Yoldaşlıktan komüne: Birlikte yaşamı yeniden düşünmek
- 09:05 23 Ağustos 2026
- Kadının Kaleminden
“ ‘Ben’in bu kadar büyüdüğü bir zamanda ‘biz’i yeniden hatırlamak zorundayız. Çünkü yoldaşlık, insanın kendinden vazgeçmesi değil; kendini başkasından, toplumsallıktan ve ortak yaşamdan koparmamasıdır. Bugün ihtiyacımız olan şey, yoldaşlığı geçmişin bir hatırası olmaktan çıkarıp yeniden hayatın kendine taşımaktır.”
Beritan Elyakut
Bir hareketi yalnızca sahip olduğu fikirler büyütmez. O fikrin etrafında oluşan ilişkiler, insanların birbirine nasıl baktığı, birbirinin yükünü ne kadar taşıdığı ve zor zamanlarda ne kadar yan yana durabildiği de en az fikirler kadar belirleyicidir.
“Ben” büyürken “biz” olma duygusu küçüldü
Kürt hareketinin tarihine baktığımızda yoldaşlığın bu nedenle çok özel bir anlam taşıdığını görüyoruz. Yoldaşlık sadece aynı düşünceyi savunmak değildi. Aynı zamanda birlikte yaşamanın, paylaşmanın, fedakârlığın ve birbirinin sorumluluğunu almanın bir biçimi olarak bizlere öğretildi. İnsan kendisini tek başına değil, ait olduğu toplulukla birlikte var etmeliydi. Bugün ise bu anlayışın ciddi bir aşınmayla karşı karşıya olduğunu düşünüyorum.
Sermayenin hayatımıza girmesi sadece ekonomik ilişkileri değiştirmedi. Bizi birbirimizden de uzaklaştıran bir yaşam biçimini büyüttü. Daha çok sahip olmak, daha görünür olmak, kendi başarısını diğerlerinden bağımsız düşünmek ve hayatı giderek daha fazla bireysel bir yarış gibi yaşamak sıradanlaştı. Bunun sonucunda “ben” büyürken “biz” olma duygusu küçülmeye başladı.
Bireyin kendisini toplumdan koparmadığı bir yaşam
Birey olmak elbette kötü bir şey değil. Sorun, bireyselliğin toplumsallığın karşısına konulmasıdır. Kendi özgürlüğümüzü başkasının özgürlüğünden, kendi yaşamımızı toplumun yaşamından tamamen ayrı görmeye başladığımızda ortak bir yaşam kurma yeteneğimizi de kaybediyoruz. Bugün yeniden ihtiyaç duyduğumuz şey, bireyi yok sayan bir anlayış değil; bireyin kendini toplumdan koparmadığı bir yaşam anlayışıdır. Yoldaşlık tam da burada yeniden anlam kazanıyor.
Yoldaşlık, herkesin aynı düşünmesi değil, birbirinin farklılıklarını kabul ederek ortak bir zeminde yürüyebilmesidir. Bir arkadaşının başarısını kendi başarısından eksik görmemek, bir başkasının düştüğü yerde onu yalnız bırakmamak, sahip olduğu imkânı yalnızca kendi için kullanmamak ve gerektiğinde kendi çıkarından biraz geri çekilip ortak olanı koruyabilmektir. Bunun yolu da yoldaşlığı sadece sözle hatırlamaktan geçmiyor. Onu günlük hayatın içine yeniden yerleştirmek gerekiyor.
Komün nostalji değil
Komünal yaşamı burada bir geçmiş özlemi olarak değil, bugünün sorunlarına karşı geliştirilebilecek bir yaşam pratiği olarak düşünmek gerekiyor. Komün; sadece aynı yerde yaşamak, aynı sofraya oturmak ya da sahip olduklarını paylaşmak değildir. Asıl mesele, hayatın sorumluluğunu ortaklaştırabilmektir. Bir mahallede, bir kurumda, bir çalışma alanında ya da bir topluluk içerisinde insanlar birbirinin hayatına dokunabiliyorsa, orada komünal yaşamın küçük de olsa bir zemini oluşur.
