BM: Barış süreçlerinde müzakerecilerin yüzde 5’i kadın
- 15:29 27 Ekim 2026
- Dünya
HABER MERKEZİ - BM raporuna göre, askeri harcamalar 2,9 trilyon dolara ulaşırken, barış süreçlerinde müzakerecilerin yalnızca yüzde 5’i kadınlardan oluşuyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği “Kadın, Barış ve Güvenlik” konulu 2025 yılına ilişkin raporu yayımladı. Rapor, çatışma bölgelerinde kadın ve çocukların hedef alınmasında ciddi bir artış yaşandığını ortaya koydu.
Her gün en az 25 kadın ve çocuk katlediliyor
Yayımlanan raporda, savaşların sona erdirilmesi ve kadınların barış süreçlerine etkin katılımının sağlanması için uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısı yapıldı. Rapora göre, geçen yıl silahlı çatışmalarda 37 binden fazla sivil yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedenlerin yüzde 25’ini kadınlar ve çocuklar oluşturdu. Bu oran, 2021 yılına kıyasla iki katına çıkarken, her gün en az 25 kadın ve çocuk yaşamını yitirdi.
‘Cinsel şiddet de korkutucu boyutlara ulaştı’
BM Kadın Birimi İcra Direktör Yardımcısı Nyaradzayi Gumbonzvanda, savaşların kadınlar ve çocuklar açısından giderek daha ölümcül hale geldiğine dikkat çekti. Silahların mutfaklar, sınıflar ve doğum servisleri gibi güvenli olması gereken alanlarda dahi kadınları hedef aldığını belirten Nyaradzayi Gumbonzvanda, ihlallerin yalnızca öldürmeyle sınırlı kalmadığını, çatışmayla bağlantılı cinsel şiddetin de korkutucu boyutlara ulaştığını ifade etti.
9 bin 788 cinsel şiddet vakası
BM, 2025 yılında doğrulanmış 9 bin 788 cinsel şiddet vakası kaydetti. Bu sayı, bir önceki yılın iki katından fazla, 2022’de kaydedilen vakaların ise yaklaşık dört katı. Cezasızlığın sürdüğüne dikkat çekilen raporda, yakın zamanda imzalanan 13 ateşkes anlaşmasının hiçbirinde bu ihlalleri açıkça yasaklayan bir hükmün bulunmadığı belirtildi.
Düşük vakaları yüzde 300 arttı
Raporda, çatışma bölgelerinde altyapının tahrip edilmesinin kadınların yaşadığı sorunları daha da ağırlaştırdığı vurgulandı. Çatışma bölgelerinde yaşayan kadınların gebelik ve doğumla bağlantılı nedenlerle yaşamını yitirme riski, istikrarlı bölgelerde yaşayan kadınlara kıyasla beş kat daha yüksek. Gazze’de hastanelerin ve sağlık merkezlerinin yıkılması, tıbbi malzeme eksikliği ve sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması sonucunda canlı doğum oranlarının yüzde 41 azaldığı, düşük vakalarının ise yüzde 300 arttığı bildirildi.
Afganistan’daki eğitim durumu
Afganistan’da ise çocukların eğitimden mahrum bırakılma olasılığının 2,5 katına çıktığına dikkat çekildi. Raporda, çocukların eğitim haklarının yanı sıra temel haklarının da ellerinden alındığı belirtildi.
Askeri harcamalar 2,9 trilyon dolara ulaştı
BM Kadın Birimi Politika ve Programlar Bölümü Direktörü Sarah Hendriks, 2025 yılında dünyada 1946’dan bu yana en yüksek çatışma sayısına ulaşıldığını ve toplam 185 çatışma yaşandığını açıkladı. Bu dönemde küresel askeri harcamalar rekor düzeye çıkarak 2,9 trilyon dolara ulaşırken uluslararası yardımlar yüzde 23 azaldı. Finansman alanındaki bu dengesizliğin, çatışmalardan etkilenen kadınlara destek veren yerel kadın örgütlerini doğrudan etkilediğini belirten Sarah Hendriks, bu örgütlerin insani yardım finansmanının yalnızca 168 milyon dolar düzeyinde kaldığını kaydetti.
Kadın örgütlerinin yüzde 45’i kapanma riskiyle karşı karşıya
Kadın örgütlerinin yüzde 45’inin altı aydan uzun süre faaliyetlerini sürdürebilecek finansmana sahip olmadığı ve kapanma riskiyle karşı karşıya bulunduğu bildirildi. Örgütlerin yüzde 77’sinin ise çalışanlarını kaybettiği belirtildi. Bu durum, kriz bölgelerindeki kadın ve çocuklara sunulan doğrudan desteğin kesintiye uğraması anlamına geliyor.
Barış süreçlerinde müzakerecilerin yüzde 5’i kadın
Kadınların toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, ailelerin güvenliğini sağlamak ve şiddetten sağ kurtulanları korumak amacıyla sahada müzakereler yürüttüğünü belirten Sarah Hendriks, buna rağmen kadınların resmi barış süreçlerinden dışlandığına dikkat çekti. 2025 yılında yürütülen 57 barış sürecinde, müzakerecilerin yalnızca yüzde 5’inin kadınlardan oluştuğu kaydedildi.
BM yetkilileri, insani acıların normalleştirilmesine son verilmesi gerektiğini vurgulayarak, açıklanan verilerin kaçınılmaz bir sonuç değil, siyasi tercihlerin ürünü olduğunu belirtti. Gerçek güvenliğin silah stoklarının büyüklüğüyle değil, kız çocuklarının okula gidebilmesi, kadınların şiddetten uzak yaşayabilmesi ve ailelerin korkmadan uyuyabilmesiyle ölçülebileceğini ifade etti.







