Basın meslek örgütleri: Artık yeter, nefes alamıyoruz!

  • 15:24 24 Ekim 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Basına yönelik baskılara karşı ortak açıklama yapan basın meslek örgütleri, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını, kayyım uygulamalarına ve erişim engellerine son verilmesini istedi. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden mesaj gönderen gazeteci Derya Okatan da dayanışmanın önemine dikkat çekti.
 
Basın meslek örgütleri, “Artık yeter! Nefes alamıyoruz!” başlığıyla birçok kentte açıklama gerçekleştirdi. Ortak açıklamada, gazetecilere ve basın kuruluşlarına yönelik baskılara tepki gösterdi. Gazeteciliğin iktidarların, siyasilerin ya da sermayenin değil, halkın yanında olmak olduğu vurgulanan açıklamada, tüm yurttaşlara gazetecilerle dayanışma çağrısı yapıldı.
 
Amed 
 
Basın meslek örgütleri basına yönelik saldırılara dair birçok kentte eş zamanlı açıklama gerçekleştirdi. Amed'de yapılan açıklamada ise gazeteciler Diyarbakır Adliyesi önünden BTK Diyarbakır İl Müdürlüğüne kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşte sık sık, "Sansüre hayır", "Biji çapemeniya azad", "Sansüre inat hakikati yaz" ve "Özgür basın susturulamaz" sloganları atıldı. Gazeteciler ellerinde erişim engeli getirilen ajansların dövizlerini ve "Sansüre hayır habere özgürlük" pankartını taşıdı. 
 
Ayrıca yürüyüş ve açıklamaya Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası Diyarbakır Temsilciliği, HABER-SEN, gazeteciler, siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum örgütleri katıldı. 
 
Gazeteciler adliyenin önünden BTK Diyarbakır İl Müdürlüğüne kadar yürüdü.  
 
Yürüyüşün ardından açıklama metinleri okundu. Açıklamanın Türkçesini DFG Eşbaşkanı Selman Çiçek Kürtçesini de MKG Başkanı Roza Metina okudu. 
 
Yapılan yürüyüş ve basın açıklamasının ardından eylem sona erdi. 
 
 
İstanbul 
 
İstanbul’da gazeteciler, Kadıköy Boğa Heykeli önünden Rıhtım Meydanı’na yürüdü. “Sansüre hayır, habere özgürlük” yazılı pankartı taşıyan gazeteciler, sık sık “Özgür basın susturulamaz” ve “Bijî çapemeniya azad” sloganları attı. Rıhtım Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı Gökhan Durmuş okudu. 
 
Basın metninin okunmasından sonra cezaevinde tutuklu bulunan gazeteciler Merdan Yanardağ ve Murat Ağırel’in gönderdiği mesajlar okundu.
 
Ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Türkiye’de 10 ilde gazetecilerin sokağa çıkarak sansüre ve baskılara karşı ses yükselttiğini belirtti. Özgür basına yönelik saldırıların halkın haber alma hakkını da hedef aldığını vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Türkiye tarihinde nadiren darbeler döneminde görülmüş olan bir basın sansürüyle karşı karşıyayız. İnanın, 1980 döneminde bile basın bu kadar kırpılmamış, özgür basın bu kadar susturulmamıştı. Bizler bugün DEM Parti olarak sadece basın emekçileriyle dayanışmak için değil, aynı zamanda haber alma hakkımızı korumak için buradayız. Türkiye’de bütün basını susturmaya, bir medya havuzunun içine atmaya çalışan; boyun eğdiremediğine kayyım atayan, gözaltına alan, tutuklayan iktidarın bu anlayışını bir kez daha kınıyoruz ve asla kabul etmiyoruz” dedi.  
 
