Ateşle imha ve yeniden doğuş
- 09:05 29 Mayıs 2026
- Jineolojî
“Bu töreni farklı kılan en temel unsur, kadın öncülüğünde gerçekleşmiş olmasıydı. Abdullah Öcalan’ın öncülüğündeki Kürt Özgürlük Hareketi, kadının özgür olmadığı bir toplumun ve halkın özgür olamayacağı perspektifiyle mücadele etmiştir.”
Dicle Müftüoğlu
PKK’nin feshinin bir yok oluş, bitiş ya da son değil bir dönüşümün ve yeni bir başlangıcının temsiline de döndü 11 Temmuz töreni. Başta da belirttiğimiz gibi dünyadaki silah bırakma-silahsızlanma örneklerinin aksine, silahlar herhangi bir devlet yetkilisi ya da yapılanmaya teslim edilmedi. Kürtlerin mitolojisinde ve tarihinde önemli bir yere sahip olan ateş, imha töreni için tercih edilmişti. Kürt ve Ortadoğu tarihinde önemli bir inançsal öğe olan ateş, kutsal olarak kabul edilir. Zerdüştlükte ateşe tapılmasının yanı sıra, Aleviler ve Êzidîlerde inançsal olarak diğer tüm Kürtlerde ise genel bir toplumsal değer olarak ateşe önemli bir yer atfedilir ve su dökülerek söndürülmesi suç olarak görülür.
Ortadoğu’nun mitolojik karakterlerinden biri olan Zümrüdü Anka, diğer adıyla Simurg da sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü simgelemektedir. Kutsal bilgi ağacında kendini ateşle kaplayan Zümrüdü Anka, küllerinden yeniden doğarak yenilenmeyi; özü itibariyle yok olmayı değil yeniden inşayı temsil eder.
Ateşle silahların imhasının bir diğer anlamı ise, tüm Kürtlerin direniş tarihi bakımından önemli bir yeri ve eylemi simgeleyen Newroz ateşidir. Zalim Dehaq’a karşı mücadele eden demirci Kawa, dağ başında yaktığı ateş ile bir zaferi duyururken, sömürgeci karşısında yeniden dirilişe de başlatmıştır. 11 Temmuz’da silahların bir çanağın içine doldurulmasının ardından, Besê Hozat ve Behzat Çarçel tarafından yakılan ateşle eskinin imhası sağlanırken, yeniden doğuşun da fitili ateşlenmiştir.
Kadın öncülüğü
Bu töreni farklı kılan en temel unsur, kadın öncülüğünde gerçekleşmiş olmasıydı. Elbette Abdullah Öcalan’ın öncülüğündeki Kürt Özgürlük Hareketi, kadının özgür olmadığı bir toplumun ve halkın özgür olamayacağı perspektifle mücadele etmiştir. Kadının düşürüldüğü, köleleştirildiği ve kastik katil eliyle yok edildiği bu topraklarda yeniden doğuşunu esas almıştır. Özgürlük mücadelesi tarihinin aynı zamanda kadının özgürleşme tarihi olduğunu ve jineolojînin de tüm çalışmaların ana perspektifini oluşturduğunu not ederek bu törendeki kadın öncülüğünün önemine işaret etmek istiyorum. Kürt Özgürlük Hareketi elbette paradigması nedeniyle dünya çapında tanınmıştır; ancak evrenselleşmesi daha çok kadın özgürlük mücadelesi üzerinden gerçekleşmiştir. DAİŞ’in karanlığına karşı parlayan kadının zılgıtları dünyada yankı uyandırmış, tüm dünyanın korkulu rüyasına dönen DAİŞ’e karşı verilen mücadele tüm kadınlar için bir özgürlük umudu olmuştur. İran’daki serhildan ile birlikte de “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesi evrenselleşmiştir.
Besê Hozat, bu törende yalnızca Barış ve Demokratik Toplum Grubu adına açıklamayı yapma sorumluluğunu üstlenmemiş, dönüşümün de öncülüğünü yapmıştır. Silahı bir mücadele biçimi olarak benimsemiş ve direnişin ana simgelerinden birine dönüştürmüş bir hareket açısından, silahların devre dışı bırakılması normal koşullarda kolay, rutin ya da sıradan bir hâl değildir. Bunun için büyük bir inanç ve yeniden yaratımı esas alan bir irade gerekmektedir.
