Serhat’ın gri gökyüzü altında kadın olmak

  • 09:07 24 Haziran 2026
  • Kadının Kaleminden
Geçmişin sessiz çığlıkları, bugün Serhadlı kadının kurucu iradesinde birer barış çığlığına dönüşüyor. Bu nedenle Serhad’ın geleceğini anlamak isteyenler, önce kadınların kurduğu direnişe ve yarattığı yaşama bakmalıdır.
 
Büşra Turan 
 
Kuzey Serhad; Agirî’nin geçit vermeyen sarp dağlarından Îdir’in hüzünlü ovasına, Qers’in bazalt taşlı soğuk sokaklarına kadar uzanan; iklimi kadar toplumsal kuralları da sert bir coğrafya. Burada "kadın olmak" sadece bir kimlik değil; feodalizmin, mülkiyet hırsının ve "namus" denilen o ağır, geçirgen olmayan perdenin altında her gün yeniden verilen bir varoluş mücadelesidir. Bu topraklarda kadın hem hayatın tek kaynağı hem de o hayatın en çok dışlanan öznesi.
 
Kuşatılmış mekanlar: Evin içindeki görünmez hapishane
 
Serhad’ta mekânlar keskin ve acımasız çizgilerle bölünmüştür. Sokak, çarşı ve meydan eril bir tahakkümle mühürlenmiş; kadına ise evin içi, tandırın başı ve tarladaki sessiz mesai reva görülmüştür. Ancak bu "içerisi", sanıldığı gibi korunaklı bir liman değildir. Kapalı toplum yapısı, "kol kırılır yen içinde kalır" diyerek en büyük yaraları; ensesti, hane içi cinsel saldırıyı ve sistematik psikolojik şiddeti bu dört duvarın ardına gizler. Nazi kamplarındaki o sansürlü mektuplar gibi Serhadlı kadın da dış dünyaya hep "iyiyim" mesajı gönderir. Oysa o sessizlik, aslında toplumsal bir cinayetin, bastırılmış bir çığlığın örtüsüdür. Burada ev, bazen kadının sığınağı değil, en korumasız olduğu hücresidir.
 
Bu sessizliği mümkün kılan yalnızca gelenek değildir. Erkek egemen zihniyet, aileyi ve toplumu kendi denetim alanı olarak görürken; kadınların şikâyet mekanizmalarına erişememesi, cezasızlık politikaları ve koruma mekanizmalarının yetersizliği de şiddetin görünmezleşmesine neden olmakta.
 
Yüzde yüz verim, yüzde sıfır söz hakkı
 
Resmi veriler, Serhad kadını için "istihdam dışı" diyerek büyük bir sosyolojik körlük sergiler. Oysa Qers’in dondurucu ayazında hayvanın bakımından peynirine, yaylasından kışlık hazırlığına kadar her şeyi sırtlanan; Îdir’in yakıcı sıcağında pamukta, sebzede bükülen kadın, bölge ekonomisinin yüzde yüz  verimli ama yüzde sıfır söz haklı gizli motorudur. Bu emek, tarihin en karanlık dönemlerindeki zorunlu çalışma kamplarında olduğu gibi sadece "yaşaması için gereken" kadarıyla geçiştirilir. Kadının emeği "fıtrat" veya "geleneksel vazife" olarak kodlandığı sürece, Serhad’ta kadının onuru hep birilerinin "lütfuna" veya erkeğin iki dudağı arasına bağlı kalacaktır.
 
Kadınların ekonomik üretimdeki belirleyici rolüne rağmen karar mekanizmalarından dışlanması, erkek egemen sistemin en temel çelişkilerinden biridir. Üreten kadın, çoğu zaman ürettiği üzerinde söz sahibi değildir; emeği görünmezleştirilirken mülkiyet hakkı da erkeklere bırakılmaktadır.
 
 
Agirî’nin ağır mirası 
 
Sosyolojik açıdan Agirî, bu toplumsal kuşatmanın en katı hissedildiği uç noktadır. Çocuk yaşta zorla evlilikler ve kız çocuklarının okullaşmasının önündeki engeller, kadını bir "mülkiyet" olarak dondurur. Bölgede "şüpheli" kadın ölümlerinin, "kaza" süsü verilen ateşli silah yaralanmalarının ve "intihar" denilerek dosyası kapatılan sessiz gidişlerin bu hatta yoğunlaşması bir tesadüf değildir.
 