 
‘Özgür basını susturamazsınız’
 
Basın özgür olmayan bir ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün olmayacağını dile getiren Tülay Hatimoğulları, “Hem bir siyasi parti temsilcisi hem de bir yurttaş olarak şunu net ifade ediyoruz: Haber alma hakkımızı gasp edemezsiniz. Özgür basını susturamazsınız. Kalemleri kıramazsınız, bilgisayarların tuşlarını susturamazsınız, fotoğraf makinelerinin merceklerini kapatamazsınız. Türkiye’de 10 ilde gerçekleşen bu eylem son derece kıymetli. Buna öncülük eden basın emekçilerine, derneklere ve kurumlara teşekkür ediyorum. Özgür basının her daim yanındayız. Cezaevinde ve ev hapsinde bulunan bütün gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır. Kayyım atanan televizyonlardaki kayyımlar geri çekilmelidir. Kayyım rejimine hayır diyoruz. Sosyal medyada haber alma ve haber yayma hakkını, düşünce ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran sansürü kabul etmiyoruz. Sosyal medya üzerindeki sansür derhal kaldırılmalıdır. Son sözüm: Özgür basın susturulamaz. Birleşe birleşe, dayanışarak kazanacağız; bu karanlık günleri geride bırakacağız” sözlerini kullandı. 
 
Açıklama, sloganlarla sona erdi.
 
Adana 
 
TGS Adana Şubesi, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti (ÇGC) ve Anadolu Gazeteciler ve Spor Gazetecileri Derneği (AGSGD), Sanatçılar Parkı içinde bulunan Basın Anıtı önünde basına yönelik baskı, sansür ve kayyım uygulamalarına tepki gösterdi. 
 
 Açıklamaya kentteki siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile çok sayıda basın emekçisi katıldı. "Sansüre hayır habere özgürlük" pankartı ile "Cezaevindeki gazetecilere özgürlük", "Haberden çok adliyeye gider olduk" dövizlerini taşıyarak sık sık "Susma sustukça sıra sana gelecek", "Özgür Basın susturulamaz" sloganlarını attı. 
 
‘Özgür basın yoksa özgür toplum yoktur’ 
 
Açıklamada ortak basın metnini okuyan TGS Adana Şube Başkanı Salim Büyükkaya, gazeteciliğin suç sayıldığı ve habercilerin tutuklama, sansür ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığı belirtilerek, “Özgür basın yoksa özgür toplum yoktur” dedi. 
 
Antalya 
 
Antalya'da basın meslek örgütleri, "Sansüre hayır, habere özgürlük" sloganıyla Attalos Heykeli önünden Cumhuriyet Meydanı'na yürüyerek, basına yönelik baskı, sansür ve kayyım uygulamalarına tepki gösterdi. "Gazetecilik suç değildir" ve "Sansüre hayır, habere özgürlük" pankartının açıldığı yürüyüşte sık sık "Özgür basın susturulamaz", "Sansüre hayır, habere özgürlük" ve "Karanlığa teslim olmayacağız" sloganları atıldı. Yürüyüş sonrası yapılan açıklamada basın metnini Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) üyesi Ceren Deniz okudu. Ceren Deniz, "Basın Meslek Örgütleri ve gazeteciler olarak tek talebimiz özgürce mesleğimizi yapmaktır. Bu yolda yalnız kalmak istemiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu mücadeleye dahil olmaya çağırıyoruz" dedi.
 
Wan
 
Wan’da bulunan basın meslek örgütleri, basına yönelik sansür ve saldırılara karşı yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. Sanat Sokağı’ndan Kent Meydanı’na doğru yapılan yürüyüşte, “Sansüre hayır, habere özgürlük” yazılı pankart taşınırken sık sık, “Nazım’dan Cihan’a özgür basın burada”, “Bijî çapemenîya azad”, “Özgür basın susturulamaz” ve “Sansüre karşı özgür basın burada” sloganları atıldı. Yürüyüş ve açıklamaya çok sayıda gazeteci, siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve kişi katıldı. Basın metninin Kürtçesini Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) adına gazeteci Zeynep Durgut, Türkçesini ise İnsan Hakları ve Medya Derneği (İHAMED) adına gazeteci Ruşen Takva okudu.
 
Açıklamanın ardından tutsak gazeteciler Derya Okatan ve Fatih Ergin’in gönderdiği mektuplar okundu.
 
Yürüyüş ve basın açıklaması sloganlarla sona erdi.   
 
İzmir 
 
Basın meslek örgütleri, basına yönelik baskı ve sansüre karşı “Sansüre hayır, habere özgürlük” şiarıyla Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Açıklamaya çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi ve yurttaşın yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. 
 