Köleleştirilen, ezilenin ezileni konumdaki kadın, 47 yılı aşan bu mücadelede kendisiyle birlikte erkeği ve toplumu değiştirmeyi başarmıştır. Özelde hareket içinde özgürleşen kadınlar, kölelik toprağını atarak insanın toplumsallaşmasını yaratan kadının köklerine, onun tanrıça damarlarına dönmüştür. İnsanlığın ilk oluşumundaki etkisinde olduğu gibi, toplumsal dönüşümdeki rolü onu mücadelenin de öncüsü haline getirmiştir. Elbette bu öncülük akan mücadelenin tamamında belirleyici bir rol oynamıştır. Abdullah Öcalan kadını, özgürlük mücadelesinin merkezine koyma nedenini şu sözlerle açıklıyor:
“Sevgi ve saygı, estetik ve özgür ahlakla mümkündür. Bunun merkezine kadını oturtmam doğrudur. Özgürlük eylemiyle doğan özgür kadının ve etrafında gelişen yaşamın en güzelce ve dostça olacağından kuşku duymadım. Komplekse düşmedim. Erkek egemenlikli din ve toplum yerine kadının en azından eşitliği gözeten tanrıça ağırlıklı din ve toplum anlayışına büyük anlam verdim. Bunun oluşması için büyük bir kadın özgürlüğü ve aşkının işçiliğini yürüttüm…. Etik açıdan kadının sorumluluğu daha kapsamlıdır. İnsan eğitiminin iyi ve kötü yönlerini, yaşam ve barışın önemini, savaşın kötülüğünü ve dehşetini, haklılık ve adalet ölçülerini değerlendirme, belirleme ve kararlaştırmada kadının ahlaki ve politik toplum açısından daha gerçekçi ve sorumlu davranma doğası gereğidir. Tabi erkeğin kuklası ve gölgesi kadından bahsetmiyorum. Söz konusu olan özgür, eşit ve demokratikleşmeyi özümsemiş kadındır.”
Savaşın kötülüğünün ve barışın öneminin anlatıldığı bu törene kadının öncülük etmesi, 30 yılı aşkın süredir verilen mücadelenin özgürlük, eşitlik ve demokratikleşmeyi özümsemiş bir simgesi olarak Besê Hozat çıktı. Besê Hozat, o törende yalnızca 30 kişilik bir gerilla grubunu, KCK yürütme konseyini, Kürt Özgürlük Hareketi’ni temsil etmiyordu. Aynı zamanda Tiamat şahsında bedeni parçalanan tanrıçanın savaşımını; Zilan’ın günlerce kırmızı akmasına neden olan katliamdan geçirilen Kürtleri; Alişer ile direnen Zarife Xanım’ı; 1937-38 Tertelesi ile soykırıma uğratılan Dêrsim’in uçurumlardan atılan, tecavüze uğrayan, kaçırılan ve özünden uzaklaştırılan kız çocuklarını; Diyarbakır Zindanı’nda düşmanın yüzüne tüküren Sara’nın kavgayla geçen ömrünü; ihanete karşı uçurumlardan atlayan Beritan’ı; 8 Mart’tan Newroz’a ateşten bir köprü olan Sema Yüce’yi; özgürlük için bedenlerini ateşe veren Ronahî ve Berîvan’ı temsil ediyordu. Onların mücadelesini bedeninde, ruhunda ve aklında damıtarak kendini yeniden yaratan bir kadın olarak öncülük misyonunu üstleniyordu. Saçının örgüsünden sesindeki heyecana, adımlarındaki kararlılığın yanındaki zarafetle özgürlüğü muştulayan bir tanrıça yüceliğini temsil ediyordu. Ağzından çıkan ve bir boğaz gibi etrafımızı saran kayalara çarparak yankılanan sesinde, Munzur’dan Gilîdax’a, Cilo’dan Amanoslar’a kadar direnen her bir Kürdün talebi buluşuyordu. Besê Hozat ile birlikte adlarını tarihe yazdıran 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun öncü kadınları, Kürdistan ve dünya için yeniyi yaratma cesaretini kuşanmıştı. Feodalitenin kapının eşiğinden bile çıkmasına izin vermediği kadınlar, 50 yıllık bu mücadele içinde kadının yaşamın içindeki akışını yaratmış ve özgürlüğün ancak kadının özgürlüğüyle mümkün olacağını dünyaya haykırmıştı. Şimdi ise büyük bir heyecanla barışın ve demokratik toplumun öncülüğünü yapıyorlardı.
*Yazının devamı “Kadının Barışçıl Kimliği” başlığıyla haftaya yayınlanacaktır.
*Bu yazı, Jineolojî Dergisi’nin “Kadın ve Barış” dosya konulu 37. sayısından kısaltılarak alınmıştır.







