İHAMED’e en çok fiziksel ve dijital şiddet başvurusu var
- 09:03 27 Nisan 2026
- Güncel
WAN - İHAMED Eşbaşkanı Avukat Burcu Şeber, Türkiye’de şüpheli kadın ölümlerinin alarm veren seviyeye ulaştığını belirterek, en çok fiziksel ve dijital şiddet başvuruları aldıklarını söyledi.
Türkiye ve Kürdistan’da katledilen ve şiddet gören kadınlar açısından cezasızlık politikası her geçen gün daha görünür hale geliyor. Son zamanlarda şüpheli kadın ölümleri artarken, aradan geçen zamana rağmen yasanın kadınları korumaya yönelik bir duruş sergilemediği gibi görünmesi için de çaba sarf etmediği biliniyor. Sistemin bir kere daha eril yargı eliyle yürütüldüğü cezasızlık politikaları ile görünür hale geldi. Kadına yönelik şiddet, taciz ve kadın katliamı dosyalarında faillere iyi hal ve haksız tahrik indirimleri uygulanması, etkin soruşturma yürütülmemesi ve koruma kararlarının yeterince işletilmemesi, kadınların yaşam hakkını tehdit eden başlıca nedenler arasında yer alıyor. Mevcut yasaların uygulanmaması ve yargının erkek şiddetini cesaretlendiren kararları, cezasızlık politikasının sürdüğünü gösteriyor.
Wan’da bulunan İnsan Hakları ve Medya Derneği (İHAMED) Eşbaşkanı Avukat Burcu Şeber, artan kadın katliamları ile şüpheli kadın ölümlerine dair değerlendirmelerde bulundu.
‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin sonucu ağır oldu’
Şüpheli kadın ölümlerini sahada incelediklerini belirten Burcu Şeber, şiddet gören kadın ve kız çocukların adalete erişimde çok ciddi sorunlar yaşadığını ifade etti. Adalete erişimin birçok alanda kısıtlandığını dile getiren Burcu Şeber, hak savunucularının da bu süreçte çok sayıda engellemeyle karşı karşıya kaldığını söyledi. İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların yaşam hakkı açısından kritik bir sözleşme olduğunu belirten Burcu Şeber, sözleşmeden çekilme kararıyla birlikte şüpheli kadın ölümlerinde ciddi artış yaşandığını kaydetti. Kadınların korunması amacıyla çıkarılan 6284 sayılı kanunun uygulanmadığını belirten Burcu Şeber, “Dosyalarımızda savcılıklardan talepte bulunmamıza rağmen koruma mekanizmalarının işlemediğine son dönemde sıkça tanık olduk. 6284 sayılı kanun, koruma yetkisi bulunmasına rağmen çok uzun süre sonra devreye girebiliyor. İstanbul Sözleşmesi çok kritik bir sözleşmeydi bir gecede iktidar tarafından feshedildi. Bu sözleşmeden geri çekilmeyle beraber inanılmaz derecede şüpheli kadın ölümleri artmaya başladı. Hal böyle olunca doğrudan bir cezasızlık politikası çıkmaya başlıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması demek, ‘Ben kadınların korunmasını istemiyorum’ demektir. İktidarın buradaki amacının ne olduğu istatistik verilerle ortada. Devlet kadınları ve çocukları koruyamıyor. Geldiğimiz noktada da şüpheli kadın ölümleri çok yükseklerde” dedi.