Ortak basın açıklamasını İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi okudu.
 
Açıklamanın ardından kitle, “Direne direne kazanacağız” ve “Özgür basın susturulamaz” sloganları eşliğinde Gündoğdu Meydanı’na yürüdü.
 
 
Ankara 
 
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve DİSK Basın-İş, öncülüğünde basına yönelik sansür ve baskılara karşı "Sansüre hayır, habere özgürlük" şiarıyla eylem düzenlendi. Kolej Metro önünde çok sayıda gazeteci, sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti temsilcisi bir araya gelerek Sakarya Caddesine yürüdü. Yürüyüş güzergahı boyunca binlerce kişi destek vermek amacıyla eyleme dahil oldu. Yürüyüşte “Sansüre hayır habere özgürlük” pankartı açılırken, “Özgür basın susturulamaz”, “Çapemaniya azad civaka demokratik“, “Soru sormak suç değildir”, “Haber hakkı engellenemez”,  “Dayanışmayı büyüt gazeteciliği yaşat”, “Tutuklu gazetecilere özgürlük” dövizleri taşındı. Yürüyüş boyunca sık sık “Özgür basın susturulamaz”, “Muhalif basın susturulamaz”, “Özgür basın özgür Türkiye”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek” sloganları atıldı.
 
Sakarya Caddesinde yapılan ortak basın açıklamasını Gazeteci Nurcan Gökdemir okudu. Nurcan Gökdemir, halkın haber alma hakkını savunmaya devam edeceklerini vurgulayarak, özgür basının olmadığı bir yerde özgür toplumunda olmayacağını söyledi. Basın özgürlüğünün sadece gazetecilerin değil toplumun tüm kesimlerinin sorunu olduğuna dikkat çeken Nurcan Gökdemir, “Haberin üzerindeki yargı sopasını geri çekin” dedi.
 
Açıklamanın ardından tutuklu bulunan gazetecilerin isimleri tek tek okunurken gazetecilerin gönderdiği mektuplarda paylaşıldı.
 
 
Mersin
 
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, basına yönelik kayyım uygulamaları, baskı, sansür ve tutuklamalara karşı basın açıklaması gerçekleştirdi. Yenişehir ilçesine bağlı Pozcu semtinde yapılan açıklamaya çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada, “Dün özgür basını tutukladılar, bugün adaleti öldürdüler” ve “Özgür basın susturulamaz” ifadelerinin yer aldığı pankart açıldı.
 
‘Hakikati savunmak eşitsizliğe karşı mücadele etmektir’
 
Platformun açıklamasının ardından konuşan Kadın Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Canan Neval Salış, yalnızca gazetecilere yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalara karşı değil, halkın haber alma hakkını, ifade özgürlüğünü ve hakikati savunmak için bir araya geldiklerini söyledi.
 
Kadın Gazeteciler Derneği olarak eşit, özgür ve ayrımcılığa karşı duran bir medya için mücadele ettiklerini dile getiren Canan Neval Salış, şöyle konuştu:
 
“Basına yönelik sansürün, gazetecilere dönük baskıların ve tutuklamaların karşısındayız. Kadın ve LGBTİ+ gazetecilerin görünür olduğu, kimliğinden ve kaleminden dolayı hedef alınmadığı bir medya düzeni istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki hakikati savunmak, aynı zamanda patriyarkal düzene, cinsiyetçiliğe ve eşitsizliğe karşı mücadele etmektir. Hakikati yazmaktan, söylemekten ve görünür kılmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
 
Açıklama, “Özgür basın susturulamaz” ve “Karanlığa teslim olmayacağız” sloganlarıyla sona erdi.
 
 
Ortak açıklama şöyle: 
 
“Bizler, halkın haber alma hakkını savunan, gerçeğin peşinde koşan gazetecileri temsil eden basın meslek örgütleri olarak ilan ediyoruz: Artık yeter! Nefes alamıyoruz!
 