Bugün yapılması gereken de bu zemini büyütmektir. Birbirimizi tüketen rekabet ilişkilerinin yerine dayanışmayı koymak, emeği kişisel başarıdan ibaret görmemek, gençlerin ve kadınların sözünü yalnızca dinlemekle yetinmeyip karar süreçlerine gerçek anlamda katmak, ortak üretim ve paylaşım alanlarını çoğaltmak gibi çok fazla yol var. Yoldaşlığı yeniden kurmak istiyorsak önce birbirimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmemiz gerekiyor.
Yeni dönem eski alışkanlıklarla kurulmaz
İçinden geçtiğimiz yeni dönem de bu açıdan yalnızca siyasi ve hukuki gelişmeler üzerinden okunmamalı. Çerçeve yasa tartışmaları ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu irade, yeni yol arayışı, toplumsal yaşamın kendisine ilişkin daha geniş bir düşünme alanı açıyor. Bu alanı yalnızca siyasi sonuçları üzerinden değil, nasıl bir toplum ve nasıl bir birlikte yaşam istediğimiz üzerinden de ele almalıyız.
Yeni bir dönem, eski alışkanlıklarımızı olduğu gibi taşıyarak kurulmaz. Geçmişin değerlerini korurken onları bugünün koşullarında yeniden üretmek zorundayız. Yoldaşlık da böyle bir değerdir. Onu yalnızca geçmişin güzel bir hatırası olarak anlatmak yerine, bugünün insanının hayatında karşılığı olan bir ilişki biçimine dönüştürmek gerekiyor.
Nereden, nasıl başlamalıyız?
Bunun için önce birbirimizi dinlemeyi, birbirimizin emeğini görmeyi ve birbirimizin yaşamına karşı sorumluluk hissetmeyi yeniden öğrenmeliyiz. Siyaseti yalnızca kurumlarda değil, hayatın içinde kurmalıyız. Özgürlüğü yalnızca bireysel bir alan olarak değil, birlikte yaşayabilme kapasitesi olarak büyütmeliyiz. Komünü yalnızca bir ekonomik model değil, bir dayanışma kültürü haline getirmeliyiz.
Ve yoldaşlığı, birbirimizin önüne geçmenin değil, birbirimizin yanında durmanın adı olarak yeniden hatırlamalıyız.
‘Ben’ değil ‘biz’ diyebilme cesareti
Belki de bugün en çok buna ihtiyacımız var. Çünkü insan tek başına güçlenebilir ama toplum ancak birlikte güçlenir. Ve hareketin gerçek gücü, kaç kişinin onun yanında durduğuyla değil; o insanların birbirlerinin yanında ne kadar durabildiğiyle ölçülüyor. Yeni yolun kalıcı olabilmesi de biraz buna bağlı. Sadece yeni bir siyasi çerçeve kurmak değil, o çerçevenin içinde yaşayacak insanların birbirleriyle kurduğu ilişkiyi de değiştirmek gerekir. Bunun yolu da yeniden “biz” diyebilmekten geçiyor.
“Ben”in bu kadar büyüdüğü bir zamanda “biz”i yeniden hatırlamak zorundayız. Çünkü yoldaşlık, insanın kendisinden vazgeçmesi değil; kendisini başkasından, toplumsallıktan ve ortak yaşamdan koparmamasıdır. Bugün ihtiyacımız olan şey, yoldaşlığı geçmişin bir hatırası olmaktan çıkarıp yeniden hayatın kendisine taşımaktır.
Ama bu kez “biz” derken bireyi kaybetmeden, bireyi toplumun karşısına koymadan ve farklılıklarımızı birbirimize karşı bir mesafeye dönüştürmeden gerçekleştirmeliyiz. Yoldaşlığın yeniden kurulacağı yer tam da burasıdır. Kendimizi kaybetmeden birbirimizi bulabildiğimiz yerde.