‘Başvuruları tek elden takip ediyoruz’
Kadın haklarını merkeze alarak çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Burcu Şeber, aynı zamanda fikir ve düşünce özgürlüğü alanında da faaliyetlerini sürdürdüklerini kaydetti. Şiddete maruz bırakılan kadın ve çocuklara hukuki destek sunduklarını belirten Burcu Şeber, başvuruları tek elden takip ettiklerini söyledi. Tespit edilen ihlallerin hak temelli dijital arşiv sistemine işlendiğini aktaran Burcu Şeber, medya departmanı ile kadın departmanının birbirini besleyen iki alan olduğunu söyledi. Burcu Şeber, “Şiddet hattına gelen bir başvuruda kadınları farklı kurumlara yönlendirmiyoruz. Kadın travma halindedir. Yaşadıklarını birden fazla kişiye anlatması yeniden travmaya neden oluyor. Bir dosyanın sonuna kadar gidilmesi ve bunun tek kişi tarafından takip edilmesi gerekiyor. Aynı zamanda ihlaller tespit edildikten sonra hak temelli bir dijital arşiv sistemimiz var ve oraya işleniyor. Medya departmanı ile kadın departmanı bir yerde birbirini besleyen bir noktadadır. Bundan dolayı medya ve kadın derneği kurduk. Bunları hak temelli kamuoyuna duyurmayı çok önemsiyoruz. Bu alanlarda da çok kapsamlı eğitimler verdik. Hukukçulara, gazetecilere ve sosyal çalışmacılara bu alanda eğitim vermeye ve farkındalık çalışmalarına devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘İlk başvuru sağlık kurumlarına yapılıyor’
Şiddete maruz bırakılan kadın ve çocukların ilk başvurduğu yerlerin sağlık kurumları olduğunu söyleyen Burcu Şeber, ilk kayıtların doğru tutulmasının hukuki süreç açısından hayati önemde olduğunu belirtti. Burcu Şeber, “İlk başvuruların doğru alınmaması, bulguların ve öykünün doğru şekilde kaydedilmemesi hukuki desteğimizi tıkıyor. Bu nedenle sağlık ocaklarındaki doktor ve hemşirelerle bir araya gelerek yasal sürecin önemini ve hukuki takibin nasıl yürütüleceğini anlattık. Başvurucular, kimi zaman aile baskısı ya da fail korkusuyla başvurularını geri çekebiliyorlar. Kimi kadınlar ise sığınacak yer bulamadıkları için yeniden şiddet döngüsüne dönmek zorunda kalıyor. Dernek bünyesinde gönüllü psikolojik destek de sunmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
Başvurular 81’in üstünde: En çok fiziksel ve dijital şiddet başvurusu geliyor
Kendilerine yapılan başvuruların çoğunun fiziksel ve dijital şiddet içerdiğini dile getiren Burcu Şeber, şiddetin yeni türlerinin giderek görünür hale geldiğini söyledi. Dijital şiddetin de son dönemde daha fazla gündeme geldiğini kaydeden Burcu Şeber, şiddet türlerini ayırarak tanımladıklarını ve bunun önemli olduğunu belirtti. Burcu Şeber, Wan genelinde başvuruların 81’in üstüne ulaştığını fakat görünmeyen birçok şiddetin olduğunu kaydederek, “Topladığımız verilere göre kırsal kesimde yaşayan kadınların ekonomik ve dijital şiddete yoğun biçimde maruz kaldığını görebiliriz. Şiddetin birçok türüyle yeni yeni karşılaşıyoruz. Dijital şiddet bile yeni yeni gündeme gelmeye başladı. Biz bu şiddet türlerini ayırarak tanımlıyoruz ve bunda fayda görüyoruz. Aldığımız başvurular neticesinde topladığımız veri şiddetine bakarsak, kırsal kesimde yaşayan, belirli bir şiddet sarmalı etrafında yaşamını sürdüren kadınlar her türlü ekonomik ve dijital şiddete maruz kalıyor. Dijital şiddeti tanımlarsak eğer, bir sosyal medya üzerinde gerçekleşen gönül ilişkisi şantaja dönüşebiliyor” sözlerine yer verdi.
‘Kadınlar yeniden faile dönmek zorunda kalıyor’
Burcu Şeber, kadınların bir kere çıktıktan sonra aile evine geri dönmediğini, ekonomik özgürlüğü olmadığı için de şiddet uygulayan faille yaşamaya zorlandığını kaydetti. Devletin bu konuda ciddi politikalar üretmesi gerektiğini söyleyen Burcu Şeber, kadınların şiddet gördükleri alandan çıktıktan sonra güvenli yaşam alanlarına ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Burcu Şeber, “Kadınlar, başvuru yapmaya geldikten sonra, ‘Nereye gideceğim? Aile evine dönemem. Sığınaklara gidemem çünkü kapasite dolu, çocuklarımı kabul etmiyorlar’ diyor. Sığınaklar çok kötü durumda oraya gidemiyor ve çocuklarını bırakmak istemeyen kadınlar var. Şiddet gördüğü evden çıktıktan sonra başka gidebileceği bir yeri olmadığı için şiddet gösteren faile tekrar geri dönmek zorunda kalıyor. Buradan kurtulması için devletin ciddi anlamda politikalar üretmesi gerekiyor. Biz ne kadar sahada bir şeyler üretmeye çalışsak da bir yere kadar destek olabiliyoruz. Diğer durumlarda devletin sığınaklarını arttırması lazım. Kadınların ekonomik özgürlüklerinin güvence altına alınması lazım. Kadınların çalışıp üretebildiği birçok alanlar var. Başka ülkelerde bu sistemlerle karşılaşabiliyoruz. Türkiye'nin de buna hizmet etmesi gerekiyor” diye belirtti.