Gazeteciliğin suç, haberin tehdit, gerçeğin sakıncalı sayıldığı; yalnızca gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansürle, baskıyla ve cezalandırmayla karşı karşıya bırakıldığı bu düzene sessiz kalmayacağız. Televizyon kanallarına kayyım atanan, haber siteleri erişime engellenen, habercileri tutuklanan, sosyal medya hesapları kapatılan, gazetecilerin adeta bir köle düzeninde çalıştırılıp sosyal haklarının tırpanlandığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilemez. Hemen her gün bir basın kuruluşunun ya da habercinin hedef haline getirildiği, yaptığı ya da yapmadığı haber nedeniyle gazetecilerin tutuklandığı, sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, gazetecinin açlıkla boğuştuğu bir ülkede demokrasiden de söz edilemez. 
 
Gazeteciliğin sorumluğu 
 
Gazetecilik halktan yanadır. İşçinin hakkı gasp edilirken, emekçinin direnişi bastırılırken, kadınlar şiddete uğrarken, gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken, yoksulluk büyürken ve kamu kaynakları sermayeye aktarılırken bunları görünür kılmak gazeteciliğin kamusal sorumluluğudur. Gazeteci, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür; iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil. Gazetecilik siyasi iradenin, sermayenin sesi olamaz! İktidarın ya da siyasi erkin çıkarlarını halkın çıkarları gibi sunan, patronların ekonomik gücünü gerçeğin önüne koyan, siyasi iktidara yakın olmayı mesleki güvencenin teminatı sayan anlayış gazetecilik değil, iktidar ilişkilerinin yeniden üretimidir. Evrensel ilkeler yerine günün siyasal ilkelerine yaslananlar bilmelidir ki, o günün siyasal ‘ilkeleri’ elbet bir gün yok olacaktır. 
 
Sadece gazeteciler değil siz de susturuluyorsunuz
 
Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, LGBTİ+’ların mücadelesini, gençlerin itirazını ve ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor. Kimi gözaltına alınıyor, kimi tutuklanıyor, kimi ev hapsine mahkûm ediliyor; kimi işini, gelirini ve mesleğini sürdürme olanağını kaybediyor. Kimi de sansürün ve baskının yarattığı güvencesizlik nedeniyle kendi kendini susturmaya zorlanıyor. Onlar yalnızca bir haber uğruna bedel ödemiyor. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı, kamu gücünün denetlenmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesi için bedel ödüyorlar. Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Unutulmamalıdır ki; gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkum edilir. İstenen de budur. Gazeteci yazmasın, toplum gerçekleri öğrenmesin. 
 
Sansür, otosansür, kapatmalar, tutuklamalar sadece gazetecilerin sorunu değildir. Bu toplumun en temel demokratik haklarının engellenmesi ve haber alma haklarına vurulan bir darbedir. “Gazetecilik suç değildir” diye haykıran onlarca meslektaşımızın bu mesajı iktidaradır ama yurttaşlarımızın da duyması gerekir. Susturulan sizin hakkınızdır. Engellenen sizin gerçeklere ulaşma hakkınızdır. Kapatılan sizin gerçekleri öğrenip politik iradenizi oluşturma hakkınızdır. İşçinin, çiftçinin, esnafın, memurun, kadının, gencin özetle bu toplumun yani sizlerin gerçekleri öğrenmeniz, gelişmelerden haberdar olmanız istenmiyor. Sadece gazeteciler değil siz de susturuluyorsunuz.
 
Basına yönelik sansür 
 
Son 2 yılda Flash Haber TV, Ekotürk TV, Habertürk grubu, TELE1 ve son olarak Halk TV’ye kayyum atanmış ve bu kanallardan yapılan iktidara yönelik eleştirel yayınlar durdurulmuştur. JINNEWS, Mezopotamya Haber Ajansı, KAOS GL haber sitesi erişime engellenmiş ve bu sürecin son halkası Türkiye’nin en çok takip edilen haber sitelerinden biri olan T24 olmuştur. Bunun yanı sıra Evrensel, Kısa Dalga, SolHaber, Yeni Yaşam Gazetesi, Bianet gibi önemli haber sitelerinin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmiş, birçok haberlerine ayrıca erişim engeli kararları alınmıştır. Onlarca gazeteci ile MLSA ve İFÖD gibi derneklerin hesaplarına erişim engeli getirilmiştir. Ayrıca kamu reklamlarından muaf tutulan, yaşamakta zorlanan Gazete Duvar, TELE2 gibi mecralar ile yüzlerce yerel internet sitesi, gazete ve TV yayın hayatına son vermek zorunda bırakılmıştır. Tüm bunlar toplumun yaşam damarlarının tıkanmasına örneklerdir.
 
