Kadınlar çete tehdidi ve dijital şiddet kıskacında

  • 09:04 20 Temmuz 2026
  • Güncel
Pelşin Çetinkaya 
 
AMED- Rosa Kadın Derneği, kadınlara yönelik şiddetin biçim değiştirdiğine dikkat çekerek, dijital şiddet ve çete tehdidi nedeniyle kadınların can güvenliği kaygısıyla şikâyetçi olmaktan çekindiğini, cezasızlık politikalarının ise şiddeti beslediğini belirtti.
 
Kadına yönelik şiddet yalnızca evlerde değil, mahallelerde de derinleşiyor. Fiziksel şiddetin yanı sıra dijital şiddet, ekonomik baskı, tehdit ve psikolojik şiddet vakalarında yaşanan artış, kadınların yaşamın her alanında şiddetle karşı karşıya bırakıldığını ortaya koyuyor. Kadınların destek mekanizmalarına erişiminin sınırlı olması ve cezasızlık politikaları ise şiddeti besleyen en önemli etkenler arasında yer alıyor. Amed'de faaliyet yürüten Rosa Kadın Derneği, bu tabloya karşı kadınlarla dayanışma ağları örerek şiddetle mücadele ediyor.
 Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Esra Çiçek Mercan, değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Kadınlara yönelik şiddetin yüzü değişiyor’  
 
Son yıllarda fiziksel şiddet başvurularının yanı sıra dijital şiddet ve çete tehdidiyle karşı karşıya kalan kadınların başvurularında dikkat çekici bir artış yaşandığını söyleyen Esra Çiçek Mercan, “Geçmişte bize daha çok fiziksel şiddet ve partner şiddeti başvuruları geliyordu. Ancak son dönemde şiddetin biçimi değişmeye başladı. Özellikle dijital şiddet başvurularında ciddi bir artış var. Bunun yanı sıra, Diyarbakır'da faaliyet gösterdiği ifade edilen bazı çetelerin mağduru olan kadınların başvuruları da oldukça arttı. Bu kadınlar arasında eğitimli olanlar da vardı. Çoğu, işle ilgili bir temas sonrasında bu yapıların hedefi hâline gelmiş. Ardından hem maddi olarak sömürülmüşler hem de can güvenliklerine ilişkin ciddi kaygılar yaşamaya başlamışlar. Bu nedenle bize başvuruyor ve çözüm arıyorlar. Ancak çoğu dava açmaya dahi cesaret edemiyor. Çünkü suç duyurusunda bulunmaları hâlinde can güvenliklerinin olmayacağını düşünüyorlar” dedi.
 
‘Suç duyurusuna giderken bile tehdit ediliyorlar’
 
Esra Çiçek Mercan, kadınların can güvenliği kaygısı nedeniyle şikâyetçi olmaktan çekindiğini belirterek, “Bir başvurucu bunu şöyle ifade etmişti: ‘Cesaretimi toplayıp karakola ya da adliyeye gidiyorum. Tam savcıya suç duyurusunda bulunacağım sırada bir bakıyorum, o kişiler yanımda bitiyor. Sonra korkup vazgeçiyor ve eve dönüyorum.’ Kendisine dava sürecinde eşlik edebileceğimizi ve destek sunabileceğimizi söyledik. Ancak bildiğimiz kadarıyla henüz dava açılmadı. Eğer açıldıysa da bize bu konuda yeniden dönüş yapılmadı. Dijital şiddet, özellikle yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte çok daha görünür hâle geldi. Montajlanmış görüntüler üzerinden kadınları tehdit etme, ‘Seni sosyal medyada ifşa edeceğim’, ‘Elimde görüntülerin var’ gibi tehditlerle yapılan başvuruların sayısı da belirgin biçimde arttı. Öte yandan ekonomik şiddet yaşayan kadınların sayısında da ciddi bir artış gözlemliyoruz. Türkiye'deki ekonomik koşulların ağırlaşmasıyla birlikte ekonomik şiddet daha görünür hâle geldi. Bu durum hem bizim açımızdan hem de kentte kadınlarla çalışan diğer kurumlar açısından önemli bir zorluk oluşturuyor” ifadelerine yer verdi.
 
‘Toplumsal tepki zayıflıyor’
 
Şiddetin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir güç ilişkisi içinde yeniden üretildiğini vurgulayan Esra Çiçek Mercan, “Şiddetin öyküsüne baktığımızda aslında bir şiddet döngüsü görüyoruz. Devletin erkeğe, patronun çalışana, erkeğin kadına, kadının çocuğa, çocuğun ise evdeki hayvana yönelttiği bir güç ilişkisi söz konusu. Şiddetin temelinde, kendisini güçlü görenin daha güçsüz gördüğüne şiddet uygulaması yatıyor. Elbette bunların hiçbiri cezasızlık politikalarından bağımsız değil. Eskiden toplumun kendi yaptırım mekanizmaları vardı. Şiddet uygulayan kişiye karşı toplumsal bir tepki oluşurdu; komşular, aile, çalışma arkadaşları bunu kabul etmezdi. Bugün ise bu refleks büyük ölçüde zayıflamış durumda. Bunun nedenlerinden biri de müdahale eden insanların yaşadıkları. Örneğin Kadir Şeker olayını hatırlıyoruz. Şiddete uğrayan bir kadına müdahale eden genç, yaşanan arbede sırasında erkeğin ölümüne neden olmuş ve ağır bir ceza almıştı. Bu tür örnekler insanlarda ‘Bulaşmayayım, yarın benim başıma ne gelir?’ kaygısını güçlendiriyor. Failler de cezasızlık politikalarından cesaret alıyor. Sonuçta toplum giderek daha az tepki gösteriyor ve şiddet olağanlaşmaya başlıyor. Oysa bu, normalleştirilebilecek bir durum değil” diye belirtti.
 