‘Sosyal medyada faili aklayan dil üretiliyor’
Dijital medya üzerinde hem dayanışmacı hem de şiddeti yeniden üreten bir dil bulunduğunu ifade eden Burcu Şeber, kadınların birbirine destek olarak güçlü bir ağ kurduğunu, ancak aynı zamanda faili aklayan ve şiddete maruz bırakılan kadınları suçlayan bir dilin de yaygın olduğunu söyledi. Bu dilin medyanın diliyle bağlantılı olduğunu aktaran Burcu Şeber, özendirici politikaların çok hassas bir mesele olduğunu ve ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Yanlış haberlerin tıklanma oranının doğru haberlere göre daha fazla olduğunun altını çizen Burcu Şeber, Narin Güran olayında çok sayıda yanlış bilgi ve iddianın servis edildiğini hatırlatarak, “Narin Güran olayını gördük ve ortaya birçok iddia atıldı ve birçok haber yanlış girildi. Hal böyle olunca doğruya ulaşmak zor oluyor. Etkin bir soruşturma sosyal medya üzerinden yapılmaz. Savcılık tarafından yapılması gerekirken, son dönemlerde sosyal medya üzerinden gidiliyor” diye konuştu.
‘Toplumsal cinsiyete duyarlı habercilik şart’
Hak temelli çalışmaların kamuoyuna duyurulmasını önemsediklerini kaydeden Burcu Şeber, medya dilinin toplumsal algıyı, yargıyı, fikir ve düşünce özgürlüğünü doğrudan etkilediğini ifade etti. Burcu Şeber, “Bu nedenle toplumsal cinsiyete duyarlı haberciliğin esas alınması gerekiyor. Hukukçulara, gazetecilere ve sosyal çalışmacılara eğitimler veriyor, farkındalık çalışmalarını sürdürüyoruz. Medya çok güçlü bir araç. Özendirici politikaların sadece medya üzerinde yürütüldüğünü söylemek zor olsa da cezasızlık ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yapmış olduğu kültür, dijital alanda da yapısal bir şekilde tekrar üretiliyor. Hal böyle olunca hak temelli bir dilin kullanılmamış olması cezasızlık ve cinsiyet eşitsizliğinin ortaya konmadan haber yapılması özendirici politikaları da beraberinde getiriyor” dedi.
‘Etkin soruşturma yürütülmeli’
Şüpheli kadın ölümlerinde etkin soruşturma yerine dijital medya üzerinden algı oluşturulduğunu söyleyen Burcu Şeber, soruşturmaların savcılık makamlarınca yürütülmesi gerektiğini belirtti. Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarına da değinen Burcu Şeber, “Gülistan Doku 6 yıldır kayıp. Bu süreçte neden etkin soruşturma yürütülmedi? Gülistan Doku özelinde ama bütün şüpheli kadın ölümlerini genel olarak kapsayan bir durum. Rojin Kabaiş dosyası da benzer şekilde ilerliyor. Tüm şüpheli kadın ölümlerinde failin kim olduğuna bakılmaksızın etkin soruşturma yürütülmeli, adalet sağlanmalıdır. Bütün şüpheli kadın ölümlerinde etkin bir soruşturma başlatılarak sonuca ermesi gerek. Failleri aklamadan etkin bir soruşturma yürütülmesi gerekiyor. Cezasızlık politikalarıyla erkek egemen yargı düzeni kadın katliamlarını büyütüyor, etkin soruşturma yürütülmediği sürece kadınların yaşam hakkı sistematik biçimde gasp ediliyor” diyerek adalet sistemini duyarlılığa çağırdı.







