Demokratik Cumhuriyet inşasında anadile de statü lazım
- 09:07 29 Haziran 2026
- Kültür Sanat
Rozerin Gültekin
AMED - Kürt Dil Konferansı'na katılanlar, demokratik cumhuriyetin anadil güvencesi olmadan inşa edilemeyeceğini belirterek, Kürtçenin yasal ve anayasal statüye kavuşturulmasını istedi. Katılımcılar, dil mücadelesinin yalnızca kurumlarda değil, toplumun her alanında yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Demokratik Dil Kurumları, “Statüden eğitime kadar müzakere için yeni bir çerçeve” şiarıyla 2 günlük Kürt Dil Konferansı gerçekleştirdi. Dil alanında çalışma yürüten çok sayıda kişinin ve kurumun katıldığı konferansta, Kürtçenin hukuki statüsü, anadilde eğitime dair çeşitli tartışmalar yürütüldü.
Mikrofon uzattığımız konferansta yer alan katılımcılar, Kürtçenin statüsünün önemine dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Statü sağlanmadığı sürece tehlike devam edecek’
Yıllardır baskı ve asimilasyon politikaları ile hedef alınan Kürtçenin statüsünün tanınmasının önemine dair konuşan Amed Kürt Dil Enstitüsü Eşbaşkanı Nesrin Altaş, “Bugüne kadar dilimizden utandırılmaya çalışıldık. Anne ve babalar çocuklarıyla Kürtçe konuşmaktan çekinir hale getirildi. Kendimizi dilimizle ifade etmekte zorlandık. Hastanelerde doktora derdimizi anlatamadığımızda ya da mahkemelerde kendimizi savunmak istediğimizde dilimizin yetersiz olduğu algısı yaratıldı. Artık bu durumu tersine çevirmemiz gerekiyor. Dilimizden utanmamalıyız, aksine dilimizle gurur duymalı ve onu her yerde konuşmalıyız. Kürt dili her ne kadar bazı dönemlerde serbest bırakılmış gibi görünse de her zaman yasaklarla yüz yüze kalmıştır. Bu yüzden resmiyet bizim için çok önemli. Bu olmadığı sürece dilimiz üzerindeki tehlike her zaman devam edecektir. Dil üzerindeki çalışmalar ne kadar yürütülürse yürütülsün, Kürtçenin statüsü yasal ve anayasal bir güvenceye kavuşturulmadığı sürece bu adımların kalıcı olması zordur. Dilimizin geleceği için yasal güvence şarttır. Eğer dil üzerinde kalıcı ve güçlü bir adım atılmazsa, süreç içerisinde devletin atacağı diğer adımların da bir anlamı kalmaz. Çünkü en temel hak, anadil hakkıdır. Eğer bu hak verilmezse, devletin attığı diğer adımların da samimi olmadığı anlaşılır” sözlerine yer verdi.
‘Dil çalışmalarını daha da büyütmeliyiz’
Enstitü olarak yürüttükleri çalışmalara dair aktarımda bulunan Nesrin Altaş, “Biz sadece dil eğitimi çalışmaları yürütmüyoruz, aynı zamanda dilin bilimsel, akademik düzeyde ve literatürde gelişmesi için araştırmalar yapıyoruz. Kitapların basılması ve yayımlanması gibi geniş bir yelpazede çalışmalar yürütüyoruz. Daha çok dil bilimi ve akademik alanda faaliyet gösteriyoruz. Eğer imkanlarımız el verirse daha geniş çaplı eğitim çalışmaları da yürütmek istiyoruz. Sayın Öcalan'ın da belirttiği gibi dil, bir halkın varlığıdır. Ama maalesef bugüne kadar bu konuda üzerimize düşeni tam olarak yerine getiremedik. Çalışmalarımız bu büyük asimilasyon politikası karşısında yetersiz kaldı. Halkımız üzerindeki bu tehlikeyi tam olarak bertaraf edemedik. Bu yüzden çalışmalarımızı daha da büyütmemiz gerekiyor. Yürütülen asimilasyona karşı daha güçlü bir mücadele vermeliyiz. Sadece kurumlar düzeyinde değil, toplumun her kesiminde, sokakta ve evde dilimizi yaşatmalıyız. Halkımız da dilimizin nasıl bir tehlike altında olduğunun bilincinde olmalı ve çalışmalarını daha ciddi bir şekilde yürütmelidir” ifadelerini kullandı.
