Gülistan Kılıç Koçyiğit: Kök yasa Meclis kapanmadan çıkarılacak

  • 11:31 27 Temmuz 2026
  • Güncel
 
ANKARA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, kök yasanın Meclis kapanmadan çıkarılacağını yineleyerek, "Daha özgürlükçü ve sürecin önünü açan bir yasanın çıkması için çalışmalar sürüyor. Herkesin altına imza atabileceği bir yasa hazırlanırsa, ortak imza konusunda da bir sorun olmaz" dedi.
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, güncel gelişmelere ilişkin Meclis'te basın toplantısı düzenledi.
 
Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu hafta Genel Kurul gündemine gelecek öğrenci affını da içeren Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin eğitim hakkını güçlendirmekten uzak olduğunu söyledi. Gülistan Kılıç Koçyiğit,  Komisyon görüşmelerinde daha önce öğrenci affından yararlanmış kişilerin de kapsama alınmasının muhalefetin ve öğrencilerin itirazlarıyla sağlandığını, ancak eğitim hakkını sınırlandıran ve akademik alımlarda güvenlik soruşturmasını esas alan maddelerin korunmaya devam ettiğini belirterek, "Eğitim temel bir hak, eğitim anayasal bir hak, eğitim idarenin keyfine göre, idarenin takdir yetkisine göre tırpanlanabilecek bir hak değil. Ama ne yazık ki özellikle 2016 darbe sonrasından sonra bu irtibat ve iltisak meselesi üzerinden birçok öğrencinin eğitim hakkının tırpanlandığını biliyoruz. Şimdi gördüğümüz şu; YÖK'ü protesto eylemine katılıyor, bir örgütle iltisaklı veya irtibatlı olabilir deniliyor. Ya da üniversite yönetiminin antidemokratik uygulamalarına karşı anayasal protesto hakkını kullanan öğrenciler çok hızlı bir şekilde bir örgütle ilişkilendirilip 'irtibatlı ve iltisaklı' denilerek eğitim hakkından mahrum bırakılabiliyor. Öğrenci affını düzenleyen bir yasa önümüzdeyken bu konuda adım atılmamasını doğru bulmuyoruz” diye belirtti.
 
‘Fişleme siyaseti anlayışıdır’
 
Gülistan Kılıç Koçyiğit, teklifin öğretim elemanı ve akademisyen alımlarında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yeniden belirleyici hale getirdiğini belirterek, bunun liyakat yerine siyasi değerlendirmeleri esas alan bir anlayışı kalıcılaştırdığını söyledi. Gülistan Kılıç Koçyiğit, "Bir akademisyen açısından belirleyici olması gereken eğitimi, liyakati, bilimsel birikimi ve yaptığı çalışmalardır. Fakat Türkiye'de iktidarı eleştirip eleştirmediğine, muhalif olup olmadığına bakılıyor. Bu anlayış, fişleme siyasetini bütün kurumlara yerleştirmeye çalışan bir siyasi aklın ürünüdür. Muhalif olanı, farklı düşüneni kurumların dışında bırakmayı hedefleyen bu yaklaşım kabul edilemez. Bu düzenleme anayasaya, masumiyet karinesine ve insanların en temel çalışma hakkına aykırıdır” dedi. 
 
‘Hukuk acıyla değil, akılla kurulur’
 
Gülistan Kılıç Koçyiğit devamında şunları belirtti: “Bugün iktidarın çocuklara nasıl baktığını, çocuk ve suç ilişkisini nasıl tanımladığını, nasıl yan yana getirmeye çalıştığını konuşuyoruz. Şimdi AKP çocukları hak sahibi bireyler olarak görmek yerine onları aslında toplumsal öfkenin yönlendirileceği özneler haline, hedefler haline getirmeye çalışıyor ve bundaki en önemli sorun da bu meseledeki kendi payını görmemesi ve ıskalaması meselesi. Önümüzde duran teklif bir tercihin sonucu ve bu tercihin çocuktan yana bir tercih olmadığını altını çizmemiz gerekiyor. Toplum vicdanını derinden yaralayan, kamuoyunda infial oluşturan, can kayıplarıyla sonuçlanan bütün olaylar açısından derin üzüntümüzü paylaşıyoruz. Bu konuda hepimizin bu olaylarda mağdurun yanında, mağdurun ailesinin yanında olması ve tabii ki adalet mekanizmasının etkinliğini takip etmesi gibi bir sorumluluğu olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Fakat acı hukukun gerekçesi haline getirilemez. Hukuk acıyla değil, akılla kurulur. 
 
