Üç kentten seslendiler: Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz

  • 13:49 17 Ekim 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Kayıp yakınları, Amed, Êlih ve Colemêrg’de gerçekleştirdikleri eylemlerde kayıpların akıbetinin açıklanmasını ve faillerin yargılanmasını istedi. Eylemde, "Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz" denildi. 
 
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), Amed, Êlih ve Colemêrg’de “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle bir araya geldi. Gözaltında kaybettirilenlerin ve katledilenlerin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, hakikat ve adalet mücadelesinden vazgeçilmeyeceği vurgulandı.
 
Amed
 
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 923’üncü haftasında Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eylemde, faili meçhul cinayetlerde katledilenlerin ve kaybettirilenlerin fotoğrafları açıldı. Bu hafta, 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybettirilen Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun’un akıbetleri soruldu.
 
Açıklama öncesinde konuşan Fehmi Tosun’un kardeşi Kıymet Zengin, “Biliyorum, devlet gözaltına almış. Zorla arabaya atıp götürdüler. Davacıyım. Adalet Bakanı’na sesleniyorum. Meclis karar versin, bu insanlar bulunsun” dedi.
 
‘Adalet olmadan toplumsal barış olmaz’
 
Yeni Parti Amed Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çekerek, “Silahsızlanma, çatışmanın sona ermesi tek başına toplumsal barış anlamına gelmez. Adalet olmadan toplumsal barış olmaz. O nedenle toplumsal barışın bu meydandan geçmesi lazım. Bu insanlarla yüzleşilmesi lazım. Bu olmadan negatif barış sürecinden pozitif barış sürecine geçemeyiz” diye konuştu.
 
Meclis’in öncelikle çerçeve yasa kapsamında önerilen demokratikleşme adımlarını atması gerektiğini belirten Sezgin Tanrıkulu, “Özellikle hesaplaşma, yüzleşme ve mağdurlarla buluşacak bir mekanizmanın hayata geçirilmesi lazım. Biz bu konuda kamusal özür mekanizmasının Meclis’te görüşülmesi için çaba içinde olacağız” ifadelerini kullandı.
 
Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun’un akıbetleri soruldu
 
İHD Amed Şubesi Kayıp Komisyonu üyesi Berfin Elçi, Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun’un kaybettirilme hikâyesini okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
 
“34 yaşındaki 6 çocuk babası Hüseyin Aydemir, Licê’nin Tûtê Mahallesi’nde yaşıyordu. O dönemde köy yakmalarla köylüler göçe ve korucu olmaya zorlanıyordu. Bu baskılara daha fazla dayanamayan Hüseyin Aydemir, ailesiyle birlikte önce Diyarbakır’a, ardından Adana’ya göç eder. Ancak buralarda da baskı ve tehditlerden kurtulamaz. 1995 yılının ortalarında ailesiyle birlikte İstanbul’a taşınır.
 
Fehmi Tosun, Lice’nin Licok Mahallesi’nde yaşıyordu. Siyasal şiddetin binbir hâlinin mekânı olan Lice ve mahallelerinde ağır bir baskı ortamı vardı. Tosun ailesi bu baskı ortamında ağır bedeller ödedi. Köylerinde yaşama olanakları yok edilen Tosun ailesi İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.
 
Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995 sabahı yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte Avcılar’daki evinde kahvaltı etti. Kahvaltı sonrası birlikte evden ayrılan iki arkadaş bir daha geri dönemedi. Fehmi Tosun, akşam saatlerinde silahlı, telsizli, sivil giysili üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı beyaz Renault araçla evinin önüne getirildi. Bu kişilerle evin bahçesine doğru ilerlerken kendisini gören eşi ve çocuklarına ‘Beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca zorla araca bindirilerek götürüldü. Olaya mahalleliler de tanık oldu.
 
Hüseyin Aydemir ve arkadaşı Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı, devletin bütün kademelerince inkâr edildi. Hukuk işletilmedi. Onların akıbetlerinin açığa çıkarılmasını, suçun faillerinin yargılanmasını sağlayacak etkinlikte soruşturmalar yürütülmedi. Zamanaşımı gerekçe gösterilerek dosyalarında takipsizlik kararı verildi.
 
Hüseyin Aydemir’in annesi Asiye Aydemir, yıllarca oğlunun yaşadığına dair bir haberin gelmesini bekledi. Ne yazık ki Asiye Ana da tıpkı Berfo Ana, Fatma Ana, Elmas Ana, Meryem Ana gibi çocuğuna kavuşamadan bu hayattan gözü açık bir şekilde göçüp gitti. Üç kuşaktır gözaltında kaybetmeleri çevreleyen sessizlik duvarında gedikler açma mücadelesi yürüten Tosun ailesinin hakikat ve adalet arayışına hâlâ tanıklık ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”
 
Eylem, oturma eyleminin ardından sona erdi.
 