Demokratik cumhuriyet ve dilin özgürlüğü
Komaleya Wêjekarên Kurd (Kürt Yazarlar Derneği) yönetiminde yer alan Nurcan Delil, “Kürtçenin statüsü için Kürt halkı yıllardır mücadelesini sürdürüyor. Ancak aynı zamanda dile yönelik pek çok asimilasyon politikası uygulandı. Bu politikalar ile bir şey elde edilmedi. Kürdistan’ın dört parçasına baktığımızda uyanış, sahiplenme oluştuğunu görüyoruz. Kürtlerin de artık kendi dillerini hukuki düzeyde elde etmesi gerekir. Biz bugün demokratik cumhuriyetin tartışıldığı bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Demokratik cumhuriyet tartışılırken sadece ‘dil eğitimi verilsin’ demek yetmez. Dil, demokratik cumhuriyetin en büyük ve en önemli parçasıdır. Halkların varlığı, halkların diliyle mümkündür. Demokratik cumhuriyette biz sadece kendi dilimizden bahsetmiyoruz; tüm halkların dilinden, hakkından bahsediyoruz. Bugün bu aşamada, yasal düzeyde ve anayasada bunun kabul edilmesi gerekir. Bunun için Kürtlerin mücadelesi devam edecektir” dedi.
Çalışmalar halkla birlikte yürütülmeli
Kürtçenin yıllardır her alanda konuşulmasının engellenmeye çalışıldığını, evlerin içine kadar bu politikanın girdiğini belirten Nurcan Delil, “Bugün demokratik cumhuriyet kapısı açılmışsa, barış için bir adım atılmışsa öncelikle Kürtçe kabul edilmeli. Kürtçe dil eğitimi Kürt halkı için çok önemlidir, varlığı için elzemdir. Kürt Yazarlar Derneği ve tüm derneklerimiz Kürt dili üzerine çalışıyorlar, mücadele ediyorlar. Bunun yasal bir çerçeveye kavuşması için pek çok faaliyet yürütüyorlar. Ama bir eksiğimiz var; derdimizi kendi dilimizde dile getirmeli, siyasetimizi artık kendi dilimizle yapmalıyız. Kürt kültürü ve Kürt edebiyatı kadar zengin bir şey yoktur. Bu yüzden edebiyatımızın Kürtçe olarak daha iyi bir şekilde sürdürülmesi gerekir. Gerçekleşen konferans, dil alanında çalışan tüm Kürtleri, dil mücadelesi yürütenleri bir araya getiren önemli bir etkinliktir. Bu konferansların her zaman yapılması gerekir ki dilin ruhu her zaman canlı kalsın. Ama bu konferansların artık sadece dört duvar arasında kalmaması, halkın içinde de bu konferansları düzenlememiz gerekiyor. Tüm çalışmalarımızı, kültürümüzü, sanatımızı, dilimizi, edebiyatımızı, konferanslarımızı halkın içinde gerçekleştirmeliyiz. Tüm çalışmalarımızı halkla bağdaştırmalıyız” sözlerini kullandı.
‘Sadece statü yetmez, halk da dilini kullanmalı’
Avesta Dil ve Kültür Araştırmaları Derneği Eşbaşkanı Kurdiye Irgat ise, “Kürt halkının dili yüzlerce yıldır yasaklanmış, baskı ve zulüm altında kalmıştır. Kürt halkı kendi dilinin özgürlüğünü istiyor. Bugün dünya genelinde 968 dil arasında Kürtçe 80'inci sırada yer almaktadır. Güçlü, zengin ve köklü bir dildir, büyük bir milletin dilidir. Biz ümit ediyoruz ki dil artık yasaklanmasın, statüye kavuşsun, eğitim kendi diliyle yapılsın, toplum dilini özgürce konuşabilsin. Kürtçe resmi bir dil olsun, statü sahibi olsun; tüm diller gibi o da dünyada, dünya genelinde kendini özgürce ifade edebilsin. Biz dernek olarak Kürtçe dersleri veriyoruz. 20 yaşındakiler geliyor örneğin; baskı ve zulüm yüzünden bugüne kadar dillerini öğrenememiş, eğitim görememişler. Üniversiteden geliyorlar, üniversitede okuyorlar; belki doktor, avukat olacaklar ama maalesef ana dillerini bilmiyorlar. Bizde eğitim görüyorlar. Biz ümit ediyoruz ki bundan sonra resmi okullar açılsın, resmi dersler olsun, Kürtçe resmi bir ders haline gelsin. Dilin resmiyet kazanması ve statü sahibi olması çok önemlidir ama en önemlisi anne ve babanın evde kendi diliyle konuşmasıdır. Kendi diliyle çocuklarıyla konuşmalıdırlar. Sadece statü yetmez; Kürt halkının da kendi diline sahip çıkması, kendi diliyle konuşması gerekir” diye vurguladı.