 Çocukları suçtan koruyacak politika yok
 
Kanunlar öfkeyle yapılamaz. Toplumsal infial çocuk haklarının budanmasının gerekçesi haline getirilemez. Bunun toplumsal zemini var. Bugün kamuoyunda infial var diye yaz ortasında AKP Temmuz ayında çocukları daha fazla cezalandıracak bir yasayı gerektiriyor. Sorduğumuz zaman da;  ‘efendim sosyal medyada görüyorsunuz. Çok ciddi bir hassasiyet var. Aileler geldi bizi gördü gibi gerekçeler sunuyorlar.’  Şimdi açık ve net söyleyeyim. 24 yıldır iktidardasınız. 24 yıllık iktidarınız boyunca çocukları suçtan koruyacak, onları güçlendirecek, onların eğitim hayatında kalmalarını sağlayan, yoksulluktan koruyan, işçileşmesini engelleyen bir politikaya imza atmamışsınız. Hali hazırda bu ülkenin bir çocuk bakanlığı yok. Meclis'in bir çocuk ihtisas komisyonu yok. Ama ne var elimizde? Çocukları yetişkin ceza sistemi içerisine çekmeye çalışan yetişkin ceza adalet sistemiyle, ceza yargılamasıyla yüz yüze bırakmaya çalışan bir anlayışın bir algının olduğunu görüyoruz. 
 
Yetersizliklerinin suçlusu çocuklar değildir 
 
Bunun gerekçesini de şuradan koyuyorlar. Cezasızlık algısı var. Bugün kadınları öldürenler açısından cezasızlık algısı değil, cezasızlık var. Bugün nefret suçları açısından cezasızlık var. Bugün gerçek anlamda çocuk istismarı meselesinde cezasızlık algısı var. O tarikatlarda istismar edilen çocukların faillerinin nasıl 3-5 yıl sonra, 1-2 yıl sonra hasta diye cezaevinden çıkarıldıklarını. Bugün cezasızlık meselesi kamu görevlileri açısından özellikle işledikleri suçlarda var. Gülistan Doku meselesine bakalım. Tuncay Sonel ve onun oğlu onca zaman nasıl kaçtı? Nasıl bütün o delilleri kararttı? Nasıl o aileyi günlerce o barajın kenarında feryat eder bir şekilde izledi? Nasıl polisinden, doktoruna, hemşiresinden, en eski polisine, yargısına, koruyucusuna kadar nasıl bir suç şebekesi kuruldu? Demek ki burada sistem aslında suçluyu koruyor. Çok açık ve net kamu görevlisini koruyor. Bugün bir kamu görevlisi suçluysa onun arkasında devasa bir sistem var. Ama bugün bir çocuk suçluluğu kavramını konuştuğumuzda ‘Çocuğu daha fazla cezalandıralım, daha fazla kapatalım’ diyen bir anlayış var. O anlamıyla AKP'nin sosyal politikalarının, yetersizliklerinin suçlusu çocuklar değildir. Siyasetin de böyle dar siyasi polemiklere hapseden değil, gerçekten çocuğu merkeze alan bütün siyasi partilerin bir bakış açısıyla bu yasaya yaklaşmaları gerektiğini düşünüyorum.
 
Çerçeve yasa bir başlangıcın ilk adımıdır
 
50 yıllık bir çatışmanın ardından aslında tarihi bir eşiktir. 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın çağrısı özellikle örgütün ateşkes ve fesih kararıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci aslında hukuki zemine taşınma tartışmalarını yaşıyor ya da hukuki zemine varmanın arifesine Meclise gelmesi beklenen çerçeve yasayı bir sonuç olarak ifadelendiren yaklaşımlar var. Oysa ki bu çerçeve yasa bir sonuç değil. Aksine yeni bir başlangıcın ilk adımını oluşturuyor. 100 yıllık Kürt meselesini elbette ki tek yasayla çözülmeyecektir. Ancak doğru iradeye yansıyan ilk doğru adım sorunun çözülmesine ve gerçek anlamda kalıcı barışın tesis edilmesine çok büyük bir katkı sunacaktır. Yasanın kategorik ayrımlar içermemesi ve barış sürecine katılmak isteyenlere kapsayıcı bir kapı aralaması gerekmektedir. Bu anlamdaki görüşümüzü buradan yenilemek istiyoruz. Bu yasa demokratik siyasete katılımı, dönüşleri ve silahların devreden çıkarılmasını hukuki güvenceye bağlamalıdır. 
 