‘Kadın dayanışmasını gönüllülükle sürdürüyoruz’
 
Hukuki ve psikolojik destek ihtiyacıyla kendilerine başvuran kadınları ilgili kurumlara yönlendirdiklerini ifade eden Esra Çiçek Mercan, “Geçmişte suça karışmış kişiler toplum tarafından dışlanırdı. İnsanlar onlarla görüşmez, evlerine gidip gelmez, düğünlerine ya da taziyelerine katılmazdı. Bugün ise bu toplumsal yaptırım büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda. Rosa Kadın Derneği, 2018 yılının Aralık ayında kuruldu. Aslında kuruluş amacı doğrudan başvuru almak değil, kadın politikaları üretmekti. Ancak o dönemde kayyum uygulamaları nedeniyle kadınların başvurabilecekleri mekanizmalar büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Kadınlardan yoğun talep gelince başvuru almaya başladık. Hukuki destek gerektiren başvuruları Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi ile Adli Yardım Bürosu'na yönlendiriyoruz ve bu konuda güçlü bir iş birliğimiz bulunuyor. Psikolojik destek konusunda ise belediyelerin kadın kurumlarında görev yapan psikologlarla çalışıyoruz. Aramızdaki ilişki tamamen gönüllülük esasına dayanıyor. Biz başvuruları gönüllü olarak alıyor, yönlendirdiğimiz kurumlar da bu başvuruları gönüllü biçimde karşılıyor” sözlerini kullandı.
 
‘Sokağın tepkisi davanın seyrini değiştirdi’
 
Esra Çiçek Mercan, Siverek'te yaşanan kaçırma ve taciz olayının ardından kadın örgütlerinin düzenlediği eylemlerin geniş yankı uyandırdığını dile getirerek, “Yakın zamanda Siverek'te yaşanan kaçırma ve cinsel saldırı olayı bunun önemli örneklerinden biriydi. Olayı öğrenir öğrenmez Siverek'teki kadın örgütleriyle iletişime geçtik. Urfa Kadın Platformu daha önce bir yürüyüş düzenlemişti ancak yeterince ses getirmemişti. Bunun üzerine Siverek'teki yapılarla, özellikle Eğitim Sen ve HEDEP üzerinden yeni bir yürüyüş organize edildi. Bu eylem kamuoyunda geniş yankı uyandırdı ve sonrasında firari durumda bulunan faillerin tamamı tutuklandı. Urfa'da faillerin uzun süre firari kalabilmesi, çoğu zaman aşiret ilişkileri ve failleri koruyan mekanizmalarla ilişkilendiriliyor. Ancak bu olayda kamuoyu baskısı ve sokağın tepkisi davanın seyrini değiştirdi” ifadelerini kullandı.
 
‘Başvurular geçen yılın üzerine çıktı’
 
Başvuruların geçen yıla oranla arttığına dikkat çeken Esra Çiçek Mercan, “Bu yıl henüz yılın ilk altı ayını tamamlamış olmamıza rağmen başvuru sayılarımız geçen yılın aynı döneminin üzerine çıktı. 2026 yılında yapılan başvuru sayısı, elimizdeki verilere göre 30. Türkiye genelinde kadın örgütlerinin açıkladığı veriler de benzer bir tabloyu gösteriyor. Bizdeki artış da cezasızlık politikaları, koruma mekanizmalarının etkili işlememesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamamasıyla yakından ilişkili. Mahkemelerde müdahillik taleplerinde bulunuyor, davaları takip ediyoruz. Şiddet mağduru kadınlarla ve öldürülen kadınların aileleriyle bir araya geliyor, onlara destek sunmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde özellikle bu alandaki çalışmalarımızı daha da güçlendirmek istiyoruz. Ancak mevcut koşullar nedeniyle bunu henüz istediğimiz düzeye taşıyabilmiş değiliz. Sivil toplumun temel görevlerinden biri, kamu politikalarının oluşumuna katkı sunmak ve kadınların taleplerini doğrudan karar vericilere iletmektir. Biz de bu doğrultuda çalışıyoruz” diye aktardı.
 
‘Kadınların taleplerini karar vericilere taşıyoruz’
 
Esra Çiçek Mercan, Türkiye genelindeki kadın hakları kampanyalarının bileşeni olduklarını; kamuoyunu bilgilendirmeye, karar alıcılarla temas kurmaya ve kadınların yaşamını etkileyen yasal düzenlemelere ilişkin görüşlerini paylaşmaya devam ettiklerini söyleyerek şunları söyledi: “Örneğin 12. Yargı Paketi, nafaka hakkı ve kadın haklarını ilgilendiren diğer yasal düzenlemeler konusunda Türkiye genelinde yürütülen kampanyaların bileşeniyiz. Bu süreçlerde söz kurmaya, kamuoyunu bilgilendirmeye ve karar alıcıları harekete geçirmeye çalışıyoruz. Milletvekilleriyle, özellikle de kadın milletvekilleriyle görüşerek bu konuların Meclis gündemine taşınması için girişimlerde bulunuyoruz. Nafaka hakkı, nefret söylemi, erkek şiddeti ve kadınların yaşamını doğrudan etkileyen diğer düzenlemelerin kadınlar açısından yaratacağı sonuçları aktarıyor; önümüzdeki süreçte bu politikaların toplumsal etkilerine ilişkin görüş ve önerilerimizi paylaşıyoruz.”