Bêrîtan Pirsûs’un hikâyesi: Çeyize itiraz, annede kalan kına
- 09:03 14 Ekim 2026
- Portre
Evin Çiftçi
RIHA - Nişanlı olduğu dönemde kendisine hazırlanan çeyize “Bu ne çeyizdir?” diyerek karşı çıkan Faraşîn Bêrîtan Pirsûs, 19 yaşında yönünü dağlara çevirdi. Annesi Rahime Demir, kızını “Çok güçlüydü, hiçbir şeyden çekinmezdi” sözleriyle anlattı.
Kürdistan’da Kürt halkına yönelik inkâr, baskı, zorunlu göç ve katliamlar devletin iç yüzünü ortaya çıkarırken, özellikle 1990’lı yıllarda binlerce kişinin faili meçhul bir şekilde kaybettirilmesi, köylerin boşaltılması ve zorunlu göçler, Kürt sorununun en önemli başlıkları arasında yer aldı. 1978’de başlayan Kürt Özgürlük Mücadelesi ise bu tarihsel süreçte yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Yarım asırlık mücadele boyunca Kürdistan halkından binlerce kişi, bu baskılara, inkâra ve katliamlara karşı yönünü dağlara çevirip özgürlük mücadelesine katıldı. Bu mücadele içerisinde yer alanlardan biri ise Riha’nın Pirsûs ilçesinde dünyaya gelen Faraşîn Bêrîtan Pirsûs (Berivan Demir) oldu.
Faraşîn Bêrîtan Pirsûs, altı kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gözlerini açtı. Devletin Kürt inkârını küçük yaşlarda öğrenen Faraşîn Bêrîtan Pirsûs, okuduğu okullarda bunun somut örnekleri ile karşılaştı. Okulunu bitirmesinin ardından, 19 yaşında, Kürt halkına yönelik katliam ve zulme “dur” demek için 30 Haziran 2016’da rotasını dağlara çevirdi. Birçok alanda mücadelesini sürdüren Faraşîn Bêrîtan Pirsûs, 29 Nisan 2019 tarihinde Medya Savunma Alanı’nda bulunan Garê bölgesinde yaşanan bir çatışmada yaşamını yitirdi.
Faraşîn Bêrîtan Pirsûs’un yaşam hikâyesini, daha önce verdiği röportajlarda kendisinden ve annesi Rahime Demir’den dinliyoruz.
‘Kürtlerin uğradığı soykırım ve işkenceleri okurdu’
Rahime Demir, kızının çocukluğunu anlatarak, “Bêritan evin en küçüğüydü; 2 ablası ve 3 abisi vardı.
Çok güçlüydü, hiçbir şeyden çekinmezdi. Çok yardımsever, merhametli ve mütevazı biriydi. İnsanları çok severdi. Kürtlerin uğradığı soykırım ve işkenceleri okur, bunları çok kafasına takardı. Evin küçüğü olduğu için ne dese herkes dediğini yerine getirirdi” dedi.
Çok güçlüydü, hiçbir şeyden çekinmezdi. Çok yardımsever, merhametli ve mütevazı biriydi. İnsanları çok severdi. Kürtlerin uğradığı soykırım ve işkenceleri okur, bunları çok kafasına takardı. Evin küçüğü olduğu için ne dese herkes dediğini yerine getirirdi” dedi.
‘Sen köy ağası mısın?’
Kızının feodaliteye karşı çıktığını söyleyen Rahime Demir, şunları söyledi: “Bir gün babası dışarıdan eve gelince bana, ‘Bana bir leğen su al gel, ayaklarımı yıka’ demişti. Bêritan ise hemen araya girip, ‘Sen köy ağası mısın? Bir de anneme ayaklarımı yıka diyorsun. Git kendi ayaklarını banyoda yıka gel baba’ demişti. Amcasının, teyzesinin oğulları gelince onlara sarılır, oturur konuşurdu. Bizim buralarda böyle şeyler ayıp görüldüğü hâlde o, ‘Ben kimseyi dinlemem; kendimi de biliyorum, onları da. Kötü bir şey yapmıyoruz, amcamın, teyzemin çocuklarıyla ben neden konuşmayayım ki?’ derdi.”
