Jineolojî Konferansı’nda çağrı: Bilgi toplumla buluşturulmalı
- 20:45 17 Ekim 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - Avrupa Jineolojî Konferansı’nın üçüncü oturumunda, kadınların eğitim ve araştırma deneyimleri ile akademilerin toplumsal rolü ele alındı. Katılımcılar, Jineolojî çalışmalarının akademik alanla sınırlı kalmaması ve toplumun ihtiyaçlarına yanıt veren somut çalışmalara dönüştürülmesi çağrısında bulundu.
Hollanda’nın Haelen kentinde, “Demokratik ve komünal yaşamın inşasında Jineolojî’nin rolü” ana temasıyla gerçekleştirilen Avrupa Jineolojî Konferansı’nın üçüncü oturumu, “Bilginin toplumsallaşması ve bilimin sömürgeci etkilerden arınması” başlığıyla yapıldı. Jineolojî’nin kolektif öğrenme deneyimleri, pedagojik yöntemleri ve bilgi üretme biçimlerinin ele alındığı oturumda, kadın bilgisinin toplumsallaşması ve demokratik toplumun inşasındaki rolü tartışıldı.
Jineolojî Komitesi üyeleri Yasemin Anday ve Nûjîn Derya ile Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) üyesi Jînda Amed’in sunum yaptığı oturumda, eğitim deneyimlerinden araştırma çalışmalarına, akademilerin toplumsal rolünden yerel örgütlenmelerin güçlendirilmesine kadar birçok başlık değerlendirildi.
‘Eğitim, yeni insanın inşasının temeli oldu’
Kürt Özgürlük Hareketi’nin eğitim deneyimlerini ve Jineolojî’nin bu birikim üzerinden gelişimini ele alan Jînda Amed, eğitimin hareketin başlangıcından itibaren temel çalışma alanlarından biri olduğunu belirtti. Haki Karer ve Kemal Pir öncülüğünde sınırlı imkânlarla başlayan eğitim çalışmalarının zamanla farklı alanlara yayıldığını ve yeni yöntemlerle geliştirildiğini ifade eden Jînda Amed, bu çalışmaların yalnızca bilgi aktarımını değil, kişilik oluşumunu da hedeflediğini söyledi.
Eğitimlerde etik ve ahlak, insan ve doğa sevgisi, kadın özgürlüğü ve feodal etkilerin aşılması üzerinde durulduğunu belirten Jînda Amed, “Jineolojî de yaratılan bu değerler üzerinden yükseldi. Jineolojî bunların eseridir” dedi.
Erkek egemen ve kapitalist zihniyetin aşılmasında eğitim ve öz eğitimin önemine dikkat çeken Jînda Amed, kişinin kendisini geliştirmesi için yoğunlaşmanın belirleyici olduğunu vurguladı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigması temelinde akademilerin geliştiğini belirten Jînda Amed, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının kadın özgürlüğü perspektifiyle sürdürülmesinin önemine işaret etti.
Avrupa’da kadın eğitimleri ve örgütlenme deneyimi
Avrupa’daki eğitim çalışmalarının Binevş Agal ve Sakine Cansız gibi kadınların öncülüğünde geliştiğini belirten Jînda Amed, devlet baskılarına ve erkek egemen zihniyete rağmen kadınların mücadeleyi sürdürdüğünü ifade etti. Jînda Amed, bu birikimin kültür, meclisleşme ve komün alanlarında çeşitli kazanımların ortaya çıkmasına katkı sunduğunu söyledi.
Kürt kadınlarının eğitim deneyiminin özgür yaşamın nasıl kurulabileceğine ilişkin önemli yanıtlar geliştirdiğini kaydeden Jînda Amed, “Kadınlar erkek egemen baskıları aşmakla kalmadı, ‘Nasıl yaşamalı?’ sorusuna da cevap oluşturdu” dedi.
‘Jineolojî’nin toplumla bağı güçlendirilmeli’
Jineolojî alanında konferanslar, eğitimler ve çeşitli araştırmalar yürütüldüğünü ancak mevcut çalışmaların geliştirilmesi gerektiğini belirten Jînda Amed, akademilerin ve komitelerin toplumsal yaşama daha fazla katılması gerektiğini vurguladı.