Gazetecilik, yalnızca kendi başına gelene itiraz etmek değildir
 
Demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü bütün toplumun ana damarlarıdır. Tüm yurttaşlarımızı gazetecilerle dayanışmaya, gazeteciliğe ve habere sahip çıkmaya davet ediyoruz. Sessizliği bozun! Dayanışmayı büyütün! Sansüre karşı yan yana gelin! Bugün yalnızca iktidarın sansür politikalarını değil, bu baskılar karşısında susmayı, görmezden gelmeyi ve dayanışmadan kaçınmayı da sorgulamak zorundayız.  Kürt gazeteciler susturulurken, muhalif gazeteciler tutuklanırken, bağımsız medya kuruluşları hedef alınırken, kamu yayıncılığı iktidar yayıncılığına dönüştürülürken susanlar; meslektaşlarının uğradığı baskıyı görmezden gelenler, gazeteciliğin ortak geleceğine zarar vermektedir. Gazetecilik, yalnızca kendi başına gelene itiraz etmek değildir. Gazetecilik, kendisiyle aynı düşünmeyen gazetecinin de haber yapma hakkını savunabilmektir. Oto sansürü normalleştirip, sansüre uğrayanın kimliğine, diline, siyasi görüşüne ya da çalıştığı kuruma bakarak dayanışmayı seçmek, mesleki dayanışmayı dar çıkarların sınırlarına hapsetmektir. Bir gazetecinin susturulmasına sessiz kalmak, sıranın bir gün kendisine geleceğini unutmak demektir.
 
Basın Meslek Örgütleri ve gazeteciler olarak tek talebimiz özgürce mesleğimizi yapmaktır. Bu yolda yalnız kalmak istemiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu mücadeleye dahil olmaya çağırıyoruz.  Bir kez daha vurgulamak gerekir ki basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil toplumun tüm kesimlerinin sorunudur. Basın özgür değilse toplum habere ulaşamaz. 
 
*Özgür basın yoksa özgür toplum yoktur!
 
*Tutuklu meslektaşlarımızı serbest bırakın,
 
*Haberin üzerindeki yargı sopasını geri çekin,
 
*Medyada Kayyım uygulamalarına son verin,
 
*Hukuksuz erişim uygulamaları sonlandırın,
 
*Kamu reklam ve ilanlarının adil ve eşit dağıtın,
 
*Anayasamız ile güvence altına alınmış olan basın özgürlüğünü ortadan kaldıran saldırılardan vazgeçin."
 
Açıklamanın ardından Bakırköy Cezaevi'nde tutulan gazeteci Derya Okatan’ın mesajı okundu. 
 
Mesajda şu ifadeler yer aldı: 
 
“Herkese merhabalar. Bakırköy Cezaevi’nde 3’üncü haftamı doldurdum. Ben tutuklandıktan sonra Halk TV’ye kayyım atandı. Meslektaşlarım Murat Ağırel ve İsmail Arı tutuklandı. Cezaevi koşullarında erişemediğim daha kaç soruşturma, gözaltı, tutuklama, erişim engeli oldu bilmiyorum. Ama bu kadar kısa sürede yaşanan saldırılar da gösteriyor ki, basın çok ağır bir saldırı altında. Bu koşullarda meslek örgütlerinin mücadelesini çok kıymetli buluyorum. Dışarıda olsaydım bende kesinlikle sizlerle birlikte sokaklarda olurdum. Biz tutuklu gazetecilerin sesi olan tüm meslektaşlarımıza aynı koğuşta tutulduğumuz Nadiye Gürbüz ile birlikte selamlarımızı iletiyoruz. Dayanışma gösteren herkese teşekkürler.”