‘Gideceği yere kendini alıştırmak için kendini aç bırakıyordu’
Özgürlük mücadelesine katılmaya karar verdiği süreçte, orada karşılaşacağı zorlu şartlara ve açlığa bünyesini alıştırmak için kendisini aç bıraktığını ifade eden Rahime Demir, “O zamanlar nişanlıydı da. Ben ona çeyiz hazırladığımda kızıyor, ‘Bu ne çeyizdir?’ diyordu. Meğer gitmeyi zaten aklına koymuş, bu yüzden hiçbir şey istemiyormuş. Gideceğine yakın zamanlarda sürekli kendini aç bırakıyor, yemek yemiyordu. Sonradan fark ediyorum ki gideceği yerde zorluk çekmemek ve açlığa alışmak için yapıyormuş bunu. Katılmadan hemen önce ablalarının yanına gitmişti, geldikten bir hafta sonra da gitti. Bir gün ona, ‘Gel, saçların beyazlamış, saçlarına kına yapalım’ dediğimde, ‘Tamam getir, yaparız’ demişti. Hazırlayıp getirdiğimde ise ‘Sabah yaparız’ dedi. Hâlâ o kınası içeride duruyor” dedi.
‘O an anladım gittiğini, yolu açık olsun dedim’
Kızının yaşamını yitirme haberini almadan önceki süreci anlatan Rahime Demir, “Yeter ki barış olsun, o gelmese de olur; yeter ki sevdiği yolda yürüsün. Kızımın seçtiği yoldan ve verdiği mücadeleden gurur duyuyorum. Bêrîtan gece herkes uyuduktan sonra gitmişti. Sabah onu kahvaltı yapması için çağırmaya gittiğimde yerinde yoktu. Kardeşimin kızı gelip ‘Aşağıda değil’ deyince her yere baktım, bulamadım. O an anladım gittiğini. ‘Yolu açık olsun’ dedim. Ben oğlum gider diye düşünürken o kalkıp gitti. Ben Bêrîtan’la gurur duyuyorum. Çok temiz ve onurlu bir yolda şehit düştü. Gittiği günden beri ondan hiç haber alamadık, hiç konuşmadık. Biz hep yaşıyordur diyorduk. Sadece bir gün televizyonda görmüştüm” şeklinde konuştu.
En büyük isteği Abdullah Öcalan’ı görmek
Verdiği röportajda Kürt Özgürlük Hareketi’ne katılımının, özyönetim süreçlerinde Kürdistan halkına yönelik gerçekleştirilen katliamlardan derinden etkilenmesiyle gerçekleştiğini belirten Faraşîn Bêrîtan Pirsûs, “30 Haziran 2016 tarihinde partiye katıldım. Özyönetim süreçlerinde Kürdistan halkına yapılan katliamlar beni derinden etkiledi; katılımımdaki etkenler bunlar oldu. İlk eğitime dâhil olduğumda büyük bir heyecan yaşadım. Özellikle Şehit Dîrok ve Şehit Doğa’nın eylemleri üzerimde derin bir iz bıraktı. En büyük isteğim bir gün Önderliği görebilmek, bir diğeri ise Hêzên Taybet’e katılmaktır” dedi.
‘Yoldaşlık, bitimsiz bir yaşam kaynağıdır’
“Heval” kavramını sonsuz bir yaşam olarak anlamlandıran ve bunu kendi yaşamında yaşamsallaştıran Faraşîn Bêrîtan Pirsûs, “Kadın ve erkek tüm arkadaşların emeğinde, isteğinde ve sevgisinde insan güzel bir yaşamın izlerini görüyor. Onların duruşu, dünyaya bakışı ve yoldaşlarına olan sonsuz bağlılığı öyle güçlü ki bir an bile tereddüt etmeden canlarını feda edebilecek bir kararlılığı barındırıyor. Heval olmak, tek bir şeyi kendi adına istemektir; o da yoldaşına yönelecek kurşunu kendi göğsünde karşılamayı dilemektir. Yoldaşlık, bitimsiz bir yaşam kaynağıdır. Aramızdaki bu bağ, beyaz bir örtü gibidir; üzerindeki en küçük toz tanesini bile hemen belli eder ve üzerinde siyah olan, kötü olan hiçbir şeyi barındırmaz” dedi.
‘Yaşamak için ölümü göze almak gerekir’
“Yaşamak için ölümü göze almak gerekir” diyen Faraşîn Bêrîtan Pirsûs, “Düşman, Kürdistan’da ağır bir özel savaş yürütüyor; halkımız da bu özel savaş politikalarına karşı kararlılıkla mücadele etmelidir. Yaşamak için ölümü göze almak gerekir. Kemal Pir’in de belirttiği gibi: ‘Biz yaşamı, uğruna ölecek kadar çok seviyoruz.’ Mücadelenin başındaki arkadaşlarımız düşmana karşı savaşarak ve güçlü bir irade sergileyerek bize ışık tutan bir yol açmış ve büyük bir yaşam inşa etmişlerdir. Kimse bizi düşmanın yansıttığı şekilde tanımamalı; gelip kendi gözleriyle görmeli ve anlamalıdır. Nasıl emek verdiğimizi, yaşama ve halkımıza olan bağlılığımızı bizzat görmelidirler” sözlerini söyledi.







