütülebilir. Buna karşı dayanışmamızı ve mücadelemizi büyütmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Kobanê’deki yenilgiyi hazmedemeyenlerin saldırıları sürüyor’
Songül Can, Şara yönetiminin politikalarına dikkat çekerek, “Kobanê’de aldıkları büyük yenilgiyi hiçbir şekilde hazmedemeyen bir yapı olduğunu görüyoruz. Şara da bunun bir göstergesidir ve bu yaklaşım devam ediyor. Şara’nın geçici hükümetini kalıcı hale getirmek ve emperyalistlere verdiği bazı sözleri yerine getirmek amacıyla saldırılarını daha da acımasız bir şekilde sürdürebileceğini düşünüyorum. Bu nedenle bizim özellikle Kürt diline yönelik saldırılar karşısında mücadelemizi büyüterek sürdürmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘Türkiye saldırıya karşı ses çıkarmalıdır’
Son olarak Barış Annesi Rabia Ataş da şunları söyledi: “Rojava'ya yönelik saldırıları şiddetle kınıyoruz. Bu saldırılarla süreci bozmak istiyorlar ve bu bir ihanettir. Bu saldırılarla süreci sabote etmek istiyorlar. Süreci bozmak için planları devreye sokmak istiyorlar. Tüm dünyanın bu ihanetten haberi var ve biz bunu asla kabul etmiyoruz. Şimdiye kadar Kobanê'de milyonlarca şehit verildi. Dört parça Kürdistan'ın kanı orada aktı. Türkiye nasıl Efrin'i ele geçirdiyse, aynı şeyi Kobanê'de de yapmak istiyor. Bu saldırılara karşı Kürt halkı her yerde ayağa kalkmalıdır. Bu durum asla kabul edilemez. Kobanê'nin özgürleşmesi için şimdiye kadar büyük bedeller verildi. Verilen sözler ve imzalanan anlaşmalar yerine getirilmelidir. Eğer bir yer bozulursa, her yer beraberinde bozulur. Bu yüzden bunu kabul etmiyoruz. Kürt halkı uyanık olsun. Oyunlara gelmeyin. Süreç bozulmasın. Kürtler kendi davasının arkasında dursun.”







