Bir damla yağmur, binlerce umut: Var edenin kudreti
- 09:06 17 Ağustos 2026
- Kadının Kaleminden
"Bazı topraklar kuraklığa teslim olmaz. Çatlar, sertleşir, rengi değişir; ama en çok da böyle zamanlarda köklerini en derine çeker ve yağmuru bekler"
Beritan Canözer
Kürt halkının mücadele tarihi de biraz böyle bir hikayeyi barındırıyor. On yıllar boyunca savaşın, inkarın ve yok sayılmanın ağır gölgesinde yaşadı ama kendini var eden dilini, hafızasını, kültürünü ve barış özlemini toprağın derinlerinde korudu. Kuraklık onu zorlasa da, köklerinden koparamadı.
Şimdi yıllarca özlemi çekilen, o bir damla yağmurun yağmasından söz ediliyor. Bu tabiki de susuz kalmış bir toprağın yalnızca suya kavuşması olarak görülmemeli. Aynı zamanda terk edilmeye ve unutulmaya zorlanan bir toprağın buna karşı direnişinin ve hala yeşerebildiğinin en derin göstergesidir.
Kürt halkı özlemini duyduğu ve uğruna binlerce bedel ödediği barış için hergün daha derine, daha fazla kök saldı. Direndi. Yağmuru beklerken, güneşin ışığını unutmadı-ona inandı, ona tutundu, onunla köklerini korudu. Ve ilk damlada da o kökleri toprağın üzerine saldı.
Şimdi yıllardır bastırılamayan, yok edilemeyen o halka, o bir damla yağmurun kıymetsiz olduğunu anlatıyorlar.
Acı çekmemiş, özlem yaşamamış, evine yas düşmemiş, zindan kapısı gözlememiş hiç kimse; Kürt halkının barış özlemini de umudunu da anlayamaz. Bir ana için yıllardır sesini duymadığı evladına kavuşabilme ihtimalinin güzelliğini anlayamaz. Zindan yolu gözlerken, yaşamını yitiren anaların gözü açık gidişini anlayamazlar. Yıllardır barış mücadelesi verip, uğruna ölümü-tutsaklığı-sürgünü göze almış bir halkın inancını, anlayamazlar.
“Teslim oldular” denilen halk, 80’li yıllardan bu yana teslimiyeti kabul etmediği için binlerce evladını toprağa verdi. Yüzlercesinin cenazesi dahi bulunamadı, yüzlercesi kimsesizler mezarlığına defnedildi. Oysaki Kürt halkının, kimsesiz olan tek bir evladı dahi yoktu.
Tırnağı kırılsa dünyayı uğruna yakacakları evlatlarını, kendi elleriyle özgürlük mücadelesine kattılar. Varlıklarını, özgürlüklerini canlarıyla savundular. “Yeter ki barış olsun, yeter ki Kürtlerin hakkı tanınsın” diyerek bedel ödemekten bir an bile tereddüt etmediler. “Benim evladım da canım da kimsenin evladından, canından değerli değil” diyen analar, babalar; dağın yolunu tuttular. Yalnızca evlatlarını değil, kendilerini de feda ettiler. Ardında eşlerini, çocuklarını bırakıp mücadeleye katılmış onlarca örneği var bu tarihin.
Bunları biliyorlar, hepimiz kadar. Hatta bizim bilmediklerimizi de biliyorlar. Bu yüzden durmadan saldırıyorlar. Kürt özgürlük mücadelesine umudunu-inancını bağlamış hiç kimse gibi olamamanın ve olamayacak olmanın sancısıyla nereye saldıracaklarını şaşırıyorlar. Çünkü buradan besleniyorlar. Kendilerini var edebilecekleri tek yer burası. Düşmanlarıyla savaşmayı bilmezler ama birlik olmaları ve birlikte barışı savunmaları gerekenlerle zıt ilerler. Düşmanın nefretinden, öfkesinden, saldırısından korkarlar ama Önder Apo ve Kürt halkıyla karşı karşıya gelmekten çekinmezler. Çünkü Önder Apo’nun da, Kürt halkının da onlara karşı düşman hukukuyla saldırmayacağına güvenirler. Aslında bizi, bizden daha iyi tanırlar.