İnsanlık eski çağlarda doğa olaylarını yatıştırmak için kurbanlar verirdi; bugün Serhad’ta değişen dünya düzeni karşısındaki korku, kadının özgürlüğü ve bedeni kurban edilerek bastırılmaya çalışılıyor. Kadın katliamları, erkek egemen sistemin kendi iktidarını koruma çabasının en kanlı sonucu. Bunun yanında bölgenin yıllardır maruz kaldığı güvenlikçi politikalar, yoksulluk, göç ve toplumsal parçalanma da kadınların yaşamını doğrudan etkilemekte. Sınır hattında yaşayan kadınlar, hem toplumsal baskının hem de siyasi ve ekonomik kuşatmanın sonuçlarıyla yüz yüze bırakılmaktadır.
 
Savaşın yozlaştırdığı ahlak ve barışın gerçek ihtiyacı
 
On yıllardır süren çatışmalı süreç, Serhad’ta sadece fiziksel yapıları değil, toplumsal ahlakı ve güven ilişkilerini de derinden yaraladı. Savaşın dili erkekleştikçe, bölgedeki hukuksuzluk, çeteleşme ve kadına yönelik mobbing bir nevi "yönetim pratiği" haline geldi. Ancak tam da bu noktada o bilge Kürt kadını figürü; barışın sadece dağdaki silahların susması değil, hane içindeki adaletin de sağlanması olduğunu haykırıyor.
 
Başka halkların toprağına göz dikmeyen bu kadim kültür, şimdi kendi içindeki o eril, karanlık ve baskıcı zihniyetle en büyük savaşını veriyor. Çünkü gerçek barış; kadının yaşam hakkının güvence altına alındığı, emeğinin görünür olduğu ve iradesinin tanındığı bir toplumsal dönüşümle mümkündür.
 
Sessizliğin karşısında büyüyen kadın iradesi
 
Ancak Serhad’ın hikâyesi yalnızca acının hikâyesi değildir. Bu coğrafyanın kadınları, yıllardır kendilerine biçilen kaderi reddederek yeni yaşam alanları kuruyor. Köylerde, mahallelerde, derneklerde, meydanlarda ve yaşamın her alanında örgütlenen kadınlar; şiddete, yoksulluğa ve eşitsizliğe karşı dayanışma ağları örüyor. Bugün Serhadlı kadınlar yalnızca hak talep etmiyor; aynı zamanda yeni bir toplumsal yaşam fikri inşa ediyor. Erkek egemen sistemin dayattığı sessizliği bozarak sözünü kuruyor, karar mekanizmalarında yer alıyor ve yaşamın öznesi olduğunu her gün yeniden gösteriyor.
 
Akıl ve vicdanın yolu birdir
 
Kuzey Serhad’ın kadınları artık sadece birer "vaka" veya istatistik olmayı reddediyor. Akıl ve vicdanın yolu; kadının emeğinin hak ettiği değeri görmesinden, bedeni üzerindeki feodal mülkiyetin son bulmasından ve hane içindeki o "sessiz cehennemlerin" birer birer söndürülmesinden geçer.
 
Zulme sessiz kalmak, o zulmü yapan kadar insana da sorumluluk yükler. Serhad’ın ocağını tüttüren, tandırını ateşleyen o nasırlı el; sadece ekmeği değil, artık bu coğrafyanın adil, eşit ve onurlu geleceğini de yoğuracak olan asıl güçtür.
 
Geçmişin sessiz çığlıkları, bugün Serhadlı kadının kurucu iradesinde birer barış çığlığına dönüşüyor. Bu nedenle Serhad’ın geleceğini anlamak isteyenler, önce kadınların kurduğu direnişe ve yarattığı yaşama bakmalıdır. Çünkü bu coğrafyanın en güçlü değişim dinamiği, tam da uzun yıllardır susturulmak istenen kadınların sesinde saklıdır.