Jineolojî’nin kadın özgürlük mücadelesinin topluma dayalı ve enternasyonalist niteliğiyle bağını güçlendirmesi gerektiğini ifade eden Jînda Amed, çalışmaların toplumun ihtiyaçlarına nasıl yanıt verebileceğinin tartışılması gerektiğini söyledi. Jînda Amed, eğitim ve araştırmaların kendi alanlarıyla sınırlı kalmaması, toplumsal ilişkiler ve örgütlenmeyle bütünleşmesi gerektiğine dikkat çekti.
Yasemin Anday: Öğrenme ortak yaşamın parçası olmalı
Jineolojî Komitesi üyesi Yasemin Anday, Avrupa’da 10 yılı aşkın süredir yürütülen pedagojik çalışmaları ve alternatif öğrenme yöntemlerini değerlendirdi. Kadın köleliğinin toplumsal sorunların temelinde yer aldığını belirten Yasemin Anday, Jineolojî’nin bu gerçekliği ortaya koymak ve özgür yaşamın bilgisini geliştirmek amacıyla doğduğunu söyledi.
Yasemin Anday, “Toplumun sırtındaki hançer kadın köleliğiydi; bu hançer çıkarılmadan hiçbir toplumsal sorun kökten çözülemezdi. Jineolojî, işte bu hançeri tanımlayan, yerinden söküp atan ve yerine özgür yaşamın bilgisini koyan bir bilim olarak doğdu” dedi.
Avrupa’daki çalışmaların Kürt Kadın Hareketi’nin eğitim ve öz eğitim deneyiminden beslendiğini kaydeden Yasemin Anday, konferanslar, seminerler ve okuma gruplarıyla başlayan çalışmaların 2017’de Almanya’da gerçekleştirilen ilk Avrupa kampıyla yeni bir boyut kazandığını belirtti. Kamplarla birlikte öğrenmenin, kadınların birlikte yaşadığı, tartıştığı, araştırdığı ve sorumluluk paylaştığı ortak yaşamın içine taşındığını ifade etti.
“Bilgiyi yalnızca tartışmak değil, birlikte deneyimlemek ve yaşamla buluşturmak” gerektiğini vurgulayan Yasemin Anday, ortak yaşamın bireyci alışkanlıkları ve toplumsal çelişkileri görünür kıldığını söyledi. Xwebûn, hevaltî, eleştiri-özeleştiri ve tekmil gibi pratiklerin kadınların kendilerini ve ilişkilerini değerlendirmelerine alan açtığını belirten Yasemin Anday, “Komünal yaşam, yalnızca ortak bir mekânda bulunmak değil; birlikte düşünmek, sorumluluk üstlenmek, çelişkilerle yüzleşmek ve ilişkileri dönüştürmek için sürekli emek vermektir” diye kaydetti.
Jineolojî çalışmalarında sözlü tarih, yaşam anlatıları, küçük grup çalışmaları, tiyatro, sanat ve hafıza yöntemlerinin de geliştirildiğini aktaran Yasemin Anday, bu yöntemlerin farklı kadınların deneyimlerini görünür kıldığını belirtti.
Dil farklılıkları, ekonomik koşullar, çalışma saatleri ve çocuk bakımının kadınların eğitimlere katılımını etkilediğine dikkat çeken Yasemin Anday, Avrupa merkezli bilgi anlayışının ve araştırmalarda yararlanılan kaynakların da eleştirel biçimde sorgulanması gerektiğini dile getrdi.
Pedagojik çalışmaların sürekliliğinin sağlanması, farklı yerellerde üretilen bilginin ortak bir toplumsal birikime dönüştürülmesi ve öğrenmenin demokratik komünal yaşamın inşasıyla bütünleştirilmesi gerektiğini belirten Yasemin Anday, “Jineolojî pedagojisinin temel meselesi yalnızca neyi öğrettiğimiz değil, öğrendiklerimizle nasıl bir yaşam kurabildiğimizdir” ifadelerini kullandı.
Kadın tarihi, stranlar ve mitoloji üzerine araştırmalar
Oturumun “Bilginin özgürleştirilmesinde Jineolojî’nin araştırma amaç ve yöntemleri” başlıklı bölümünde, Avrupa’da Jineolojî bünyesinde yürütülen araştırmaların sonuçları paylaşıldı. Çalışma grupları; kadın tarihi, halk stranları, mitoloji, göç, sürgün, asimilasyon, köylü hareketleri, yurtseverlik ve aile üzerine yaptıkları araştırmaları aktardı.