Saldırılar daha da artacak. Karalamak isteyecekler, sabote etmek isteyecekler, barışı engellemek isteyecekler, belki provokasyonlar olacak, belki daha fazlası…
Tam da bu nedenle bugün yaşananları yalnızca bir “süreç” olarak okumak eksik kalır. Bugün ki süreç, masa etrafında ne konuşulduğundan çok büyük bir anlam kapsıyor. Yıllardır çatışma ve inkar üzerinden kurulan bir düzenin artık kendi yöntemleriyle sürdürülemeyeceği çok daha çıplak bir haliyle görülüyor.
Kürt halkının bu süreçten talepleri/beklentileri bir lütuf olarak ele alınmamalı. Birilerinin uygun gördüğü kadar hak, uygun gördüğü kadar özgürlük, uygun gördüğü kadar barış da değil.
Kürt halkı, yıllardır bedel ödeyerek savunduğu yaşam hakkının, kimliğinin, dilinin, siyasal iradesinin ve onurlu bir geleceğin güvence altına alınmasını talep ediyor. Bu süreci yalnızca silahların susmasıyla ele almak, süreci eksik okumak-eksik anlamlandırmaktır.
Bu noktada şunu soralım: Barış nedir mesela? İki tarafın sadece silahları susturması mıdır?
Elbette değil. Silahların susmasıyla barışın kurulması aynı noktada, aynı anlam ifade etmiyor. Silahlar dönemsel olarak susar, çatışmalar durur. Örnekleri de çok yaşandı. Ancak bugün artık barışın kalıcılaştırılması konuşuluyor.
İnsanların korkmadan konuşabildiği, düşüncesi nedeniyle hapsedilmediği, kimliği nedeniyle yok sayılmadığı, siyasetin suç sayılmadığı, köylerin-mahallelerin talan edilmediği, bir halkı yok etme politikası olarak devreye konulan özel savaş politikalarına son verildiği, anadiliyle konuştuğu için kimsenin öldürülme ihtimalinin olmadığı bir yaşamın kurulmasıyla; barış gerçek anlamına kavuşur. Bunun için de sözün yasaya, yasanın pratiğe, pratiğin de toplumsal yaşama yansıması gerekir.
Bugün Kürt halkının önüne yeniden bir umut konuluyorsa, bu umudun yükünü yine Kürt halkının sırtına bırakmak da kabul edilemez. Yıllardır barışın bedelini ödeyenler, şimdi barışın bütün sorumluluğunu da taşımak zorunda değil. İki taraf varsa, iki tarafın da aynı sorumluluk bilinciyle bu yükü omuzlaması gerekir.
Önder Apo’nun yıllardır ısrarla işaret ettiği çözüm zemininin bugün yeniden tartışılıyor olması da bu nedenle önemlidir. Eğer gerçekten yeni bir dönemden söz edilecekse, bunun karşılığı eski inkar mekanizmalarının yeni bir dille sürdürülmesi olamaz.
Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi, artık yağmurun yağacağı söylemlerine değil, toprağın gerçekten sulanıp sulanmadığına bakacaktır.
Çünkü bu toprak çok uzun süre direndi. Çok uzun süre dayandı. Çok uzun süre kendisinden vazgeçmesi istendi. Ama vazgeçmedi. Kürt halkı artık yalnızca yağmuru bekleyerek zaman kaybedecek olan bir toprak değildir. Kendi köklerini koruyarak, yağmurun hangi yönden geleceğini de değiştirebilecek bir direniş tarihine ve geleneğine sahiptir.
Şimdi olması gereken, halkların birbirinin varlığını tanıdığı yeni bir yaşam iradesidir. Bu iradeyi Önder Apo ortaya koydu ve tüm halkların barış içinde yaşayabilmesi için hayati bir fırsat tanıdı. Bu fırsatı değerlendiren kazanacaktır. Değerlendirmeyen ise Kürt halkının iradesine çarpacaktır.