Dar yaklaşımlara hapsolmamalı
 
Tabii ki içerik kadar bu içeriğin hazırlanma yöntemi, yasanın yapım yönteminin de önemli olduğunu ifade eden o anlamıyla olabildiğince geniş bir istişare zemininin olması, geniş bir uzlaşı arayışının mutlaka yapılması ve ortak akılla şekillenen bir yasanın meclise, gelmesini de önemsediğimizi ifade etmemiz gerekiyor. Meclis’te bulunan bütün siyasi partilere de yeniden çağrı yapmak istiyoruz. Dar, güncel tartışmalara hapsolmadan, gerçek anlamda dar parti çıkarlarına hapsetmeden bu sorunu ele almak ve bu soruna bu çerçeveden, bu bakış açısıyla yaklaşmanın da önemli olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Elbette ki herkesin bizim gibi düşünmesini, süreci bizim gibi ele almasını beklemiyoruz. Farklı görüşler, farklı düşünceler, eleştiriler, öneriler, itirazlar olacaktır, olmalıdır da. Bunların her birinin Meclis zemininde ifade edilmesi ve yapıcı bir katkı olarak sürece katkı sunması beklentimizi de ifade etmemiz gerekiyor. Ama bu tarihi fırsatı herkesin iyi değerlendirmesi ve bu tarihi fırsatı ıskalamamak için de herkesin sorumluluk alıp elini taşın altına koyması gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor.
 
Uygulamada Meclis sorumluluk almalı
 
Yasa önemli bir başlangıç olacak, önemli bir kapı aralayacak ve bu kapıyı sonuna kadar açmak için de sonrasında da daha fazla çalışmamız ve bir dizi yasayı da birlikte konuşmamız gerekir. Fakat yasanın uygulama sürecinde de yine meclisin sorumluluk alması gerekiyor. Meclis çatısı altında tüm siyasi partilerin temsil edildiği bir ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ oluşturulmalıdır. Bu kurul sürecin takibini yapan, sorunları erken tespit eden ve diyaloğu kolaylaştıran çoğulcu bir yapıda olmalıdır. O anlamıyla özellikle komisyon aşamasındaki gibi bir yaklaşımın benimsenmesi bizim açımızdan çok kıymetli olacaktır. Çerçeve yasanın ardından elbette deki infaz kanunu, TCK,  terörle mücadele kanunu başta olmak üzere demokratikleşmeyi engelleyen mevzuatta da köklü değişiklikler yapılması gerekiyor. Çıkacak çerçeve yasanın bir referans yasa olması, bir kök kanun olması ve yapılacak bütün değişikliklerin de oraya referansla değiştirilmesi, dönüştürülmesi ya da gerçekten köklü bir şekilde ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor. 
 
Siyasi parti ziyaretleri
 
Heyetimiz çeşitli görüşmeler yapmaya devam ediyor. Hem iktidar partisi ile hem diğer partilerle. Yasanın çerçevesinin ön görüşmeleri bunlar. Bunu İmralı heyetimiz yürütüyor. Birazcık İmralı'da yürüyen tartışmaları da bilmeleri, ona vakıf olmaları nedeniyle yapılıyor. Yasayı şekillendirmek konusunda görüş, düşünce alışverişi devam ettiğini söyleyebiliriz. Bu hafta içerisinde de yoğun bir trafik bekliyoruz. Bunların çoğunun basına açık olması gibi bir durum yok. İhtiyaç halinde basına da açık toplantılar yapılır. Ama daha ziyade istişareler olduğu için, karşılıklı görüş alışverişi olduğu için böyle gün içerisinde belki bazen birkaç toplantı da olabilir. Bu hafta yoğun olacak.
 
Takvim tartışmaları
 
Çerçeve yasaya dair henüz takvim ise netleşmiş değil. Meclis kapanmadan mutlaka yasanın Adalet Komisyon'una gelmesi ve daha sonra da Genel Kurul'a gelip yasallaşması beklentimizi yeniden ifade etmek istiyorum. Eğer tartışmalar olgunlaşırsa bu süreç bir olgunluğa erişirse o olgunluktan sonra da Meclise sunulacaktır. Ama hali hazırda bu hafta itibariyle de bu görüşmeler, tartışmalar, karşılıklı görüş alışverişi devam ediyor. Meclis kapanmadan çıkacağına dair bilgiyi yeniden teyit edebilirim. Ama en kısa sürede de hem Adalet Komisyonu hem de genel kurula sunulmasını bekliyoruz. Bu konuda biz de çalışma yapıyoruz. Görüşmelerimiz devam ediyor. 
 
Ortak imza ile sunulacak mı? 
 
Yasanın ele alınışında ise farklılıklar var. O anlamıyla birçok başlıkta yakınlaşmaya, görüşleri yakınlaştırmaya çalışan, ortaklaştırmaya çalışan bir mesai yürütüyoruz. Daha kapsayıcı, daha demokrat pratik, daha özgürlükçü ve sürecin önüne çıkan bir yasa çıkması konusunda çabalar devam ediyor. Herkesi tatmin eden, herkesin altına imza koyabileceği bu anlamıyla mutabakatla çıkan bir yasa olursa ortak imza koymak konusunda bir sorun olmaz. Ama zaten böyle olmayan bir yasa ne kadar işe yarar? Orası ayrı ama bir ortak verip vermeme konusu henüz konuşulmadı. Bağıtlanmış bir durum söz konusu değil.”