Kürdistan, Fransa, Katalonya ve İspanya’da halk stranları üzerine yürütülen araştırmalarda, stranların kadınların kendilerini ifade etme yollarından biri olduğu ve kadınlara yönelik şiddetin bu eserlerde sıkça işlendiği belirtildi. Fransa’daki dil çeşitliliği ve zamanla tek dilin hâkim kılınması da araştırma başlıkları arasında yer aldı.
İtalya’da mitoloji üzerine yapılan araştırmalarda ise Medusa ve Athena gibi figürler Jineolojî perspektifiyle ele alındı. Mitolojik anlatıların erkek egemen yorumlarla şekillendirildiğine dikkat çekilen aktarımda, “Athena’nın erkeğin kafasından yaratıldığı, zayıf bir figür olarak patriyarkal ideoloji tarafından yansıtılıyor. Kadın bir tanrıça olarak yaşamın ve ölümün belirleyicisidir. Medusa’yı araştırdıkça başka tanrıçaların varlığına da rastladık. Paleolitik ve Neolitik dönem üzerine bir broşür de hazırladık. Bu materyalleri Jineolojîk bir perspektifle ele almakta zorlandık. Greko-Romen kültürü erkek egemen bakışla ele alınmış; biz de Jineolojî bakış açısıyla bir broşür hazırlamaya karar verdik” denildi.
Katalonya tarihine ilişkin araştırmalarda göç, sürgün, asimilasyon ve tek dil dayatmasının toplumsal yaşamdaki etkileri incelendi. Franco faşizmi döneminde kadınların direniş deneyimlerini araştıran çalışma grubunun, ailelerle yapılan görüşmelerden hareketle bir kitap taslağı hazırladığı belirtildi. O dönemi yaşayan kadınların çoğunun artık hayatta olmadığına dikkat çekilerek, tarihin yeterince konuşulmayan yönlerinin kayıt altına alınmasının önemi vurgulandı.
Jineolojî bünyesinde yaklaşık 6 yıldır sürdürülen, son 500 yıllık köylü hareketleri, demokratik tarih anlayışı, yurtseverlik ve İsviçre’de demokratik aile alanındaki araştırmalar hakkında da bilgi verildi. Ailenin Jineolojî içerisindeki yerinin tartışıldığı, kadınlara yönelik atölye ve kamplar düzenlenerek çalışmaların sonuçlarının broşürlerle paylaşılmasının planlandığı ifade edildi.
Araştırma gruplarının genel değerlendirmesinde, tarihsel ve toplumsal olguların pozitivist anlayıştan uzak, Jineolojî perspektifiyle ele alınmasının önemine dikkat çekildi.
Akademilerin toplumsal rolü tartışıldı
“Jineolojî akademilerinin amacı, işlevi ve örgütlenme modeli nasıl şekillenecek? Demokratik modernite perspektifiyle akademilerin toplumsal rolü” başlıklı bölümde, Avrupa’da yürütülen araştırma ve tartışmaların toplumla buluşturulması gerektiği vurgulandı.
Atölye sonuçlarında, Jineolojî çalışmalarından hareketle somut projeler geliştirilmesi, alan meclisleri arasındaki kopukluğun giderilmesi ve ortak bir paylaşım mekanizması oluşturulması gerektiği belirtildi. Akademilerin örgütlenmesinde diaspora koşullarının ve ihtiyaçlarının dikkate alınması, meclislere yönelik eğitimler yapılması ve seminerlerin somut projelere dönüştürülmesi önerildi.
Atölye aktarımında, “Alan meclisleri arasında kopukluk var, Jineolojî çalışmalarını sırf Jineolojî çalışanlarından bekleme var. Bunu gidermeliyiz. Paylaşıma dönük ortak bir mekanizma oluşturmalıyız. Akademileşme alanında diasporanın ihtiyaçları temelinde somut planlamalara ihtiyaç var” denildi.
Delegeler: Jineolojî toplumun diliyle konuşmalı
Sunumların ardından söz alan delegeler, Jineolojî’nin akademik kavramlarla sınırlı kalmaması, toplumun günlük yaşamına ve ihtiyaçlarına yanıt veren çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirtti. Kadınlarla kurulan ilişkilerin sürekliliği, kadın tarihinin yazılması, araştırma sonuçlarının ortak hafızaya dönüştürülmesi ve genç kadınlarla çocuklara yönelik çalışmaların geliştirilmesi öne çıkan başlıklar oldu.