Êlih
 
İHD Êlih Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 759’uncu haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı sıra siyasi parti temsilcileri de katıldı.
 
Bu haftaki eylemde, 21 Ekim 1993’te henüz 17 yaşındayken Êlih’in Yeşiltepe Mahallesi’nde kaybettirilen Yılmaz Gümüş’ün akıbeti soruldu.
 
17 yaşında kaybettirildi
 
İHD üyesi Mizgin Aravin, Yılmaz Gümüş’ün kaybettirilme hikâyesini, babası Fahrettin Gümüş’ün anlatımıyla aktardı: “Oğlum Yılmaz Gümüş 1976 doğumluydu, kaybedildiğinde henüz 17 yaşındaydı, Batman’da bir fotoğraf stüdyosunda çalışıyordu. 21 Ekim 1993 günü çalıştığı iş yerinden, saat 09.00’da Yeşiltepe Mahallesi’ndeki bir ilkokulda fotoğraf çekimi yapmak için ayrılmıştı. O günden beri kendisinden haber alamadık. Oğlum Yılmaz, kaybedilmeden 1 ay kadar önce Batman Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alınmıştı.”
 
Ailenin resmî kurumlar nezdindeki tüm girişimlerine rağmen Yılmaz Gümüş’ten bir daha haber alınamadığı belirtilen açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.
 
Colemêrg
 
İHD Colemêrg Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 249’uncu haftasında Gever (Yüksekova) ilçesindeki Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. Eylemde, Çelê (Çukurca) ilçesine bağlı Tiyarê bölgesinde 5 Mayıs 1994’te askerler tarafından götürüldükten sonra katledilmiş hâlde bulunan Enter Özdemir ve Bapir Çıtak’ın katledilmesinden sorumlu faillerin açığa çıkarılması talep edildi.
 
“Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eylemde, katledilenlerin fotoğrafları taşındı. İHD Colemêrg Şubesi Eş Başkanı Ozan Akbaş, Enter Özdemir ve Bapir Çıtak’ın hikâyesini okudu.
 
Cenazelerini götürmek isteyen aileler tehdit edildi
 
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
 
“Enter Özdemir ve Bapir Çıtak, Colemêrg’in Çelê ilçesine bağlı Geliyê Tiyarê bölgesinde yaşıyordu. 5 Mayıs 1994 tarihinde akşamüzeri köyü kuşatan asker ve korucular evlerde arama yaptı. Köy saatlerce ateş altında tutuldu. Evlere açılan ateş sonucunda Akar ailesinin 10 yaşındaki çocukları öldürüldü. Askerler gece geç saatlerde Enter Özdemir ve Bapir Çıtak’ın evlerine geldi ve onları ‘Bize yol gösterin’ diyerek yanlarında götürdü.
 
Özdemir ve Çıtak eve dönmeyince aileleri askerî birliğe giderek yakınları hakkında bilgi almak istedi. Askerî yetkililer onlara yakınlarının kendileri tarafından alınmadığını söyledi. Üç gün sonra aileler ve köylüler kayıpları aramak için boşaltılan köylerine geldi. Arama sonrasında Çıtak ve Özdemir’in cansız bedenleri, elleri ve ayakları bağlı olarak bir dere kenarına atılmış hâlde bulundu. Parçalanmış bedenlerindeki izler, onların panzerin arkasına bağlanarak sürüklendiklerini ve sonrasında ateş açılarak öldürüldüklerini gösteriyordu.
 
Köy muhtarı İ.K., Çukurca Jandarma Merkezi’ni arayarak savcının olay yerine gelmesini istedi. Muhtara ‘Güvenlik nedeniyle biz gelemeyiz. Siz cenazeleri Çukurca’ya getirin’ denildi. Bir araç kiralayan aileler, cenazelerini alarak köylüler ve muhtarla birlikte Çelê’ye gitmek için yola çıktı. Kısa bir süre sonra aracın önü, bölgede konuşlanan Bolu Tugayı’na bağlı komandolar tarafından kesildi. Aileler, ‘Çukurca İlçe Jandarma Komutanlığı ve Çukurca Savcılığı cenazelerimizin ilçeye getirilmesini istediler’ demelerine rağmen askerler onları ‘Gidin köyde gömün, yoksa hepinizi öldürürüz!’ diye tehdit etti. Bunun üzerine Özdemir ve Çıtak boşaltılan köyde defnedildi. Ailelerin yaptığı başvurular ise sonuçsuz kaldı.”
 
Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.