Jineolojî’nin fazla akademik bir çerçevede ele alındığını söyleyen bir delege, farklı halklardan kadınlarla kamplarda bir araya gelmenin önemli olduğunu ancak toplumsal alandaki temasların güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kürt kadınlarının Lahey’deki azınlık platformunda yer almamasına dikkat çeken delege, Jineolojî’nin uluslararası alanda kadınların ve halkların temsilini güçlendirecek öneriler geliştirebileceğini söyledi.
Amed’den konferansa katılan bir delege ise kapitalist modernitenin umutsuzluk ve güvensizlik yarattığını belirterek, kadın tarihinin yeniden yazılmasının önemini vurguladı. Jineolojî çalışmalarının insanları birbirine yaklaştıran, karmaşıklaştırılmamış ve yaşamın içinden bir anlayış geliştirmesi gerektiğini ifade eden delege, farklı coğrafyalardaki yaşam deneyimlerinin dikkate alınmasını istedi.
Kürdistan’daki araştırma deneyimlerine de değinen delege, çalışmaların daha fazla kadını kapsayacak şekilde geliştirildiğini ve kadınların kendi gerçeklikleriyle yüzleşmelerine olanak sağladığını belirterek, “Egemen düşünce kalıplarına karşı eleştirel olmamız gerekiyor. Toplumla buluşturulmalı, yoksa yok olur. Bilgi aktarımları birbirimizi güçlendirecektir” dedi.
Bir başka delege ise Jineolojî’nin toplumdan kopuk ve üstten konuşan bir dile sahip olmaması gerektiğini vurgulayarak, “Jineolojî, kadın dilidir, üstenci kalmamalı” ifadelerini kullandı.
Demokratik sosyalizm gibi kavramların toplumda farklı anlamlar taşıyabildiğini belirten delege, herkesin anlayabileceği bir dil geliştirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Önder Apo toplumun anladığı dilden konuşuyor ama büyük bir perspektif oluşturuyor. Jineolojî’nin dili de bu olmalı. Temas etmeliyiz” dedi.
İsviçre’de yaşayan ailelerle yapılan bir araştırmanın sonuçlarına değinen başka bir delege ise Jineolojî’nin etkisinin zayıf kaldığının görüldüğünü belirtti. Jineolojî’nin meclisler, komünler ve halkla ilişkilerinin süreklilik kazanması gerektiğini söyleyen delege, çalışmaların pratik sonuçlarının daha görünür hâle getirilmesi çağrısında bulundu.
Kadın evi, Jineolojî komünleri ve hafıza çalışmaları önerildi
Delegeler, Jineolojî çalışmalarının toplumsal karşılığını güçlendirmek amacıyla çeşitli öneriler sundu. Bakurê Kurdistan’dan gelip ülkesine dönemeyen kadınların birlikte yaşayabileceği bir kadın evi kurulması, kitap ve tiyatro alanlarında komünler oluşturulması, ortak ürünler geliştirilmesi ve kadın direniş kültürüne ilişkin deneyimlerin farklı ülkelerde araştırılması öneriler arasında yer aldı.
Ayrıca dönemsel projeler kapsamında Jineolojî komünlerinin kurulması, derneklerde geçmişten bugüne deneyim sahibi insanların yaşam öykülerinin kaydedilmesi ve bu anlatıların arşivlenmesi gerektiği ifade edildi.
Bir delege, hafıza çalışmalarının önemine dikkat çekerek, derneklerde deneyim sahibi kadınların yaşam öykülerini paylaşmasının ve bu anlatıların toplum tarafından dinlenmesinin ortak bilgi birikimini güçlendireceğini belirtti.
Genç kadınlar ve çocuklara yönelik çalışmaların da öncelikler arasında yer alması gerektiği vurgulandı.
Avrupa Jineolojî Konferansı’nın üçüncü oturumu, araştırmaların toplumsallaştırılması, akademilerin yerel örgütlenmelerle ilişkisinin güçlendirilmesi ve Jineolojî’nin kadınların günlük yaşamına daha fazla dokunması yönündeki tartışmalarla tamamlandı.







